Art-Thessaloniki_728x90.jpg.jpg

Akbank 36. Günümüz Sanatçıları Ödülü Yarışması | Akbank Sanat

95.328 izlendi

Akbank 36. Günümüz Sanatçıları Ödülü Yarışması

28 Haziran- 28 Temmuz 2018 

Akbank Sanat

 

Çağdaş sanat alanındaki gelişmeleri teşvik etmek ve genç sanatçılara destek olmak amacıyla Akbank Sanat ve Resim ve Heykel Müzeleri Derneği işbirliğiyle düzenlenen “Akbank 36. Günümüz Sanatçıları Ödülü Yarışması” sonuçlandı. Eserler, 28 Haziran- 28 Temmuz tarihleri arasında Akbank Sanat'ta gezilebilecek.

Bu yıl yaklaşık 750 sanatçının başvurduğu yarışmada jüri tarafından yapılan değerlendirme sonucunda Atilla Galip Pınar, Berna Dolmacı, Hasan Mert Öz ve Levent Yıldız ödül kazanırken; Ayşe Nilden Aksoy, Batuhan Keskiner, Berkay Yaşar, Gül Akpınar, Gülçin Karaca, Hasan Mert Öz, Hatice Artüz, Kaan Fıçıcı, Meltem Begiç, Mert Acar, Merve Vural, Nur Pınar Özen, Oğulcan Sürmeli, Seher Uysal ve Zeynep Kaynar’ın eserleri sergilenmeye hak kazandı.

"Yüreği Etkileyen Haklı Güç: Tutku” temasını taşıyan ve küratörlüğünü Nadim Samman’ın yaptığı "Akbank 36. Günümüz Sanatçıları Ödülü Sergisi’nde" yer alan 18 sanatçının eserleri fotoğraf, resim, video ve enstalasyon gibi farklı alanlardan oluşuyor.

 

"Akbank 36. Günümüz Sanatçıları Ödülü Yarışması"nda Erdağ Aksel, Hasan Bülent Kahraman, Nadim Samman, Gönül Nuhoğlu ve Derya Bigalı’dan oluşan jüri sergide yer alan sanatçıları ve ödül alan sanatçıları belirledi. 

 

Akbank Günümüz Sanatçıları Ödülü Sergisi ile ilgili Hasan Bülent Kahraman şunları söyledi: “Hegel, Estetik kitabında bu kavramı ‘pathos’ olarak tanımlıyordu. Pathos iyiden iyiye düşünülmüş, tasarlanmış bir kararla bütünleşemezdi. Tutku kendiliğinden, bazen ani, beklenmedik bir yıldırım gibi inen şeydi. O nedenle mesela Tanrıların ‘pathos’u olamazdı. Pathos insana özgüydü. Ama tutku sadece bir duygu da değildi. İnsanın tüm yüreğini sarar pathos ve ona nüfuz eder. Özsel ve ussaldır. Ve tutku sanatın asıl merkezini, gerçek alanını oluştururdu. Doğa tutkuya dışsaldı. Sanat doğayı ancak bir tasarım ögesi olarak, sembol olarak kullanmalıydı. Yirminci yüzyılın sanatı belki de tam bu Hegelci noktadaydı. Mimesinin öldüğü, gerçeğin daha önce ‘yapılmış’ gerçeklikte arandığı bir dünyada sanat kendi içine kapanıyordu; daha doğrusu yeni bir gerçekliğe ve bu nedenle sanat yapıtı kendinde sonlu bir anlama erişiyordu. O zaman neydi bu sanat? Sadece tutkuların oluşturduğu bir evren mi? Oysa Hegel buna karşıydı. Tutku sadece çılgınlık anlamında bir tutku olmamalıydı. Ussallıkla bütünleşmeliydi. ‘O’ sanat ussal ve tutkusal olmalıydı. Ve bu nedenle tragedyalar ve komedyalar salt çılgınlık olarak tutku içerir. Şimdi daha da vahim bir noktadayız. Doğa bitiyor.  O zaman sanat sadece ussal bile olsa, tutkularla mı üretilecek? Ve tutku sadece insanın kendi gerçekliğinde mi doğacak ve yaşayacak? Nerede duruyoruz? Yeni bir sanatın eşiğinde miyiz yoksa eski bir sanatın kapısından mı çıkıyoruz?”

 

Müzik: Müzikotek



BENZER VİDEOLAR

ART BLOG