72890.jpg

Bir zamanlar İstanbul’da... | Yazan:Ayşe Kırca

Bir zamanlar İstanbul’da... | Yazan:Ayşe Kırca
Ayşe Kırca 20.04.2018

İstanbul’un cumhuriyet plajlarına ayak basarmışcasına başlıyor serginin size yaşattığı serüven. Buram buram deniz kokan bu nostaljik sergi, Cumhuriyet’in ilk kurulduğu yıllara alıp götürüyor sizi. Aydınlık ve ilerici kavramlarının iç açıcılığı ve pozitifliği etrafınızı sarıyor. Serginin temasına yakıştırılan yerdeki kumlar, tahta çubuklar ve sarı duvarların sıcaklığı bütün eserleri bir araya getiriyor. Osmanlı’nın deniz hamamı kültüründen, Cumhuriyet’in kurulmasıyla birlikte plaj kültürüne geçen Türkiye’yi ele alıyor. Osmanlı İmparatorluğu’nun kısıtlayıcı zihniyetinden çıkıp, medeniyet kavramını ülkemizin nasıl edindiğini gözler önüne seriyor. Bir devrim niteliğindeki bu kültürel değişim Türk olmanın gururunu bizlere bir kez daha yaşatıyor.

Osmanlılar güzel İstanbul’un dillere destan boğazının kıymetini bilememiş. Denizde yüzmenin büyük mahremiyet olduğunu düşündüklerinden bunu yasaklı kılmaya layık görmüşler. Denizin yüzme konsepti olarak değilde, yıkanma konsepti olarak kullanılabileceği düşüncesi onlara deniz hamamlarını inşa ettirmiş. Tahta perdeler örülmüş, ahşap kazıklar çakılmış, insanlar; kadın erkek diye birbirinden ayrılarak, karaya köprülerle bağlı olan, küçük, kapalı, tahta kutucuklara yerleştirilmiş. Yüzme bilmek gerektirmeyen, mevsimlik yapılar halka açık ve özel olarak ikiye ayrılırmış. Üst düzeyde denetlenen ve kontrol altında tutulan bu deniz hamamları Cumhuriyet’in kuruluşuyla yerini plaj yapılarına bırakmış.

Rus askerlerin İstanbul’a geldiklerinde denize mayolarıyla, kadınlı erkekli girmeleri İstanbullulari ilk başta şoka uğratmış olsada, halk kısa süre içinde bu düşünceye ısınmış. Sergide de bahsedilen bu konu “Haraşolardan Nataşalara” başlığı altında künyeler arasında yer alıyor. İstanbul denizi layığını sonunda bulmuş ve plaj konsepti halkla buluşmuştu. Laiklik ilkesinin yerleşmesi ile birlikte insanlar özgürce denize doymaya başlamıştı. Kadınlar ve erkeklerin ayrımcı düşünceden uzak, birlikte denize girebildiği bu plajlar, insanların yorucu hayatlarına bir ara verip nefes aldıkları yerler olmuştu. Deniz hamamlarında giyilen takunyalar ve peştamallerin aksine plaj kültüründe moda olgusu oluşmuştu. İnsanlar medeniyete yakışır bir şekilde mayo ve bikinileriyle denize girmeye başlamıştı.


Artık insanlar gün boyu plajlardan çıkmıyor, deniz ve güneşle vakit geçirmekten o kadar keyif alıyorlardı ki, plaj kültürüne zamanla aktiviteler ve eğlenceler de eklendi. Lokantalar, çocuklara özel havuzlar, atlama kuleleri, gazinolar vb. kuruldu. İnsanlar hem denizin tadını çıkarıyor, atlama kulelerinden balıklama atlıyor, hem müziğini dinliyor, lokantasında yemek yiyor, akşam dans müsabakalarına katılıyor, operet gösterileri ve tulûat tiyatroları izliyordu. Bu plajlar ülkemize bir çok kültürüde beraberinde getirdi. Atatürk’ün de dediği gibi denize inmek medeniyetin işaretiydi.


Osmanlı’nın cinsiyet ayrımcı zihniyetini Atatürk zinhar kabul etmedi. Cumhuriyet’i kurmasıyla birlikte kadın haklarına verilen önem plajlarda da aşikardı. Bu kadın erkek eşitliğinin en güzel örneklerinden biriydi. Atatürk’ün de denize olan tutkusunu ve deniz kültürüne verdigi önemi sergide yer alan resimlerinden görmek mümkün. Küratörlüğünü tarihçi profesör Zafer Toprak’ın üstlendiği, bu kültürel devrimi en ince detayına kadar işleyen sergi; İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nünde 10. yılını kutluyor. “İstanbul’da Deniz Sefası: Deniz Hamamından Plaja Nostalji” adı altındaki sergide bir araya gelen tablo, fotoğraf, o zamana ait eşyalar ve dergiler, eski görüntülerden oluşan videoların farklı şekillerde yerleştirmeleri, sizi adeta o günlerin plajlarında dolaştırıyor. Kaçırılmaması gereken bu duygulandıran sergiye Pera Müzesi 26 Ağustos’a kadar ev sahipliği yapıyor.

Yazan: Ayşe Kırca

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız