728-90 World Art day2a.jpg.jpg

Whitney Museum’da Andy Warhol Rüzgarı | Yazan Yasemen Çavuşoğlu

“Sadece resimlerimin yüzeyine bakın, ben oradayım…”
Andy Warhol

Whitney Museum of American Art, Andy Warhol’un ‘’ From A to B and Back Again’’ isimli sergisine ev sahipliği yapıyor. 12 Kasım’da başlayıp, 31 Mart’a kadar devam eden sergiyi gezdim ve soyut dışavurumculuğun karşıt görüşü olarak gelişmiş, 20. yüzyıl Pop Art akımının temsilcisi, anlamdan ziyade nesneler üretmek istemiş olan Andy Warhol’un sergisini, kişisel hayatı ve sanata bakışı hakkındaki izlenimlerimle aktarmak istiyorum.

 



Andy Warhol, sanatı kadar renkli bir kişilik! Asıl adı; Andrew Warhola ve onun hakkında sayfalar dolusu yazabilirim keza hayatı bir hikayeden, diğerine geçişlerle dolu. Resim, yapımcılık, yayıncılık maceraları ve başarıyla dolu!



6 Ağustos 1928’de Amerika, Pensilvanya’da, Polonyalı göçmen, yoksul bir çiftci ailenin oğlu olarak dünyaya geldikten sonra çok düşkün olduğu annesinin onun sanatındaki ilk ve önemli adım olduğundan bahsetsem, Bayan Warhola’ya çok mütesekkir olmaz miyiz? Küçük yaşta, oğluna oyuncak almaktansa, resim yapmanın daha masrafsız bir yol olduğunu düşünüp, oğluna ilk resim aşkını aşılaması, ekonomik zorluklardan, bir Pop Art ikonu doğabilicegini
bilebilir miydi?





Okul yaşlarında, gördüğü herşeyi ise, dönüştürmekteki hedefi ile yola çıkarak, arkadaslarının portrelerini yapmaya başlayan Warhola kim bilir yıllar yıllar sonra paraya düşkünlüğündeki sözlerini kaleme aldığı “Andy Warhol Felsefesi” adlı kitabında, “Para benim icin an’dır, para benim ruh durumumdur.” sözleriyle, o yaşlardan paraya düşkünlüğünün sözlü kanıtı olsa gerek.



Andrew Warhola sanat tarihi eğitimini aldıktan sonra, New York’a gidip Vouge, Harper’s Bazaar gibi dergilerde illustrator olarak calışmış. Hatta makaleler hazırlamış. Bunlardan birini hazırladığı zaman, şans mı yoksa kader artık yeni star isminin konmasını mı istedi, orasını bilemiyoruz ama dergi editörünün bir hata yaparak Warhola ismini Warhol yazması sonucu Andy Warhol, hızlı bir şekilde sanat yoluna adımını atmış.





1950’li yıllarda Amerika ve İngiltere’de ortaya çıkan sanat akımı modern sanatlarda bir yol gösterici, bilinmiş sanat kavramının, zihinde oluşturduğu imgeleri degiştirerek yeni bir anlam kazandırmak, kültür ve tüketimden yola çıkarak, Amerikan kültürü, ünlüler kültürü, medya kültürü ve toplumun 20. yüzyıl itibarıyla sanatın bir amaç olmak yerine, araç olduğunu, resim anlayışının tamamen değiştiğini, değişen dünya düzenini, endüstriyel gelişimler, savaşların insanlar ve toplumlar üzerindeki etkilerini kısaca sahip olduklarını sorgulama ve tepkileri sanatıyla, fark yaratarak göstermiş, öncülük etmiş.



Andy Warhol’un çocuk yaşından beri hassas olan cildi, keza dökülen saçları belki de sanatında onu self portrelerini yapmaya yöneltmiştir, kimbilir. Nesneleri farklı çeşitlemelerle bazen 30 hatta, 32 tekrar çekmesi, 30 tanesi bir tanesinden daha iyidir lafını hatırlatıyor.



1964 yılında en tartışmalı eseri Brillo kutuları, birçok sanat elestirmeninin hücumuna uğramış, bu sanat değildir sözlerine maruz kalsa da, Warhol`dan sonra hersey sanat olabilir, dedirtiyor. Sergi sanki bir süpermarket gibi gözüküyor, diğer bir yanda da Campbell Çorba serigrafi baskıları lakin Warhol’un hergün o çorbadan içtiğini ve ‘‘içmeye alıştım, yirmi yıldır hergün aynı öğle yemeğini yemeye’’ demesi heralde alışkanlıklarının sanatına olan göstergesi diye hafif bir latife yaptıktan sonra beni en etkiliyen eseri Kamuflaj’ın önünde boylu boyuna uzanasım geliyor. 1986 yılında ABD Silahlı Kuvvetleri’ne dayanarak yaptığı bu çalışma, doğadaki renklerin yanı sıra, parlak renkler, mavi sarı tonları ile beni hayallere daldırmaya yetiyor. Hatta Marilyn Monroe ve Mona Lisa resimlerine bakarken, Warhol’un Mona Lisa asıl gülümsemesine de derinlik ifade ediyor darken, Marilyn Monroe’nun, gülümsemesiyle bugünü temsil ediyor lafını söylemesi bana da Andy Warhol’un, aykırı olma durumunu üzerine tam oturtmuş dedirtiyor adeta.





Gümüş rengine boyadığı ismini “Fabrika” koydugu atölyesi hem sanatevi hem de bütün davetlerini yaptığı sanat yuvasıydı. 1969’da resmi bırakıyorum diye karar aldıktan sonra, 1972 yılına kadar bu kararından dönmemesi üzerine, Fabrika’ da başka bir akımı olan yayımcılık ve yapımcılık hayatını da devam ettirmişti. Chealsea kızları, ET, Çöp gibi eserleri de çok ünlü ve akılda kalan yapıtlarıydı.




Sergide en alt kata indiğiniz zaman Warhol’un kendisini, hamburger yerken ki çekimini görüyorsunuz. Burada da tüketim nesnesi ve sanat arasındaki mesafeyi, kısa metrajlı filmiyle izleyiciye gösteriyor.


Videoyu izlemek için yukarıdaki görselin üzerine TIK'layın.




Son olarak bu yazıma son vermeden önce Warhol’un sanat hayatı boyunca bir çok sanatçıya ön ayak olması, herkesçe bilinen bir tavrıydı ama benim ona olan yakınlığım belki de çok büyük hayranı olduğum Jean Basquiat`yi keşfetmesi oldu. New York’ta ki bir restaurantta, geçimini kartpostal yaparak sağlayan, rasta saçlı sanatçı… O da ANDY WARHOL… Rüzgarına kapılmış... Kimbilir belki de, sonra ki yazılarımdan birinde yine o esintiyle devam ederim... YAzımın başında da dediğim gibi serge 31 Mart’a kadar Whitney Museum of American Art’ta devam ediyor. Yolunuz düşerse mutlaka görün.



Yazı: Yasemen Çavuşoğlu

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız