Art-Thessaloniki_728x90.jpg.jpg

Yılda 65.000 kişinin ziyaret ettiği Dia_Beacon Yazan: Enci Velidedeoğlu


Müzeye girer girmez, Andy Warhol'un 1978_1979 yıllarında yaptığı "Shadows" adlı 72 tane farklı renklerde yanyana eserini görünce adeta başınız dönüyor.  "Shadows", Warhol'un son dönemlerinde soyut resim yapmak istemesiyle ortaya cikar. Asistanına stüdyosundaki gölgelerden 150 tane fotoğraf çektirir, bunların arasından bir tanesini seçer, kadrajlar ve kendi tarzını uygulayarak ortaya çıkarır.  Bu 130x190 cm ebatlarındaki eserler yanyana dizildiğinde, Warhol'un deyişi gibi, duvar posteri izlenimi yarattığını söyleyebiliriz.

Etkilendiğim heykeltraşlardan birisi  ise John Chamberlain'di (1927_2011) . Amerikalı Chamberlain soyut expresyonizmi 3 boyuta tasımasıyla ünlenmiştir. Klasik araba parçalarından yaptığı devasa boyuttaki enstalasyonun arasından yürürken, eserinin Gagosian'da 6 milyon dolara satılık olduğunu da eklemeliyim.


John Chamberlain

Chamberlain'den sonra Richard Serra'nın 'Torque Ellipses'(1997-1998) labirentine doğru uzun bir yolculuk yaptım.  Minimalist Richard Serra'nın kıvrımlı, dökme çelikten yapılmış formları keskin açısını yansıtıyordu.  Babası boru montajcısı olan Serra'nın küçüklüğü, babasını marina tersanelerinde ziyaret ederek geçmiş.  Zaten eserlerinin kıvrımlarından ve ağırlığından gemilerden etkilendiğini görebiliyorsunuz.


Richard Serra

Asıl heyecanla çatıya çıktığımda, müzenin en ilgi çeken sanatçısı Louise Bourgeois'nın(1911_2010)'Crouching Spider' adlı örümcek heykeliyle karşı karşıya kaldım.  2003 yılında bronz ve paslanmaz çelikten yapılan heykel cidden nefes kesici ve hikayesiyle de birleşince daha da insanı etkiliyor. Aslen Fransız olan Bourgeois, küçükken babasının, İngiliz dadısıyla evlilik dışı ilişki yaşamasından dolayı travma geçirir. Ve annesini en yakın arkadaşı olarak görür.  Örümcek heykelini ise annesine ithaf eder. Örümceklerin çok zeki olduğunu ve hastalık yayan sivrisinekleri yiyerek doğaya yardımcı olduklarını düşünür. Bu yüzden annesini de  örümcekler gibi korumacı ve yardımsever olarak görür. Takma adı 'Örümcek Kadın' olan Bourgeois, aynı zamanda Confessional Art'ın öncüsüdür.


Louise Bourgeois

Dan Flavin'i (1933-1966) girişte görmeme rağmen, sonlara doğru bıraktım. Floresan lambalarıyla yapmış olduğu enstelasyon ilgi cekiciydi. Uzaktan beyaz görünen yanyana floresan tüplerine yaklaştığınızda rengarenk renkler görmeye başlıyorsunuz.  Işık sanatının öncüsünün, İsimsiz, 1970 ve 'V. Tatlin'e anıtlar (1964-1981) adlı iki adet enstalasyonu vardı.


Dan Flavin

Son olarak da Sol Lewitt'ten (1928-2007) bahsetmek istiyorum. Kavramsal, minimalist sanatçının eserlerine ilk baktığınızda duvar deseni gibi gözükse de, yaklaştığınızda milimetrik detaylı grafik çizimlerden oluştuğunu görüyorsunuz. Açıkçası bende çok ince işlenmiş devasa boyutta Fransız danteli etkisi yarattı. 1960larda ünlenen bu sanatçının büyük boy duvar resimleri, döneminde diğer sanatçılardan ayrılıp orjinalleşmesini sağlamıştır.


Sol Lewitt

Aslında Dia'yi gezmem 3 saatimi aldı ve birçok sanatcının eserlerini görme fırsatı buldum. Joesph Beuys, Donald Judd, Imi Knoebel, Gerard Richter v.s  Bir sefere hepsini sığdırmak istemiyorum . Bir daha gittiğimde diğer sanatçıları paylaşacağım.

Dia'dan izlenimler:
Öncelikle çok lezzetli çorba ve keklerin olduğu şirin kafesine uğrayın.
Çalışanlar yardımseverler ama biraz ruhsuz gözüküyorlardı.(Müze çok büyük ve az ziyaretçi var. Sebebi bu olabilir)
Minik ama iyi sanat kitaplarının olduğu bir kütüphane var. (Dia'nin kitabını almak istediğimde baskıda oldugunu ve beklediklerini söylediler. Böyle bir müze bitmeye yakın niçin bastırtmaz ki?)



Dışarı çıkınca mutlaka Hudson River'ın muhteşem manzarasına bakıp, Manhattan'a geri dönmeden temiz havasını içinize çekerek, bahçesinin keyfini çıkarabilirsiniz...

Yazı ve Fotoğraflar: Enci Velidedeoğlu

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız