Batıya Bakan Uzak Doğulu Bir Sanatçı: Takashima Yajuro

Doç. Burcu Ayan Ergen

2 gün önce

Vincent van Gogh gibi, yaşarken hak ettiği değeri göremeyen; ünü ve itibarı ölümünden sonra büyüyen sanatçılar denince akla genellikle Batılı isimler gelir. Oysa Japon sanat tarihinde de benzer bir hikâyeye sahip bir ressam vardır. Peki, kimdir Takashima Yajuro?

Kurume, Fukuoka'da doğan ressam, Batılı resim stiliyle bilinen; Stoacı anlayışı ve Doğu resmini Batı resim anlayışıyla harmanlayan, aslında alaylı bir sanatçı. Sake üreticisi bir ailenin çocuğu olan Yajuro, savaş öncesi eğitim sistemi altında öğrenim gördü ve Tokyo İmparatorluk Üniversitesi Tarım Yüksekokulu'nun Su Ürünleri Bilimi Bölümü'nden mezun oldu. Çevresindekilerin beklentilerinin dışında hareket edip hayatına resim yaparak devam etti. Hiç evlenmeden, sadece üreterek ve farklı ülkeleri gezip gözlemleyerek yaşayan Yajuro, Fukuoka, Tokyo ve Chiba'daki atölyelerinde çoğunlukla yağlıboya ile Batı tarzı resim sanatçısı olarak faaliyet gösterdi. Eserlerinin yer aldığı ilk retrospektif sergi, 1986'da Fukuoka Eyalet Sanat Müzesi'nde düzenlendi. Sonrasında Japonya'nın çeşitli yerlerinde sergileri organize edildi. Herhangi bir sanat topluluğuna dâhil olmadı; Japonya'daki döneminin popüler akımlarına ayak uydurmaktan kaçındı.

Ölümünün 50. Yılında Takashima Yajuro, Nakanoshima Sanat Müzesi

25 Mart - 21 Haziran 2026 tarihleri arasında Japonya'nın Osaka kentindeki Nakanoshima Sanat Müzesi'nde, "Ölümünün 50. Yılında Takashima Yajuro" ismiyle sanatçıya ait en kapsamlı retrospektif sergi düzenlendi. Retrospektif bir sergide sanatçının doğduğu, yaşadığı ve gezdiği yerleri; yaşadığı olayların bıraktığı izleri; etkilendiği ya da ilham aldığı sanatçıları eserlerinde nasıl yorumladığını görme fırsatı bulursunuz. Bu sergi de Yajuro ile ilgili tam da bunları çözümlüyor.

Takashima Yajuro, Yılan Kabağı, 1935

Osaka'da yer alan bu büyük retrospektifte 160'tan fazla eserle karşılaştığınızda, sanatçıyı sadece Batılı resim tarzına öykünen bir ressam olarak yorumlamanın yanlış olacağını fark ediyorsunuz. Bu noktada eserlere ve serginin kürasyonuna bakıldığında, sergi; Yajuro'yu anlatan ilk kısmın ardından "Zamanla Birlikte", "İnsanlarla Birlikte", "Rüzgârla Birlikte", "Budist Şefkatiyle Birlikte" ve "Sonsöz: Yajuro ile Birlikte" bölümlerinden oluşturulmuştur. Giriş kısmında, sanatçının yaptığı mum, ay ve yılan kabağı bitkisi üzerine odaklandığı serilerle karşılaşılır. Yılan kabağı, Japon kültürüne özgü; özellikle Budist kültürlerde ve Asya mutfağı ile tıbbında önemli bir yere sahiptir. Çiçeklerini gece açan bu bitki, sanatçı tarafından sıkça ayrıntıcı bir tavırla resmedilmiştir. Serginin ilk kısmı, ressamın gezdiği yerlerde tuttuğu notları görselleştirmesi üzerine yaptığı farklı denemeleri kapsar. Bunların arasında ölü doğa kompozisyonları, görünü resimleri ve otoportresi yer almaktadır.

Yajuro'nun başlangıçta daha fazla sanatçı topluluğuna ve sosyal toplantılara dâhil olduğunu, zamanla ise yalnız bir yaşam tarzını benimsediğini biliyoruz. Sanat üretimini etkileyen yaşam tarzını anlamak noktasında yakın çevresinden alınan bilgiler, sanatçının yalnız karakterine dikkati çeker. Ancak belli noktalarda sanatçının insanlardan kaçmadığı, hatta bir aileyle üç kuşak boyunca süren ilişkisinin sergi için sanatçıyı anlamaya yardımcı olduğu da vurgulanmaktadır. Yaptığı resimlerde farklı karakterleri betimleyen Yajuro'nun yalnız bir kişi değil, çalışma sürecinde yalnızlığı seçen bir ressam olduğu ve üretime odaklandığı açıktır.

Takashima Yajuro, Dr. KISHINOUE Kamakichi'nin Portresi, 1921-26

İkinci bölüm, insanlarla olan ilişkisine ve çevresindekilere odaklanır. Bu kısımda sergilenen eserler arasında “Dr. KISHINOUE Kamakichi'nin Portresi” ve “Tojuro'nun Aşkı” gibi resimlerle sanatçıya yaklaşan ve iz bırakan insanlarla karşılaşılır. Bu resimler, sanatçının gerek portre gerekse farklı türleri denediğinin birer kanıtı gibidir. Sergide yer alan “Ayçiçekleri ve Elma” ile “Güneş” isimli resimlerinde kullandığı kalın boya kullanımı ve tipik pentür uygulamaları Vincent van Gogh'u akla getirmektedir. Doğayı gözlemlerken seçtiği nilüferler gibi bazı ögeler ve detaylar da Monet'nin konularını çağrıştırır. Dolayısıyla bu gibi noktalar, Japon sanatçının sadece Batı'ya öykündüğü yönündeki tespit ve görüşleri gündeme getirmiş ve kimilerince bu açıdan eleştirilmesine neden olmuştur. Ancak bu noktada retrospektif serginin kürasyonu, sanatçının tüm yönleri, hedefleri ve sorunlarıyla ele alınması anlamında önem taşır.

Özellikle “Tojuro'nun Aşkı” resmi, kadın figürünü gerek giyim tarzı, saçı, makyajı ve içinde bulunduğu mekânlar anlamında Japon kültürüne özgü ögelerle ele aldığı için serginin önemli yapı taşlarından bir tanesidir. Böylece Yajuro'nun sadece Avrupa'ya yaptığı geziler ve orada yaşadığı süreçte İzlenimci ve Art İzlenimci sanatçılardan etkilenimleriyle değerlendirilmemesi gerektiğinin sinyallerini verir. Sanatçı, Batı resim sanatını sıkça gözlemlemiş, araştırmış ve uygulamıştır ancak bu durum, Doğu sanatına özgü noktaların eksik bırakıldığı ya da dışlandığı şeklinde yorumlanmamalıdır. Serginin üçüncü bölümünde, Yajuro'nun farklı yerlere yaptığı gezilerden kesitlerle karşılaşılmaktadır. Bunların arasında sadece Avrupa ya da Batı yoktur. İtalya'dan Çin'e ve Japonya'nın farklı bölgelerine kadar yaptığı gözlemler, farklı mevsimlerin ışıkları ve ayrıntıcı tavrıyla doğayı ve gezdiği dönemi gözler önüne serer.

Sanatçının kişisel eşyaları, Ölümünün 50. Yılında Takashima Yajuro, Nakanoshima Sanat Müzesi

Dördüncü bölümde ise inançla Japonya'da gezdiği yerler buluşur ve izleyici tapınaklarla karşılaşır. Gençliğinden beri Budizm'e olan bağlılığı bu resimlerde kendini gösterir. Bu kısımda, tapınak ve mabetleri resmetmesinin yanı sıra sanatçı, yaşamının farklı dönemlerinde ve serilerinde resimlerinde mum, ay ve güneş gibi hep Budizm'le ilintili ögelere yer vermiştir. “Nara'da Bahar” gibi resimler bu bölümün başyapıtları arasında yer alır ve Yajuro'nun boyayı kullanışını ve ayrıntıcı tavrını gözler önüne serer.

Serginin giriş kısmında yer alan, mum ve mum ışığına odaklandığı seri, kapanış salonunda da izleyiciye veda edecek şekilde farklı varyasyonlarıyla yer alır. Aynı İzlenimci ressamların ışığın hareketlerini gözlemlemedeki inatçılığı gibi Yajuro da birçok kez tutkulu bir şekilde mum ve mum ışığına odaklanmıştır. Yajuro'nun sanatı, döneminin Avrupalı ressamlarından ödünç aldığı yōga (Batı tarzı yağlı boya) tekniğini kullanır. Tuvali kalın boya darbeleriyle doldurur, ışık ve gölge oyunlarını (klasik Avrupa resmi tarzında) ustaca işler. Ancak bu Batılı tekniğin içine Japon coğrafyasını ve bakışını ekler. Batı resminde ışık genellikle bir nesneyi aydınlatıp onu dramatik kılmak için kullanılırken, Yajuro'nun meşhur mum ve ay resimlerinde ışık, zifiri karanlığın içindeki spiritüel bir meditasyon gibidir. O, Batı'nın perspektif kurallarını çiğnemeden, Doğu'nun "boşluk" (ma) ve sadelik felsefesini yağlı boyayla yeniden tanımlar.

Doç. Burcu Ayan Ergen

Sergiyi gezerken sanatçı için Budizm ve Stoacı tavrın her ikisinin de etkili olduğunu fark ederiz. Budizm onun kalıcı inanç ve felsefe temelini oluştururken, stoacılık ise bu felsefenin yaşama biçimi olarak yorumlanabilir. Yajuro'nun kendi ideal ve inançlarına sadık kalmak için adanmışlıkla sürdürdüğü stoacı yaşam tarzı; şu an içinde bulunduğumuz dünyanın medya çılgınlığı ve içerik üretimi kaosundan oldukça farklı bir yaşam tarzı sunuyor ve yaşamda bizler için nelerin önemli olduğunu sorgulatıyor. 

Yazı ve Fotoğraflar: Doç. Burcu Ayan Ergen

Paylaş:


Yorum yapmak için tıklayın

Diğer Yazıları

4 ay önce

2026’ya Londra’da Sanatla Başlamak

En Çok Okunanlar