Suç Yıldızlarımızda Değil Kurumlarımızda: Kadın Sanatçıların Varlık Mücadelesi

Eda Gündüz

17 saat önce

Kapak: Alice Neel, Linda Nochlin and Daisy, 1973, oil on canvas, 140 x 110 cm

Gerçekten büyük kadın sanatçı yok muydu? Yoksa bu erkek egemen bir düzenin yarattığı ve yansıttığı bir yanılsama mıydı? Kadınların önlerine, büyük birer sanatçı olma yolunda ket vurulmasaydı, bugün bambaşka bir sanat tarihinden söz ediyor olabilirdik. Kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesini ve kadın hakları hareketini anmak amacıyla kutlanan fakat bir kutlamadan ziyade aktif bir direnme günü olarak gördüğüm 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günü gelirken kadınların sanat tarihindeki yerine gelin bir de yazılmış sanat tarihinin dışından, alternatif bir gözle bakalım.

Linda Nochlin bundan tam elli beş yıl önce “Neden hiç büyük kadın sanatçı yok?” sorusunu sorar aynı adlı makalesinde. Onun 1971 yılında ele aldığı bu makale, kadınların ikinci dalga feminizm ile birlikte toplumda ve bununla paralel olarak sanatta da yükselmeye başladığı bir dönemdir. Peki ya Nochlin’in bu makaleyi kaleme aldığı 1970’li yılların yani değişen bir dünya düzeninin öncesinde, neredeyse yetmiş bin yıllık sanat tarihinde büyük kadın sanatçı neden yoktur? Kadınlar sanat üretmeyi başaramıyorlar mıdır, bunu yapmak için gerekli yeti ve dehaya sahip mi değillerdir, yoksa egemen grup bunun böyle olmasını mı ister? Kadınların sanat tarihindeki yerleri sorgulanmadan önce sanat tarihi yazımının beyaz-erkek bakış açısından aktarıldığı ve bu doğrultuda büyük kadın sanatçı yok diyen bir sanat tarihinin, kadınların sanattaki varlığını istemeyen ve yıllarca engelleyen bir yapı tarafından kaleme alındığı unutulmamalıdır. Kadınların, erkekler gibi sanat sahnesinde yer bulamamalarının temelinde yatan sebeplerden biri ve neredeyse en kuvvetlisi ise eğitimdir. 19. Yüzyıla dönüp baktığımızda sanat eğitiminde cinsiyet ayrımının etkisi derin bir şekilde görülür, sanatta ilerlemenin temelini oluşturan bu eğitimde erkekler çıplak modeller ile çalışabilirken kadınlar ise bunu yapabilmeye çok geç ve neredeyse kısmen başlayabilmiştir. Zaten sınırlı eğitim fırsatına sahip olabilen kadınlar, 19. Yüzyılda Fransa’nın ve dolayısıyla dünyanın en önemli sanat kurumu olan Akademi gibi prestijli yapılarda gerekli kabulü görememiş, “profesyonel” sayılmamış ve sınırlı temsiliyete sahip olmuşlardır. Bunların yanı sıra başarılı olmalarının teşvik edilmediği ve ödüllendirilmedikleri bir yapı söz konusudur. 19. Yüzyılın ortalarında, kadın sanatçıların sayısı erkeklerin sadece üçte biri kadardır, bununla birlikte sergilenme, ödüllendirilme, resmi görev alma oranları yüzde 7’yi geçmemektedir.Sanat tarihi bağlamında kadınları kabul etmeyen bir diğer anlayış da erkeklere doğuştan bahşedilmiş bir sanatsal dehanın varlığına olan inançtan kaynaklanır. Tüm büyük erkek sanatçıların doğuştan bu dehaya sahip olduğu düşüncesi karşısında kadınların bu dehaya sahip olup olmadıkları sorgulanmamaktadır bile. Nochlin’in bu doğrultuda dediği üzere “Suç, yıldızlarımızda, hormonlarımızda, adet döngülerimizde veya boş içsel alanlarımızda değil, kurumlarımızda ve eğitimimizde yatmaktadır.” Yine, ona göre “Aslında, neden büyük kadın sanatçılar olmadığı sorusunun cevabı, bireysel deha eksikliğinde değil, belirli sosyal kurumların doğasında ve bu kurumların çeşitli sınıf veya gruplarda yasakladıkları ya da teşvik ettiklerinde yatmaktadır.”Onun bu sözleri, büyük kadın sanatçıların olmamasının sebebini gözler önüne seren özetleyici bir cevaptır. Bu doğrultuda kadınların büyük sanatçılar olamamasına neden olan etmenlerin başını çeken eğitimi; cesaretlendirilmemeleri ve kadınlardan ortak bir feminite ve kimlik yapısı beklenmesinin desteklediğini söylemek mümkündür. Feminizmdeki ilerlemenin tarih boyunca çok da hızlı ilerlemediği düşünüldüğünde ise 19. Yüzyıl öncesinde de yine bu sebeplerden kadınların hayatın çoğu alanında olduğu gibi sanat alanında da kabul görmediği söylenebilir. Değişimin fitilini ateşleyen şey ise 1960’larda hız kazanan feminist hareketler ve ikinci dalga feminizm olur.

İkinci dalga feminizmin dayanağı ve fitili niteliğindeki birinci feminist dalganın temelleri 1792’de atılır, birinci dalganın talepleri kadınlara oy verme, mülkiyet hakkı ve eğitimde fırsat eşitliği gibi medeni ve siyasi hakların verilmesinden oluşur. Buna karşın 1960’larda yükselen ikinci dalga feminizm, modernitenin mutlak doğrularının ve yerleşik otoritelerinin sorgulanmaya başlandığı bir dönemde güç kazanmış; kadınların yalnızca yasal haklarını değil, gündelik yaşamın her alanında deneyimledikleri ayrımcılığı ve baskıyı da tartışmaya açmalarıyla gelişmiştir. Bu dalga, “kişisel olan politiktir” sloganıyla özel alanın da politik bir mücadele sahası olduğunu vurgulamıştır. Kadınların ev içi emeği, annelik, cinsellik, kürtaj hakkı, doğum kontrolü, tecavüz, ev içi şiddet gibi konular feminist hareketin temel gündemleri haline gelir. Dünya genelinde toplumsal hareketlerin yükseldiği 1970’ler kadınlar için de artık sadece devrimci partilerde ya da sivil toplumda “yardımcı rol” almadıkları; kendi örgütlenmelerini kurdukları bir dönemdir.Kadınların maruz kaldıkları görünmez eşitsizlikleri görünür kılmaya başladıkları bu dönemde; sanatın üretim ve dolaşım mekanizmaları, kurumsal yapıları ve estetik hiyerarşiler eleştirel bir süzgeçten geçmiş ve sanatta köklü bir dönüşümün teorik zemini hazırlanmıştır. Sanat tarihi de feminizm ile kazanımlar edinecek, büyük kadın sanatçılarla yeni bir soluğa kavuşacaktır. 1960’lar itibari ile özellikle günümüzün “büyük” kadın sanatçılarını sanat tarihine kazandıracak pek çok yeni sanat akımı görmeye başlarız: performans sanatı, Marina Abromović’i ve Yoko Ono’yu sanat tarihine kazandırırken, feminist sanat, Barbara Kruger, Cindy Sherman ve Guerilla Girls’ü, minimalizm ise Eva Hesse’yi sanat tarihine yazar.3

İkinci dalga feminizm ile hızlanan feminist hareketler sanat sahnesinde pek çok şeyi değiştirmeyi başarır peki ya şu anda neredeyiz, feminizm bizi bir yerlere getirebildi mi? Bu soru yanıtlanmadan önce kat edilen yol düşünülmeli fakat kat edilmesi gereken noktalar olduğu da unutulmamalıdır. Zira günümüze gelindiğinde ayrımcılık; kelimelerden, dilimize yerleşmiş normlardan uzaklaşamaz. Erkek bir sanatçıya sadece “sanatçı” denilirken kadın olan bir sanatçının “kadın sanatçı” olarak tanımlanması, artık azınlık olmayan bir grubu belirli kalıplara sokup onların ayrı ve azınlık bir grupmuş gibi düşünülmesine neden olmaktadır. Nochlin’in de makalesinde feminite ile doğru orantılı olarak incelediği üzere sanki kadın sanatçıların feminitelerinin bir getirisi ve zorunluluğu olarak ayrı bir dili, ayrı bir sanat türü ve bahsetmesi gereken konuları varmış gibi onu ayrı bir konumda sınıflandırır. Zaten kadınların tarih boyunca karşılaştığı en büyük zorluk; toplumun sahip olduğu statükolar, kadınlara varoluşlarıyla atanmış kimlik yapıları ve bunlarla bağlantılı olarak onlardan beklenen hareket ve davranış biçimleridir. Nochlin de şöyle der, “Kadının sanata olan bağlılığı ciddi olsa bile, aşk ve evlilik uğruna kariyerini bırakması ve bu bağlılığından vazgeçmesi bekleniyordu. Bu ders, 19. Yüzyılda olduğu gibi bugün de doğdukları andan itibaren genç kızlara doğrudan veya dolaylı olarak aşılanmaya devam ediyor.”Aynı o zamanda olduğu gibi kadının evi, evliliği, ailesi ve anneliği birincil kimliği görülmektedir. Bir koleksiyonerin, kadının doğum yapma ve buna bağlı olarak sanat üretimini bırakma ihtimalinin piyasa değerini düşüreceğini düşünerek kadın bir sanatçıdan eser satın almaması, bu önyargı çerçevesinde açıklanabilir. Zira baba olacak bir erkek sanatçının üretimi bırakacağı ya da piyasa değerinin düşeceği yönünde benzer bir kaygı duyulmazken, kadın sanatçı söz konusu olduğunda ‘asıl kimliğinin’ kadınlık ve annelik olduğu varsayımı hâlâ etkisini sürdürmektedir. Tüm bunlara karşın 21. Yüzyıla gelindiğinde, kadınların sanat sahnesindeki konumlarında gerçekleşen değişim göz ardı edilemez. Sanatçı sayısında, bu sanatçıların sergilenmesinde ve temsiliyetlerinde artış söz konusudur. Bu doğrultuda, Arts Economics ve UBS tarafından 2024 yılında cinsiyet çeşitliliğini araştırmak için yapılan anketler, koleksiyonlarda kadın sanatçıların eserlerinin temsilinde küçük ama olumlu bir ilerleme olduğunu da ortaya koyar. Bu oran 2018'de %33 iken 2024'te %44'e yükselir. 21. Yüzyıl için küçük bir ilerleme olan bu artışın kadınların koleksiyonlarda temsile girmelerinden de öte eser üretebilmelerinin mümkün olmadığı bir tarihten bugüne gelmiş bir ilerleme olduğu gerçeği de yadsınamaz. Kadınların 21. Yüzyılda eve bağlılık oranlarında belirgin bir düşüş yaşanmış olsa da 19. ve 20. Yüzyıllarda olduğu gibi onları sosyokültürel, ekonomik ve pek çok başka bağlamda aşağı çekmeye çalışan yapılar bütünüyle ortadan kalkmış değildir. Buna rağmen kadınların bu koşullar içinde hem varlıklarını sürdürüp hem de sanat üretmeye devam edebilmeleri, feminizmin dönüştürebildiği yapılardandır. Bu dönüşüm ise büyük ölçüde kadınların eğitim hakkını elde etmeleri ve kamusal alanda kendilerini kabul ettirme yönündeki mücadeleleri sayesinde mümkün olmuştur. Nochlin’in de dediği gibi “Büyük başarılar nadir ve en iyi ihtimalle zor olsa da çalışırken aynı zamanda içsel şüphe ve suçluluk duyguları gibi içsel şeytanlarla ve alaycı ya da küçümseyici teşvikler gibi dışsal canavarlarla mücadele etmek zorunda kalırsanız, bu başarılar daha da nadir ve zor hale gelir.”1 Kadınların, koleksiyon temsiliyetinde ve sanatçı sayısında yaşadığı bu artışa rağmen, kadın sanatçı ve erkek sanatçıların eserlerinin piyasa değerleri arasındaki uçurum hâlâ göz ardı edilemez. Frida Kahlo'nun 2025 yılında New York’taki bir müzayedede 54,7 milyon dolara satılan otoportresi, Georgia O'Keeffe'nin Jimson Weed/White Flower No. 1 adlı eserinin 2014'te 44,4 milyon dolara satılmasıyla kırılan rekoru geride bırakarak en pahalı modern kadın sanatçı rekorunu eline alır.4 Buna karşın 2025 yılında gerçekleşen Sotheby’s müzayedesinde Gustav Klimt’in "Portrait of Elisabeth Lederer" eseri, 236,4 milyon dolara satılarak modern sanat tarihinin en pahalı açık artırma rekorunu kırar.5 Satılmış en pahalı erkek modern sanatçı ile kadın modern sanatçı arasındaki uçurum ise barizdir. Bu bariz uçurumun yanı sıra, 19. Yüzyılın ünlü hayvan ressamı Rosa Bonheur’un başarılarının, kadın kimliği üzerinden -etek yerine pantolon giymesi veya yapmak istemediği evlilik üzerinden- değerlendirilmesi gibi günümüzde de kadın sanatçılar hâlâ cinsiyet kimlikleri üzerinden sınıflandırılmaktadır. Bu durum, sanat dünyasında kat etmemiz gereken yolların hâlâ var olduğunu açıkça göstermektedir.

 Frida Kahlo'nun 2025 yılında New York’taki bir müzayedede 54,7 milyon dolara satılan "El Sueno (La cama)" otoportresi

Erkeklerin üstünlüğü açık, peki ya bu üstünlüklerinden vazgeçebilirler mi? Nochlin makalesinde bu soruya kesin ve açık bir yanıt getirir, onun da dediği gibi “Sanat alanında ya da başka herhangi bir alanda erkeklerin çoğunluğunun yakında gerçeği görüp kadınlara tam eşitlik tanımanın kendi çıkarlarına olduğunu anlayacağını ummak kesinlikle gerçekçi değildir. Ayrıcalıklara sahip olanlar, bir tür üstün güce boyun eğmek zorunda kalana kadar onlara sıkı sıkıya sarılırlar.”1 Ayrıcalıklar, bırakılmak istenmez; ancak bugün, modernizm sonrası feminist kırılmalarla birlikte sanat tarihinde duyduğumuz o çatırdama sesi de inkâr edilemez. Ben de gün geçtikçe hormonları ve yıldızlarıyla değil, yaptığı sanat ile sanatçılığı ile konuşulan kadın sanatçı sayısında artış olacağı ve kadınların bu mücadelesinde galip geleceği inancındayım. Zira tarihte büyük kadın sanatçıların var olamamasının sebebi de bunu yapamayacak olmalarından değil, bu fırsatı edinemediklerindendi. Şu anda bile Türk sanat tarihindeki o başarılı isimlere baktığımızda bu inancım daha da yeşeriyor; Fahrelnissa Zeid’den Gülsün Karamustafa’ya, Nil Yalter’den Şükran Moral’a, Füsun Onur’dan Hale Tenger ve Ayşe Erkmen’e ve İnci Eviner’den İpek Duben’e ve Semiha Berksoy’a kadar daha nice güçlü kadın bize göz kırpıyor. Tarihler 21. Yüzyılın ilk yarısını gösterirken gelecek için şunu söylemek mümkün sanat tarihi yeniden yazıldı ve yazılacak ancak bu kez kenarda bırakılanların kaleminden.


Referanslar

1Nochlin, L. (1971). Why have there been no great women artists? ARTnews, 69(9), 22-39, 67-71.

Etkin Kampüs. (2025, Mayıs 23). Feminist hareketlerin dönüşümü: 70’lerden bugüne kadın mücadelesi.

Gaagart. (t.y.). Geçmişten günümüze sanat akımları. Gaagart Blog.

The Guardian. (2025, November 21). Frida Kahlo self-portrait sells for $54.7 million, setting new auction record for a female artist. The Guardian

ARTtv ArtNews. (2025). Klimt’in “Elisabeth Lederer” portresi Sotheby’s’te $236,4 milyonluk tarihi bir rekor kırdı. ARTtv.

Yazı ve Fotoğraflar: Eda Gündüz

Paylaş:


Yorum yapmak için tıklayın

Diğer Yazıları

24 gün önce

Sanatıyla Direnme Yolunda Bilinçli Tercihler: İsmail Saray'ı Günyüzüne Çıkarırken

En Çok Okunanlar