Dünyanın en büyük metropollerinden olan Londra, hem yerel, hem de yabancı izleyici kitlesine sergiler, müzikaller, konserler, fuarlar, festivaller ve daha başka sanat etkinlikleriyle farklı alternatifler sunar. 2026’nın ilk aylarında Londra’da yer alan sergilere bakıldığında, müzeler, galeriler ve sanat fuarı anlamında çok çeşitli bir seçki ile karşılaşılmıştır. Bunların başında, her sene Ocak ayı içerisinde düzenlenen Londra Sanat Fuarı (London Art Fair) gelir. 1988’den beri düzenlenen Londra Sanat Fuarı, bu sene akıllarda “London Crystal Palace”ı canlandıran mimarisiyle, Business Design Center’da gerçekleşmiştir. Londra Sanat Fuarı’nın 2026 yılı edisyonu, 20. yüzyıldan günümüze uzanan seçkin modern ve çağdaş sanat eserlerini 120’den fazla galeriyle tek bir çatı altında toplamıştır.
Fuara, İngiliz galeriler dışında, Meksika, Çin, İrlanda, Fransa, Suudi Arabistan, İtalya, Japonya, Hollanda, Portekiz, İsveç ve Türkiye gibi dünyanın dört bir yanından gelen galeriler katılmıştır. Fuar üç ana bölümden oluşmuştur: Ana Galeri Bölümü, keşiflere odaklanan “Encounters” ve tematik sunumların yer aldığı “Platform” bölümleri. Türkiye’den katılıma bakıldığında ise, Chi Art Gallery, Galeri/Miz ve Kairos Galeri ile karşılaşılmaktadır. Ana Galeri kısmında Londra’dan genellikle fuara her sene katılmaya özen gösteren galeriler ve bazı yabancı galerileri görmek mümkündür. Merdivenlerden yukarı devam edildiğinde sergi, ikinci katta ana galerinin etrafını dört bir yandan dolaşacak şekilde devam etmiştir. Bu katta yer alan Phaidon yayınevinin kitap okuma ve dinlenme noktası, izleyiciye küçük bir mola gibi düşünülmüş ama aynı zamanda indirimli kitap satışına olanak tanıyan bir alan sunmuştur.

“Platform” kısmı ise, her yıl farklı bir temaya odaklanan Londra Sanat Fuarı’nda genellikle geri planda kalan tekniklere veya tematik sunumlara ışık tutmaktadır. Bir üratör eşliğinde hazırlanan bu bölüm, fuara her sene farklı ve yeni bir bakış açısı kazandırmayı hedeflemiştir. Fuarın Ocak 2026 edisyonunda Platform’un küratörlüğünü, sanat tarihçisi ve yazar Dr. Ferren Gipson üstlenmiştir. Gipson, bu yıl izleyiciyi "The Unexpected" (Beklenmedik olan) teması üzerinden şaşırtıcı bir keşif yolculuğuna davet etmiştir. Bu çerçevede farklı malzemelere, tekniklere ve sunumlara yer veren &Gallery, Art Elsewhere, Ben Austin Projects, Bluerider ART, Cavaliero Finn, Ed Cross Fine Art, Gillian Jason Gallery, MILADO Art Gallery, Quad Fine Art ve Thrown Contemporary gibi galeri ve oluşumlarla karşılaşılmıştır.
Ayrıca fuara gelen izleyiciye, çağdaş sanat deneyimleriyle ilgili sanatçılar ve galericilerle buluşma ve belirlenmiş program çerçevesinde hazırlanan konuşmaları dinleme olanağı sunulmuştur. Söyleşi ve paneller fuar süresince devem etmiştir.

Fuarın özellikle yurtdışından katılan ve çoğunlukla fuarda kendini yeni gösterme fırsatı bulan galeriler için oluşturulmuş “Encounters” kısmı ise, adından da anlaşılacağı üzere farklı karşılaşmaları mümkün kılmaktadır. Dünyanın dört bir yanından gelen en yeni çağdaş sanat eserlerini küratöryel bir seçkiyle sunan bu kısım, sektör liderlerinden oluşan bir panel ve kurul tarafından onaylanıp seçilir. Fuarın bu kısmı ana kısımdan uzak olsa da, ikinci kata çıktıktan sonra yönlendirmelerle fuarın düzenlendiği Business Design Centre’ın keşfedilmesine olanak tanır. Bu kısma davet edilen galeri ve inisiyatiflerin büyük ölçekli yerleştirmelerden, solo sergilere ve tematik karma seçkilere kadar bir çeşitlilik sunduğu görülmüştür. Türkiye’den katılan Galeri/Miz de bu kısımda yer almıştır. Bu bölüm, özellikle yeni oluşumlara, sanatçı ve galerilere destek olmak amacıyla, daha düşük bütçeli bir katılım payıyla fuara dahil olunmasını mümkün kılmıştır. Heykel, yerleştirme ve karışık teknik malzemelerle yapılmış birçok çağdaş sanat yapıtının olduğu fuarda, pentür ve baskının ağırlıkta olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Ayrıca fuarın Business Design Centre’ı mekan olarak seçmesi ve binanın üst katında farklı noktaları da değerlendiriyor oluşu, sanat izleyicisini gerek iç-mimari ve dekorasyon firmaları gerekse çeşitli endüstrilerden markalar olmak üzere farklı sektörlerden üretim ağlarıyla da karşılaştırmaktadır.

Londra’daki önemli koleksiyonlardan biri olan Victoria & Albert Müzesi’nde yer alan “Marie Antoinette” sergisi, 2025-2026 kış döneminin ilgi gören sergilerinden biri olarak gösterilebilir. Bir moda ikonu olarak gösterilen kraliçe Marie Antoinette’in cazibesi, stili, gençliği ve hakkındaki efsanelerle şekillenen, 250 yıllık geçmişin getirdiği birikimle, tasarım, moda, sinema ve sanat dünyasına odaklanan bu sergi, kraliçenin dönemi Rokoko’nun gösterişli objelerini izleyiciyle buluşturmaktadır. Sergide, ayakkabılardan, kıyafet tasarımlarına, kumaşlara; kolonya ve parfüm şişesi tasarımlarından resimlere dek büyük bir seçki gösterilmektedir.
Müzelerdeki bu geçici sergilerde yer alan sanat eseri ve objeler sadece müzelerin kendi koleksiyonlarından seçilmemekte, serginin teması altında birçok farklı kurumdan da yapıt getirtilmektedir. Tate Britain’da yer alan Turner&Constable Sergisinde, bu iki sanatçının Tate Britain koleksiyonuna ek, farklı kurumlardan seçilmiş ve getirilmiş eserlere yer verilmektedir. “Turner & Constable Rivals & Originals” isimli sergi, Romantizm akımının iki büyük İngiliz sanatçısını ele alır ve serginin başlangıcından itibaren, en ince ayrıntısına kadar düşünülüp hazırlanmış zaman çizelgesiyle onların yaşamlarına, sanatlarına ve dönüşümlerine odaklanır. Her iki sanatçının da doğayı incelemesi ve yaptıkları gözlemler sonucundaki üretimleri belli temalarla oda oda sergi boyunca işlenir. Oldukça kapsamlı bir seçkinin ele alındığı sergide, sanatçıların kişisel gelişimlerinden, o dönemde Royal Academy etkisine ve salon sergilerinde yapıt sergilemeye kadar dönemin sanatsal çözümlemesi de yapılmaktadır.

Théo van Rysselberghe, In July, before Noon, 1890, Kröller-Müller Müzesi Koleksiyonu
National Gallery - Radical Harmony
Sanat müzelerinin kendi koleksiyonları dışında düzenledikleri geçici sergiler, izleyiciyi farklı kültürlerden ve ülkelerden sanat üretimleriyle buluşturmak için bir fırsat doğurur. Hollanda’nın Otterlo kentinde yer alan Kröller Müller Müzesi’ne gitme gezme şansı olmayan sanat izleyicisi, yılın ilk aylarında Londra’daki National Gallery çatısı altında Helena Kröller Müller’in seçtiği ve topladığı Yeni İzlenimci koleksiyonu “Radical Harmony” adı altında görme fırsatı bulmuştur. Noktacılar olarak da adlandırılan Puantalizm akımı sanatçılarının eserleriyle karşılaşılan bu sergide ressamların renk teorisyenlerinden nasıl etkilendikleri ve armoni uygulamalarını denerken İzlenimcilik akımı sırasında ve sonrasında sanatı nasıl dönüştürdüklerine odaklanır. Paul Signac, Georges Seurat, Camille Pissarro, Maximillien Luce ve daha birçok noktacı sanatçının da yer aldığı sergi, izleyiciye belli başlıklar altında oluşturulmuş tematik kurgusuyla yeni/avangard sanatı gözlemleme fırsatı sunmaktadır.

Pablo Picasso, The Three Dancers, 1925
Tate Modern, Theater Picasso
Tate Modern’de sergilenen “Theater Picasso” sergisi ise 12 Nisan 2026’ya kadar görülebilir. Bu sergide Pablo Picasso’nun eserleri üzerinden görsel sanatlar, tiyatro ve performans sanatları arasındaki ilişki ele alınmaktadır. Kübizmin öncüsü Pablo Picasso eserlerinde birçok temaya yer vermiştir ancak “Theater Picasso” sergisi dansçılar, eğlence sektörü çalışanları ve matadorlar gibi sahne dünyasından figür ve karakterlere odaklanan bir projedir. Güncel sanatçı Wu Tsang ve küratör Enrique Fuenteblanca, galeri alanını gerçek bir tiyatro sahnesine dönüştürerek Picasso’nun 45'ten fazla eserini (tablolar, heykeller, tekstil işleri ve bazıları Birleşik Krallık'ta ilk kez sergilenen kağıt üzerine çalışmalar) bu dramatik atmosferde sunmaktadır.
İzleyici, Picasso’nun bu figürlerden ilham alarak kendi "Sanatçı Picasso" imajını nasıl bir tiyatro sahnesi gibi kurguladığı, resimlerini yaparken bir performans sanatçısı gibi düşünerek ve hareket ederek video çektiğini görmektedir. Sergi, sanatçının ünlü “The Three Dancers” (Üç Dansçı) tablosunun yüzüncü yılına bir saygı duruşu niteliğindedir. Küratörlerin bakışıyla farklı bir şekilde sunulmaya çalışılan Picasso, hem "ünlü bir yıldız", hem de "aykırı bir dışlanmış (outsider)" karakterdir ve bu sanatçının seçimleri disiplinler arası ilişkiye yeni bir boyut getirmektedir. Picasso’nun eylemleri ve duruşuyla 20. Yüzyılın ilk yarısında sanatçı rolünün nasıl değiştiği ve yeniden tanımladığı konusu ele alınmaktadır.

Peter Doig: House of Music, Serpentine
Performans sanatlarının görsel sanatla buluşmasını sağlayan bir diğer proje ise, Serpentine Galerinin güney şubesinde yer alan Peter Doig sergisidir. Picasso’nun tiyatro işleri (örneğin Parade balesi gibi), insanların bir araya gelip ortak bir görsel şöleni paylaştığı anları temsil ederken, Doig sergisinde sanatın ve müziğin kesişimi gözlemlenmektedir. Sergi, Peter Doig’in sanat pratiğinde müziğin, sinemanın ve ortaklaşa dinleme kültürünün oynadığı rolü merkeze koymaktadır. Eserlerin çoğu, sanatçının 2002-2021 yılları arasında yaşadığı Trinidad'daki ses sistemi kültüründen ve sinema deneyimlerinden beslenmektedir. Analog ses sistemlerine dikkat çekilen sergide devasa hoparlörler hem birer heykel hem de geçmişin sesini bugüne taşıyan birer araç olarak görülebilir. Galeriyi bir "dinleme alanı"na dönüştüren Doig, görsel sanatı işitsel unsurlarla entegre ediyor ve sergi paylaşımlı dinleme alanı olarak izleyici/dinleyiciye farklı bir deneyim sunuyor.
Doig’in sergisindeki "Sound Service" seansları ve Trinidad’daki toplu dans sahneleri de aynı temayı işliyor: Sanatın insanları bir araya getiren bir "ritüel" olması. Bu noktada disiplinler arasılık kavramı tekrar akla geliyor. Picasso, resmi tuvalden çıkarıp tiyatro sahnelerine, kostümlere ve devasa dekorlara taşımış, disiplinler arası ilişkilerin farkına varmış ve döneminde bu noktaya dikkati çekmiştir. Onun için sanat, seyircinin içine girdiği bir performanstır. Doig ise, resmi analog ses sistemleriyle birleşerek galeriyi bir "dinleme odasına" dönüştürür. O da, Picasso gibi izleyiciyi pasif bir gözlemci olmaktan çıkarıp, çok duyulu bir atmosferin parçası yapar ve bunun üzerine düşünmeye iter.
Yılın ilk aylarında Londra’daki sanat galerilerine bakıldığında, Serpentine dışında Alon Zakaim, Shapero Modern ve Eden Galeri dikkat çekici örnekler arasındadır. Peter Doig sergisindeki "çok duyulu" (ses+görüntü) deneyim, Alon Zakaim Galeri’de yer alan Kübizm sergisindeki farklı perspektiflerle "çok açılı" bir yaklaşıma dönüşür. Birisi kulaklarımızı, diğeri ise bakış açımızı geliştirir. “Kübizm” sergisinde, Analitik ve Sentetik Kübizmin çeşitli örnekleri, farklı ülkelerden sanatçıların üretimleriyle izleyiciye sunulmuştur. Kübizmin Doğuşu ve "Cubic Oddities": Serginin girişinde, 1908'de eleştirmen Louis Vauxcelles'in Braque’ın eserlerini küçümsemek için kullandığı "kübik tuhaflıklar" ifadesinin, nasıl bir sanat devriminin ismine dönüştüğü anlatılıyor.

Salvador Dalí, Anti-Umbrella with Atomized Liquid, 1975
Shapero Modern - The Graphic Works
Shapero Modern’de, Salvador Dali’nin “The Twelve Tribes of Israel” başlıklı baskı serisi yer almaktadır. Reuben, Simeon, Levi, Judah ve diğer isimler altında üretilmiş bu eserler galeride orijinal bakır plakalarıyla birlikte sergilenerek izleyiciye gösterilmektedir. 1973 yılında Alex Rosenberg’in Salvador Dali’ye sipariş ettiği bu (etching) baskı serisini özgün kılan yanı ise bunların biricik oluşudur. Dalí, bu mekanik baskıların üzerine el işçiliğiyle suluboya müdahaleler yaparak, her bir baskıyı seri üretimden çıkarıp kendine has, tekil birer esere dönüştürmüştür. New Bond Street’te yer alan galerinin duvarlarında bu seri dışında sanatçının başka numaralı baskıları da sergilenmekte ancak bu seri normalde üzerinde kaçıncı baskı olduklarını belirten numaralar olmadığı için diğerlerinden ayrılmaktadır. Eserlerin bakır plakalarla birlikte sergilenmeleri ise izleyicinin yapıtın negatif ve pozitif hallerini birlikte gözlemlemelerine olanak tanımaktadır. Dali’nin gerçeküstü dünyası bu orijinal parçalarda farklı teknikleri bir araya getirmektedir.
Dünyanın birçok yerinde şubesi olan Eden Galeri’de ise, karma bir sergi yer almaktadır. Alec Monopoly, David Kracov, Roman Feral, Eduardo Kobra, Metis Atash ve daha başka sanatçıların çeşitli tekniklerde yapılmış çağdaş çalışmaları “True Colors: London” adı altında galerinin gerek tarz, gerekse teknik ve malzeme çeşitliliğinin renkliliğini işaret ediyor gibi düşünülebilir. Galerinin sanatçı skalasında yer alan Monopoly ve Kracov gibi sanatçıların resim ve heykellerinde popüler imajların tercih edilmesi ve pop renklerin kullanımı onları izleyici için sanki bir şekere dönüştürmekte ve ilgiyi arttırmaktadır.
Londra'nın bu yoğun programı, sanatın sadece bir "izleme" eylemi değil, duyuların ve disiplinlerin iç içe geçtiği bir keşif süreci olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Şehrin her köşesinde farklı bir estetik dile şahitlik ederek, 2026 sanat yılına heyecan verici bir başlangıç yapmamızı sağlıyor.