728x90-CB.jpg

Ahmet Oran’ın Yapıtlarındaki Spatula Etkisi | Yazan Yasemen Çavuşoğlu


 

Usulca sokulursun resmin yanına, sonra nahoş bir koku gelir tuvalden sana işte tam o sırada anlarsın ki karşında durur Ahmet Oran tablosu. Kalın; yağlıboya sanki sana daha canlıyım der adeta, nemliyim, hassasim… Resim hala nefes alıyor, capcanlı, Ahmet Oran’dan karşısındaki seyircisine geçen ilk izlenim bu olur.
 
Duvardan seyircisine şöyle seslenir, ”Sakın yaklaşma bana, bulaşır karışmam ha… Demedi deme ama, değmesin yaglıboya… Bakma sen sert spatula darbelerime, onlar benim izlerim ve çıkan armonim... Bence uzaktan bak bana... En güzel kavuşamayan aşıklar gibi…



 

Ahmet Oran’ın renkle kurduğu sağlam ilişki 1977 ile 1980 yılları arasında İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde Prof. Adnan Çoker Atölyesi’nde eğitim gördükten sonra Viyana’ya giden 1957 Çanakkale doğumlu ressam, 1980 yılından itibaren önce Prof. Carl Unger Atölyesi’nde (resim, grafik ve vitray), 1985’ten itibaren de Adolf Frohner Atölyesi’ne devam etmis ve kendisine zengin bir bilgi ve deneyim kazandıran eğitimini, 1987 yılında verdiği diploma çalışmasıyla Viyana Tatbiki Sanatlar Akademisi’nden mezun olarak tamamlamıştır.



 

Sanat hayatının başlarında ağırlıklı olarak grafiğe dönük eserler veren ressam, çıkışını 1995 yılında yakaladı. 258 katılımcının eser gönderdiği Bau Holding AG (Bugünkü adıyla STRABAG) yarışmasında, Oran ikincilik ödülüne laik görüldü.



 

Sanatçı Avusturya’daki sanat ortamında dikkatleri üzerine çekerek, önemli sergilere davet edilmesi, kendisine geniş çaplı bir saygınlık kazandırdı. Tek renkli resim geleneği içinde adını “Ahmet Oran” diye akıllara yazdırmayı başaran sanatçı, günümüz çağdaş sanatçıları arasında, her biri yıllara yayılan dönemler içinde farklı resimsel bakış tarzları geliştirdi.



 

Yüzeyin bir renk alanı olarak katmanlasması, tabakalaşan boyanın spatula darbeleri ile yırtılması, canlı bir organizma gibi resmin kompozisyon ve oluşum sürecini oluşturuyor. Bu olma ve oluş hallerinin evreleri var şüphesiz.
Sanatın lirik, geometrik tarafını, renklerin kendine özgü bir sesi olduğunu bilseydiniz… Gökyüzüne baktığımızda içimizi ısıtan güneşin, sarı renk olduğundan ya da bulutların beyaz renkte gözümüze ilişmesinden emin oldugumuz kadar, ya renklerin kendinelerine özgü bir melodileri olduğunu bilseydik…?



Oran resimlerinde o renk melodileri içinde ahenkle süzülür insan. O oluşum süresince, yağlıboyanın keskinliği adeta güzel kokan renkler tabirini kullandırtır. Farz edelim ki, macunumsu, katman katman sürülen yağlıboyanın tadı söz konusu olsaydı, hiç şüphesiz ki sosun; mavi renk gibi tat verdiğini söyleyebilirdim.



 

Ahmet Oran resimleri manevi yönden somutun içinde soyut, görülenin içinde göremediğimiz, olağanüstü düzeyde esrarengiz, anlaşılmaz, mistik bir şekilde oluşumunu tamamlar.
“Benim peşinde koştuğum ruh halidir, iş vardır, resim vardır, sanat eseri vardır. İzleyici ile o yapıt arasında ya bir bağ kurulur ya da kurulmaz. Benim resimlerimden ne alıyorsa, o vardır…” der Ahmet Oran.



Resmetme sürecinin serüvenini anlattıktan sonra, sizlere sanatçının resim calışmaları içinde ayrı bir yere sahip olan kağıt işlerinden bahsetmek istiyorum. Tablolar üzerinde canlı etkiler yaratan, silindirik merdaneyle tahta bir levha üzerine uygulanan yaglıboya, daha sonra bir kağıt yaprağı üzerine basılır. Tahta levha, özgün baskıda olduğu gibi, bir çoğaltıcı olarak değil, tıpkı fırça, rulo ya da spatula benzeri bir resim aracı olarak kullanılır.



 

Resimsel baskılar, yoğun bir tek renklilik ve doygunluk elde eder, zira bu yöntemle boya bir seferde tüm yüzeye eşit bir şekilde dağılır. Baskı sonucu oluşan renk alanı, soluk almaya başlar. Levhanın kenarlarından taşan yoğun yağlıboya bu titreşimsel etkiyi yoğunlaştırır. Oran, baskı rulosu kullanarak yüzeyi resimsel bir üslupla defalarca işler. Silindirin ileri geri hareketi ve araç üzerine uygulanan değişken ağırlığa bağlı olarak, farklı yapılar ve renksel yoğunluklar oluşur. Soyutlama ve doğa iç içe geçer.
 
Süt ile şeker birbirine ne kadar yakışıyorsa, yağlıboya ve spatula da o doygun lezzeti verir izleyicisine. Mavi heryerde mavi, kırmızı battı batacak, beyazın kaderi kirlenmek, siyah gecelere inat…

Şimdiden çok şeyler başarmış ve görüldüğü kadarıyla, gelecekteki yerini şimdiden sağlamlaştırmış olan Ahmet Oran gibi bir ressam söz konusu olduğunda, sayfalar yetmez yazmaya… Umarım sizlere de bu duyguyu geçirebilmişimdir.




Yazı: Yasemen Çavuşoğlu


 

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız