İstanbul Modern Sinema, erken sinemanın büyüleyici dünyasını izleyicilerle buluşturan “Sessiz Film Günleri” programını 2–5 Nisan 2026 tarihleri arasında gerçekleştiriyor. Eye Filmmuseum işbirliği ve Elif Rongen Kaynakçı’nın eş küratörlüğünde hazırlanan seçki, canlı müzik performansları ve özel sunumlarla zenginleştirilmiş bir erken dönem sinema şöleni sunuyor.
Program, 1918’den başlayarak sinema tarihinin erken dönemine uzanan 13 filmlik bir seçkiyi içeriyor. Emek ve üretim imgelerinden doğayı soyutlayan avangart çalışmalara, 20. yüzyıl başının moda dünyasından sualtı sahneleriyle öne çıkan yapımlara kadar geniş bir yelpazede eserler izleyiciyle buluşuyor.
Program kapsamında yedi sessiz film, İtalyan piyanist Andrea Goretti, Ekin Fil, Kornelia Binicewicz, Komos grubu, Gonca Varol ve Orhan Deniz & Onur Başkurt gibi müzisyenlerin canlı performansları eşliğinde gösterilecek. Bu yılın teması, erken dönem sinemada stencil-renk kullanımı olarak öne çıkıyor. Elif Rongen Kaynakçı’nın sunumlarıyla Fantastik Çiçekler, Defile Sineması ve Cyrano de Bergerac gibi filmler izleyiciye sunulurken, Tamilla filmi akademisyen Ahmet Gürata’nın sunumuyla gösterilecek.
Ayrıca, İran Yeni Dalgası’nın öncülerinden Dariush Mehrjui imzalı ve yakın zamanda restore edilen Postacı (Postchi, 1972) filmi, Türkiye prömiyeri ile programın önemli bir parçasını oluşturuyor ve erken ile modern sinema arasında güçlü bir köprü kuruyor.

Zalim hükümdar Sultan Malik’in yaşama sevincini yeniden kazanması için üç elçi, ona uygun bir eş bulmak üzere yola çıkar. Elçilerden Kadjar, komşu krallıkta Prenses Daoulah’yı bulur; ancak genç kadın, sakladığı bir sır nedeniyle sultanın tekliflerini reddeder. Film, Doğu masallarını andıran yapısıyla aşk, arzu ve iktidar temalarını bir araya getirir. Güney Fransa’da kurulan bir stüdyoda tasarlanan “Binbir Gece” atmosferi, pochoir (şablon) renklendirme tekniğiyle öne çıkar. Yapım, erken sinemanın görsel zenginliğini, Batı’nın Doğu’ya dair egzotik ve indirgemeci bakışını yansıtan bir temsil dünyasında sunar.

Lord Angus Cameron’ın kalenin kahyası Marion Hume ile yaptığı gizli evlilik, onun yeni hayatının önünde engel oluşturur. Bu evliliğin tek kanıtı, “Beyaz Fundalık” adlı batık bir yatta bulunan belgedir. Marion’un çabaları sonuçsuz kalınca Cameron ve ona âşık olan Alec McClintock belgeyi ele geçirmek için batığa iner. Bu dalış, sualtında ölümcül bir yüzleşmeye dönüşür. Melodram ile görsel ihtişam arasındaki gerilimi yansıtan film, özellikle sualtı sahneleriyle erken dönem sinemanın teknik ve anlatısal arayışlarını görünür kılar.

Sessue Hayakawa’nın başrolünde olduğu film, dağlarda münzevi bir yaşam süren ressam Tatsu’nun hikâyesini anlatır. Nişanlısının bir ejderha tarafından kaçırıldığına inanan Tatsu’nun bu saplantısı, sanatsal ilhamına dönüşür. Yeteneği keşfedildikten sonra ünlü ressam Kano Indara’nın evine girer; ancak Kano’nun kızında kayıp prensesini görmesi, giderek büyüyen bir çatışmaya yol açar. Romantik ve mitolojik unsurları bir araya getiren film, büyük ölçüde Asyalı oyunculardan oluşan kadrosuyla sessiz dönem Hollywood’un nadir örneklerinden biridir.

Türkiye tiyatro ve sinemasının öncü isimlerinden, Darülbedayi’nin kurucusu Muhsin Ertuğrul’un Ukrayna Foto Sinema İdaresi’nde (VUFKU) çalıştığı dönemde çektiği Tamilla, Ferdinand Duchêne’in romanından uyarlanan, 1920’lerde Fransız sömürgesi altındaki Cezayir’de geçen trajik bir kadın hikâyesini anlatır. Küçük yaşta babası tarafından para karşılığında evlendirilen Tamilla, yıllar boyunca farklı erkeklere “satılarak” süren bir sömürü döngüsüne hapsolur; annelik, yoksulluk ve şiddetle örülü yaşamı onu geri dönüşü olmayan bir yalnızlığa sürükler. Uzun yıllar kayıp olduğu düşünülen film, Ukrayna arşivlerinde bulunarak Türkiye’de ilk kez 2019’da Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde gösterildi. Filmin Almanya Federal Arşivi’nde (Bundesarchiv) bulunan altı makaralık daha uzun versiyonu ise Türkiye’de ilk kez bu programda izleyiciyle buluşuyor.

Dariush Mehrjui, İnek (1969) filminin ardından bu yapımda İran’ın hızlı Batılılaşmasının yarattığı kırılmaları ele alır. Çekingen bir postacı olan Taghi’nin hayatı, Batı’dan dönen bir girişimcinin müdahalesiyle sarsılır. Hiciv ve alegoriyi bir araya getiren film, toplumsal baskının yanı sıra karakterin zihinsel çözülüşünü görünür kılar.
Programın tamamı ve ayrıntılı bilgi için:
-><-
2 gün önce
Bonhams'ta Osman Hamdi Bey Etkisi: "Cami Kapısında" 3,7 Milyon Sterline Alıcı Buldu
2 gün önce
Bir Ustanın Mirası: "Yaparsın Şekerim" 27 Mart Dünya Tiyatrolar Gününde Vizyona Giriyor
3 gün önce
Galeri Binyıl’dan Art Ankara 2026’ya Etkili Katılım
3 gün önce
DG Art Gallery & Project, ArtAnkara’da İmgenin Hafızası ile Çizginin Dürtüsünü Bir Araya Getiriyor
5 gün önce
Edirne Bienali İlk Edisyonuyla Zamanlar, Kültürler ve İnsanlar Arasında Köprüler Kurmaya Hazırlanıyor