asm.picasso.arttv.jpg

James Turrell’in Işık Enstalasyonları Guggenheim’da Yazan:Eda Aksoy

James Turrell’in Işık Enstalasyonları Guggenheim’da Yazan:Eda Aksoy
Eda Aksoy 16.08.2013



Çağdaş sanatın beni en çok etkileyen sanatçılarından olan James Turrell’in sergisi, Guggenheim Müzesi’nde önünde uzun kuyruklar oluşturarak 21 Haziran’da başladı. Müze, Turrell’in ışık ve renk oyunları ile bambaşka bir atmosfere bürünmüştü. Ziyaretçiler uzun süre yerlerde oturarak bu büyüleyici enstalasyonunu izliyorlardı.









James Turrell’in 1980’lerden bu yana ilk defa New York’da bir müzede açtığı sergisi, ışık, renk ve alan kullanımı ile öne çıkıyor. Serginin başyapıtı “Aten Reign” (2013) isimli büyük projesi, Guggenheim rotondasını muazzam yoğunlukta değişken, yapay ve doğal ışıkla yeniden tasarlıyor. Müzenin bu zamana kadar ki en büyük değişimini ortaya koyan bu enstalasyon, Frank Lloyd Wright'in mimarisinde kullandığı açıklık, zarif kıvrımlar ve olağanüstü alan algısını yeniden yaratmaktadır ve özellikle Turrell'in en büyük yapıtlarından biri olan Roden Crater Project'e (1979)  gönderme yapmaktadır.



Yaklaşık 60 dakika süren döngü süresince “Aten Reign”; renk spektrumu boyunca gölgeler halinde baştan çıkararak, kusursuzca hareket ediyordu. Mor, turuncu, kırmızı, mavi, yeşil ve bolca pembenin oluşturduğu ışık dizileri ilerledikçe, bu renklerin oluşturduğu sürekli değişen çeşitlilik karşısında bambaşka bir dünyaya yolculuk yapıyorsunuz. 









Sanatçının “Iltar” (1976) isimli çalışması, Uzam Bölüşümü İnşası adı verdiği çalışmaların en erken tarihli olanı. Bu çalışma karanlık bir odada geçiyor ve izleyiciler dikkatlice baktığında düzlemde, duman ya da boş bir oda gördüğünü zannediyor.  Aslında çalışma bir bölme duvarına açılan geniş bir alan ve sanatçı bu alanı “hissetme alanı” olarak adlandırıyor. Turrell'in hissetme alanları fark edilemeyen ve sınırları olmayan bir ışık yoğunluğuna yol açıyor, bu algı üzerine çalışan psikologların “Ganzfeld” diye adlandırdıkları bir olay. Sınırsız renk alanının yarattığı belirsizlik karşısında akıl, gerçekliği algının kalıplaşmış biçimleriyle algılamaya çalışıyor ve sonuçta düz bir yüzey görüyor.



Turrell hayat boyu sürdürdüğü saplantısı ve en büyük çalışmasını Arizona'da tüneller ve yer altı odaları oluşturduğu sönmüş bir yanardağ arazisinde 1974 senesinden beri sürdürüyor. Yanardağın tepesinde Roden Crater olarak bilinen bir çukur bulunuyor. Turrell bu krateri halka hiçbir zaman açmadı ve onu kimin görüp göremeyeceğine karar veriyor. Roden kraterini ziyaret etmek için alınacak bir davetiye, Amerika'da sanat dünyası açısından en çok arzu edilen durumlardan biri olarak kabul ediliyor






Guggenheim Müzesi’nde 21 Haziran’da başlayan görkemli sergi, 25 Eylül’e kadar devam ediyor. 

Yazı ve Fotoğraflar: Eda Aksoy

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız