728x90.jpg

Umudunu Yitirme: Käthe Kollwitz | Yazan Yasemen Çavuşoğlu

Tarih ne denli duyarsızsa,

Kollwitz o denli şefkatliydi.

Ufku asla daralmamıştı.

Paylaştığı ızdırabın da sınırı yoktu.

Geçmiş, felakatlerin sonuçlarını değerlendirir. Daha adil ve daha merhametli bir gelecek için kimileri mücadeleye girer. Kimisi o yolda yenilir, kimisi galip çıkar. Käthe Kollwitz ise pes etmedi. Uğruna çok şey kaybetti ama yolundan hiç sapmadı.


Käthe Kollwitz

8 Temmuz 1867’de Königsberg’de doğdu. Ailesi sosyalist dünya görüşüne sahipti. Küçüklüğünden beri kulağına yerleşen sözler, devrimci ve ütopik yapısını yoğurmaya başlamıştı. Esasen hukukçu olan babası, sosyal demokrat inancı yüzünden fakülteyi bitirmesine rağmen yaşamını değiştirip, duvarcı ustası olarak çalışmaya başlamıştı. Çocuklarını serbest ve hür büyüten ailenin, dört çocuğu vardı. Conrad, Julie, Lisbeth ve Kathe.

Käthe ise babası için bir başkaydı. Doğuştan yeteneği, gün yüzüne çıkmaya başlamış. Bunu ilk fark eden babası olmuştu. Ünlü resim ve grafik ustalarından ders almasını sağladı. Bu yolda sanat hayatına girişinin ilk adımı oldu.

Sanat eğitimine 1884’de Berlin, 1888-1889 yılında ise Münih’de devam etti. Almanya’da 20.yüzyıl başlarında Ekspresyonizm (Dışavurumculuk) akımı her yanı sarmaktaydı.


 Mothers (Mütter)

Käthe Kollwitz, hiçbir ekole üye olmayışına karşın içerik ve uslüp açısından; bu akım içerisinde değerlendiriliyordu. Onu diğerlerinlerinden ayıran şey ise, renkten uzak kalışıydı.

Yaşadığı yüzyılda yapılan adaletsizlikler, savaş, yoksulluk ve eşitsizlik belki onu bu renksiz dünyaya itti. Ağırlıklı olarak gravür (baskı resim) çalışan sanatçının çok sayıda desen, afiş ve heykel çalışmaları da mevcuttu.


 Self Portrait 

“Yetenekli olmak insana sorumluluk yükler” Bu sözlerin sahibi, çok saygı duyduğu büyükbabasına aitti. O da bu sözü kulağına küpe yaptı. Yeteneğini, duyarlılığıyla birleştirdi. Yaşadığı çağın, bir sanatçıyı yarattığını düşündü. Çalışmalarında da hep açlık çekenlerin, ezilmişlerin, horlananların yanında oldu.

O, gerçeğin tavsirini yapan kadındı. İşçilerin ve halkın içinde bulunduğu olumsuz koşullardan ve toplumsal adaletsizliklerden derinden etkileniyordu.

Yapıtlarında gerçek yaşamda tanık olduğu insanlık sorunlarına yer veriyor. Hayatı sorgulatıyordu.


Not (Want)

1891’de kardeşinin bir arkadaşı olan, tıp ögrencisi Karl Kollwitz ile evlendi. Hayatlarını birleştiren çift, yaşamlarına Berlin’in kuzeydoğu tarafında devam etmeye başladi. 1892’de anne oldu ve ilk çocuğu Hans dünyaya geldi. 1896’da ise aile mensupları genişledi. Peter adında oğlu hayata ‘Merhaba’ dedi.

Yaşadıkları yer, işçi sınıfının yoğun olduğu bir bölgeydi. Burada geçirdiği yıllarda kaleme aldığı günlüğüne; “Fuhuş, işsizlik gibi çözüm bekleyen problemler bana acı veriyor. Ben de huzur bırakmıyor” Bütün bunlar, halkın alt tabakasının acısını tasvir etmeye, böylesine bağlanmasına neden oldu.


Sturm 

“Hayata katlanmamı sağlıyor” diyen sanatçı, zorluk dolu yaşantıların resmini yapıyordu. Bu eserler, siyah ve beyazın yalın ve etkili kompozisyonuydu.

1910 yılında resmettiği; “Küpeli Emekçi Kadın“ tablosu; umudun portresiydi. Küpe minicik olsa da, onurlu bir duruşun beyanıydı. Kadının yüzünde yansıyan acı, karanlıktan gelen siyah çizgilerin içindeydi. Her karanlığın bir çıkışı, her gecenin bir sabahı olduğuna dair yaşama tutunma azmiydi. Kadın, belki bu nedenle küpe takmak istemişti. Umudunu hiç yitirmemek için.


Working Woman (with the Earring)

Resim, heykel, litografi, ağaç baskı ve gravür gibi… Pek çok farklı teknik kullanıyordu. Çağdaşlarından onu ayıran bir diğer özelliği ise, devrimci bir kadın olmasıydı.

Devletin kadın bedeni üzerinden siyaset yapmasının iğrençliğinden, kadının birey olma mücadelesine kadar toplum ve insanlığa karşı görevlerini fazlasıyla yerine getiriyordu.

Kollwitz; bir kadın, bir anne ve bir sanatçıydı. Anne çocuk ilişkisi üzerinden kadına dair birçok soruna işaret ediyordu.


Tod und Frau (Death and Woman)

Hayatı boyunca sanatı aracılığıyla haksızlıklar ile mücadele veren sanatçı. Bir gün aldığı bir haberle bütün hayatı alt üst oldu. 30 Ekim 1914 cuma günü, kapısına dayanan Azrail ona bu acı haberi verdi. Aileye en son katılan, geldiği gibi de mutluluk getiren Peter. Dünyanın en kanlı savaşı; 1.Dünya Savaşı’nda şehit düşmüştü.

Bu korkunç acı Käthe’nin yakasını hiç bırakmadı. Ölüm haberi, iç hesaplaşmaya dönüşmüştü. Resimlerinde hep aynı acı vardı; “Hepimiz ihanete uğradık. Milyonlarca genç ve Peter’da ihanete uğradı. Bu nedenle sakin olamam, içim karmakarışık ve fırtınalı” diye aktardı tuttuğu günlüğüne.

“Artık kimse savaşta ölmemeli“ diyerek tepkisini sözleriyle değil, sanatıyla ortaya koydu. Savaşın anlamsızlığını ve acılarını oğlunu kaybetmiş bir anne olarak değil, en başından beri toplumsal konulara duyarlılığıyla, edindiği ilke doğrultusunda resimlerine döktü.


Unemployment 

Ne trajiktir ki, acısı dinmeye yüz tutmamışken bu kez de büyük oğlu Hans’ın oğlu Peter’ı 1942 de savaşta kaybetti. Torunu, oğlu’nun adaşı Peter da, amcası gibi kanlı savaşa kurban oldu. Berlin’i terk eden Kathe, artık iyice yıkılmıştı. Sığındığı küçük bir yerleşim biriminde hayatını sürdürmeye devam ediyordu.

Hitler döneminde eserleri dejenere sanat olarak adledildi. Konferans vermesi, sergi açması yasaklandı. Naziler onun için “Pislik Ressam“ tanımını kullanmaya başladı. Kollwitz ise faşizme karşı susmayı, fırçası ile üreterek cevap vermeyi tercih etti.

“Günün birinde yeni bir ideal ortaya çıkacak ve tüm savaşlar sona erecek. Bu inançla öleceğim. Belki zorlu bir uğraş olacak ama başarılacak.”


Woman with Dead Child 

Tarihle yüzleşmek trajedilerle yüz yüze gelmektir. Çoğu insan bakışlarını kaçırmayı tercih eder. Bazısı da yaşadığı döneme hayıflanır, kaderine sitem eder. Kollwitz gibi kadınlar ise acılara dayanır. Mağlubiyet onları yıldırmaz. Düşer ama yine kalkar. Kuşaktan kuşağa, adını tarihe kazır.Kimse ebedi değildir bu dünyada. Vakti gelince göçer gider. Käthe Kollwitz, 22 Nisan 1945’te gözlerini bir daha açmamak üzere kapattı.

Gözyaşların, isyanın, insanlık tarihinin korkunç döneminde yaşamış talihsizlerin ressamıydı. Eserleri ve ideolojisi ile hala aramızda yaşamaya devam ediyor…

Yazı: Yasemen Çavuşoğlu

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız