ekavbanner1.jpg.jpg

Yayoi Kusama'nın Garip ve Renkli Dünyası | Yazan Yasemen Çavuşoğlu

 


 

Evvel zaman işi bir hikaye, Yayoi Kusama`nın garip ve renkli dünyası… Zor bir cocukluk, küçük bir kızı, 10 yaşından itibaren halüsinasyonlar görmeye iter mi(?), dedirtecek türden bir başlangıç…
Kusama 1926 yılnda Japonya’da varlıklı bir aileye mensup ama mutluluktan da bir o kadar uzak büyümüş bir kız çocuğu. Hele bir de harap olmuş bir anne bunun sebebi de çapkın ve ilgisiz bir baba iken minik Kusama’nın hayata, çocukluğuna, o korkunç travmalarına değinmeden, onun eşsiz sanatını anlatmaya başlamak, bu hikayeyi tam anlatamamak olur.



 

Bir çicek tarlası düşünün ki, boylu boyunca uzanmış Kusama’nın dünyasına lakin, çiçekler minik kızla konuşuyor. Evet, kendi anlattığı hikayesine göre, daha küçücük yaşta görmeye başladığı ve onu çılgına döndüren halusinasyonlar, her biri tek tek sesleniyor. Minik kızda, kendi hayal gücünün yettiği kadar, bütün çiçeklerin başlarını, noktalar haline dönüştürüyor. Bu sonsuz noktalar içinde, kendini kaybediyor ve puantiyelerle, balkabaklarıyla içli dışlı serüveni, bu şekilde başlıyor.
Çiziyor, çiziyor fakat profesyonel bir yönde sanatçı olması konusu annesi tarafından teşvik edilmese de, Kusama hırsıyla daha çok çiziyor, vazgeçmiyor.
 
Klasik Japon sanat eğitimi alan Kusama, 1957 yılında sanatın başkenti diyebilicegimiz, New York’a taşınıyor ve orda dikkatleri farklı ve aynı boyutlardaki “Nokta” ve “Ag” gibi motifleri, sık sık tekrarlamasıyla, kendine has özgün stilini yaratıyor. Döneminin çağdaşları olan Andy Warhol, George Segal, Claes Oldenburg gibi sanatçılar, çeşitli sergilerde bir araya geliyor. Zaman zaman Kusama’nın eserleri ve hayal gücü diğer sanatçılara, hatta modadan, edebiyata keza sinemaya bile esin kaynağı oluyor. Herbiri için tek tek örneklerini de yazmak ama belki de, sadece bir tanesiyle yetinmeyi denemeliyim. O da, Louis Vuitton için özel bir puantiye koleksiyonu hazırlaması, çılgın Kusama’yı tekrar tekrar ilerlemiş yaşına aldırmadan, sanatın, her dalında karşımıza çıkarıyor.



 

Eserleri, feminizm, minimalizm, sürrealizm, pop art ve soyut ekspresyonizm akımları içinde değerlendirilir. Avangart bir sanatçı olan Kusama, silinmişlik odası adını verdiği, çocuklar için tasarlanmış, tavandan, zemine heryeri bembeyaz olan, ilk başta hiçbir renk barındırmayan daha sonra ziyaretçilere verilen, renkli boyutlardaki yapiştırıcılarla, oda da kendi seçtikleri yerlere yapıştırdıkları ve sonunda ortaya çıkan cıvıl cıvıl, rengarenk bir oda.
Bana hissettirdiği ise, kendi çocukluğunda, yaşadığı travmaları, bu oda sayesinde, yeni minik ellerin dünyasıyla renklerdirmesi diyebilirim. Ben bu rengarenk odayı, Las Vegas’ta gittigim sergide ne yazik ki göremedim.






Videoyu izlemek için yukarıdaki görselin üzerine TIK'layın!
 

2017 yılında Kusama, Tokyo’da sanatseverlere, Yayoi Kusama Müzesi açtı, bizlere de yolumuzu düşürüp Tokyo’da, bu şahane hanımefendinin dünyasına bir göz atmak, daha sonrasında da, Kitanomaru Parkta oturup onunla hayal gücüne dalmak kaldı.
Puantiyeler, ne cok şey anlatıyormuş meğer. Tamamen savaş karşıtı ve 1960’larda karşıt kültürü benimseyen Kusama, vücudun çıplaklığının barış ve aşkı temsil ettiğini ve düzenlediği happening’ler ile, bu etkinliklere katılan katılımcıların, çıplak vücuduna renkli puantiyeler çizmesi. Uzaktan bakınca, bana hissettirdiği görüntü, insan, lekeleri ve onları bir başka insanla, renklendirmesi diye adlandırabilirim. Belki siz normal bulmayabiliriz, zaten sanat da bu degil mi?
Dönelim mi artık Kusama’nin özel hayatına, o küçük kız ve travmalarında kalmıştık, onlar ile yaşadı, yaşama asıldı, hırsı ve hayalgücü onu başarıdan başarıya götürdü. Fakat o artık daha fazla dayanamadığı için kendi isteğiyle, 1977 yılında akıl hastanesine yattı. Lakin bir şart koydu; gündüzleri üretme sürecine devam etmek. Hastanenin karşısında, kendisine bir stüdyo tuttu, gündüzleri sanatını icra edip, geceleri hastaneye geri dönüp travmalarıyla baş etmeye devam etti.



 

40 yıla aşkın bir tedavi sürecinden sonra, kendini bulan sanatçı, 83 yaşında başladığı yere New York’a geri döndü. Hala sanata ve üretmeye doyamayan sanatçı, belki de ilacını sanatta bulduğu için üretmeye devam ediyor. Bende en son Las Vegas’ta, Kusama’nın Infinity Mirror sergisini görmeye gittiğim de, bana odada 40 saniye sürem olduğunu söylediler ama odaya girince, o simsiyah boşluk, sanki elimi uzatsam yildizlara dokunucakmışım gibi uzay boşluğundaymışım hissini verdi.


Videoyu izlemek için yukarıdaki görselin üzerine TIK'layın!


Belki de normal ve renksiz yasamaktansa, pek de normal gelmeyecek hayaller, daha eğlenceli, kim bilir?

Yazı: Yasemen Çavuşoğlu
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız