Algoritmanın Gözü: Değişen Sanat Algısı

Ece Eylem Yıldırım

16 gün önce

Sanat artık yalnızca bakılan bir şey değil; ölçülen, sıralanan ve önerilen bir olgu. Dijital çağda sanat eseriyle ilk temas çoğu zaman bir sanat alanında değil, bir algoritmanın belirlediği akışta gerçekleşiyor. Beğeniler, kaydırmalar ve izlenme süreleri, sanatın kaderini belirleyen yeni küratörler hâline gelmiş durumda. Peki bu görünmez sistemler, sanat algımızı nasıl yeniden şekillendiriyor?

Geleneksel sanat dünyasında değer; tarihsel bağlam, kavramsal derinlik ve eleştirel süreklilik üzerinden inşa edilirdi. Bugün ise sanat, dijital platformlarda beğeni ekonomisinin bir parçası olarak var oluyor. Algoritmalar, hangi işin öne çıkacağını belirlerken estetik ya da düşünsel kriterlere değil; etkileşim verilerine bakıyor. Daha çok tıklanma, paylaşılma ve yorumlanma potansiyeli taşıyan işler daha fazla görünürlük kazanıyor.

Bu durum sanat algısında köklü bir kırılmaya işaret ediyor: “iyi” olan değil, “çok görülen” olan önem kazanıyor. Görünürlük, nitelikten bağımsız bir değer ölçütüne dönüşüyor. Sanat eseri, izleyiciyle kurduğu derin ilişkiyle değil; ekranda kalma süresiyle ölçülüyor.

Algoritma: Yeni Küratör mü, Sessiz Sansürcü mü?

Algoritmalar kendilerini tarafsız sistemler olarak sunar. Oysa her algoritma, belirli tercihlerin, önceliklerin ve çıkarların ürünüdür. Dijital sanat ortamlarında algoritma, bir küratör gibi davranır: Kimlerin görüneceğine, kimlerin görünmeyeceğine karar verir. Ancak klasik küratörden farklı olarak bu karar süreci şeffaf değildir ve sorgulanamaz. Deneysel, rahatsız edici ya da hızlı tüketilemeyen işler algoritmik sistemler içinde dezavantajlıdır. Daha kolay okunan, daha “paylaşılabilir” işler öne çıkar. Böylece algoritma, farkında olmadan bir estetik norm üretir. Sanat algısı, bu norm etrafında daralmaya başlar.

Algoritmaların sanata etkisi yalnızca dolaşımla sınırlı değil; üretimin kendisini de dönüştürüyor. Yapay zekâ ile üretilen görseller, metinler ve sesler, “yaratıcılık” kavramını radikal biçimde sorgulatıyor. Bir algoritmanın ürettiği görüntü sanat mıdır, yoksa yalnızca istatistiksel bir taklit mi?

Bu noktada mesele, yapay zekânın “yetenekli” olup olmaması değil; insan deneyiminin sanattaki yerinin ne kadar geri plana itildiğidir. Algoritmik üretimler, geçmiş veriler üzerinden çalışır. Oysa sanat, çoğu zaman bilinmeyene, hataya ve sezgiye dayanır. Algoritma mükemmelleştikçe, sanatın kusurlu ama insani doğası görünmezleşme riski taşır.

Dijital çağın en belirgin özelliklerinden biri de hızdır. Sanat da bu hızdan payını alır. İzleyici, bir eserin önünde durmak yerine onu hızla tüketir, derinlikli düşünme yerini anlık tepkilere bırakır. Algoritmalar bu davranışı teşvik eder; çünkü hızlı tüketilen içerik daha fazla veri üretir. Bu bağlamda sanat algısı, deneyimden ziyade görsel uyarılma üzerinden şekillenir.

 Sanat eseri düşünmeye değil, durmaksızın akmaya hizmet eder. Bu durum, sanatın dönüştürücü ve rahatsız edici potansiyelini zayıflatır.

Piyasa, Trend ve Algoritmik Değer

Algoritmalar sanat piyasasını da yeniden yapılandırıyor. Dijital platformlarda bir sanatçının değeri; takipçi sayısı, trend olma potansiyeli ve görünürlük üzerinden belirleniyor. Bu durum, sanatın eleştirel gücünü piyasanın taleplerine daha da bağımlı hâle getiriyor. Sanatçı, algoritmanın beklentilerini karşılamaya başladığı anda, üretim özgürlüğü yerini stratejik hesaplara bırakıyor. Hangi iş daha çok paylaşılır? Hangi estetik dil daha çok “tutar”? Bu sorular, sanatsal niyetin önüne geçebiliyor.

Tüm bu tablo karamsar görünse de algoritmalar sanat için yalnızca bir tehdit değildir. Doğru kullanıldığında, merkez dışındaki seslerin duyulmasını sağlayan güçlü araçlar da olabilir. Asıl mesele, algoritmaların sanatı yönettiği bir dünyada, sanatın hâlâ algoritmaları sorgulayıp sorgulayamamasıdır. Sanat, tarih boyunca egemen sistemlerle gerilim içinde var olmuştur.

Bugün bu sistemin adı algoritmadır. Sanatın görevi, ona uyum sağlamak değil; onu görünür kılmak, ifşa etmek ve eleştirmektir.

Değişen sanat algısı, yalnızca teknolojik bir dönüşüm değil; aynı zamanda ideolojik bir yeniden yapılanmadır. Algoritmalar, neyi gördüğümüzü, neyi beğendiğimizi ve neyi “sanat” olarak tanımladığımızı sessizce belirliyor. Bu nedenle mesele, algoritmalarla sanat yapılıp yapılamayacağı değil; sanatın algoritmik akla teslim olup olmayacağıdır.

Akıştan Çıkmak

Bugün sanat, bir algoritmanın izin verdiği kadar var. Görünürlük, estetikten; etkileşim, anlamdan; hız ise düşünceden daha kıymetli. Algoritma, neyin önümüze düşeceğini belirlerken yalnızca içeriği değil, bakma biçimimizi de şekillendiriyor. Sanat tarih boyunca iktidarla, piyasa ile ve ideolojiyle çatıştı. Bugün ise en sessiz ama en etkili iktidar biçimiyle karşı karşıya: hesaplanabilirlik. Algoritmalar sanatı sansürlemez; onu ehlileştirir.

Radikal olanı törpüler, yavaş olanı geride bırakır, rahatsız edeni akışın dışına iter. Belki de çağdaş sanatın bugün üstlenmesi gereken en politik tavır, daha fazla görünür olmak değil; akıştan çıkmayı göze almaktır. Ölçülemeyen, optimize edilemeyen ve algoritmaya direnç gösteren bir alan yaratmak… Çünkü sanat, her şeyden önce, sistemin anlayamadığı bir fazlalık olmak zorundadır ve belki de en çarpıcı soru şudur:

 Sanatın geleceği algoritmanın içinde mi, yoksa ondan bilinçli bir kopuşta mı yatıyor?

Yazı ve Fotoğraflar: Ece Eylem Yıldırım

Paylaş:


Yorum yapmak için tıklayın

Diğer Yazıları

bir ay önce

Türkiye’de Sanat Galerileri ve Sanatçılar: Kırılgan Bir Ortaklık

2 ay önce

Guerilla Girls’ün Maskesinden Bugüne Bakmak

3 ay önce

Artweeks Istanbul 12. Edisyonuyla Şehrin Kültürel Ritmini Belirliyor

En Çok Okunanlar