Türkiye’de Sanat Galerileri ve Sanatçılar: Kırılgan Bir Ortaklık

Ece Eylem Yıldırım

bir ay önce

Türkiye’de çağdaş sanat alanı büyüyor, fuar katılımları artıyor, koleksiyoner profili genişliyor; ancak tüm bu gelişmelerin altında, hâlâ sözleşmesiz, belirsiz, kimi zaman duygusal manipülasyona açık bir galeri–sanatçı ilişkisi yatıyor. Galeriler, sanatçıları “aileden biri” olarak tanımlamayı sever; fakat bu aile tipinin çoğu zaman hukuki bir karşılığı yoktur. Üretim tesliminden satış komisyonuna, edisyon kısıtlamalarından teslim tarihine kadar pek çok kritik konu Türkiye sanat ekosisteminde hâlâ sözle, şakayla, güvenle ve kimi zaman belirsiz beklentilerle yönetilir. Bu atmosfer bir yandan romantik bir yakınlık hissi yaratırken, maddi kriz geldiğinde ilk bozulması muhtemel bağ da yine bu “aile bağıdır”.

Türkiye’de galeriler, uluslararası örneklerde olduğu gibi sanatçının kariyerini planlayan stratejik temsil platformları olmaktan çok, ekonomik iniş çıkışlara göre şekillenen ticari mekânlara dönüşebiliyor. Kira yükü, koleksiyonların yetersiz çeşitliliği, alım gücünün daralması derken galeriler uzun vadeli vizyonları değil kısa vadeli satış hedeflerini önceleyebiliyor. Bu durumda sanatçının “üretilen işin tarihsel değeri” değil, “koleksiyonerin salonuna uygun ebatı” daha önemli hale geliyor. Sanat yapıtının içerikle değil ölçüyle konuşulduğu, eleştirel üretimlerin değil satılabilir estetiğin teşvik edildiği bir pazar oluşuyor.

Türkiye’de genç sanatçılar ise henüz mezun olur olmaz galeri aramaya yönlendiriliyor; sanki galeriye girmek bir kariyer başlangıcı değil, bir geçim zorunluluğuymuş gibi. Galeriye giremeyen pek çok sanatçı, hem üretim hem ekonomik sürdürülebilirlik mücadelesini tek başına vermek zorunda kalıyor. Galeriye kabul edilenler ise çoğu zaman uzun vadeli değil, satış odaklı bir vitrin stratejisinin parçası oluyor. Bu noktada sanatçıların talepleri ile galerilerin beklentileri arasında görünmez bir pazarlık başlıyor: Galeri görünürlük vaat ediyor, sanatçı üretim istikrarı. Ancak vaatler genellikle yazılı olmadığından kazananı da kaybedeni de belirsiz bir ilişki doğuyor.

Türkiye’nin sanat ekosistemi, yalnızca “güven” üzerinden yürütülemeyecek kadar büyüdü. Bu büyümenin gerisinde kalan tek şey ise profesyonelleşme. Sanatçıların hukuki haklarının korunması, temsil sözleşmelerinin standartlaşması, edisyon ve komisyon politikalarının netleşmesi, galerilerin “satış odaklı temsil” yerine “kariyer odaklı yönlendirme” modeline geçmesi artık bir lüks değil, zorunlu ihtiyaçtır. Ayrıca dijital görünürlük, bağımsız sanat inisiyatifleri ve hibrit temsil modelleri, galerinin tek otorite olduğu anlayışını sarsmakta; ekosistemin tek yönlü değil çok aktörlü olabileceğini göstermektedir.

Sanatçı–galeri ilişkisine dair eleştiriler ne kadar haklıysa, Türkiye’deki galerilerin içinde bulunduğu ekonomik ve yapısal koşulları anlamak da o kadar gereklidir. Çünkü galeriler yalnızca eser satan ticari mekânlar değil, aynı zamanda büyük bir riskin sorumluluğunu üstlenen kültürel aktörlerdir. Bir galerinin yaşaması, yalnızca satışla değil; marka değeri, doğru koleksiyoner ağı, profesyonel ekip, fuar katılımları, basın ve iletişim süreçleri gibi çok katmanlı bir yatırım gerektirir. Dolayısıyla galerilerin ihtiyaçlarını görmek, sanatçıyı koruyan kadar galeriyi de güçlendiren bir ekosistem yaratmak anlamına gelir.

Türkiye’de galeriler, her şeyden önce sürdürülebilir ekonomi ve öngörülebilir pazar koşulları arıyor. Kur dalgalanmaları, kira yükleri, artan fuar maliyetleri ve koleksiyoner alışkanlıklarının daralması, galerileri uzun vadeli temsil anlaşmalarını riskli hale getirebiliyor. Bu durum, “satış odaklı” yaklaşımların temel nedenlerinden biridir. Galerilerin sanatçılarına daha fazla yatırım yapabilmesi için sponsorluk modellerinin gelişmesi, bankalar, şirketler ve kültür kurumlarının sanat piyasasında aktif rol üstlenmesi büyük önem taşıyor.

Ayrıca galeriler, sanatçı ile kurduğu ilişkiyi güçlendirebilmek için üretim istikrarına ihtiyaç duyuyor. Sergi tarihleri, fuar hazırlıkları, lojistik planlamalar ve katalog üretimi; sanatçının uzun vadeli, planlı üretim yapmasını gerektiriyor. Galeri, sanatçının yalnızca işlerini satmakla değil, onun üretim sürecini görünür kılmakla da ilgileniyor. Bu nedenle sanatçıların, profesyonel takvime uyum sağlayan, arşivleme pratiğini ciddiye alan, iş teslim ve fiyatlandırma konusunda kararlı tavır geliştiren bir pozisyonda olması galerinin yükünü hafifletiyor.

Öte yandan galerilerin en temel ihtiyacı, koleksiyoner eğilimleri ve yeni izleyici kazanımı. Türkiye’de sanat piyasasının dar görünmesinin nedeni yalnızca ekonomik koşullar değil; koleksiyoner alışkanlıklarının sınırlılığıdır. Galeriler, eser satmanın ötesinde, izleyiciyle sanatçı arasında dil kuran eğitimciler, arabulucular ve kültürel çevirmenlerdir. Burada sanatçı–galeri iş birliği, yalnızca ticari bir ilişki değil, sanat izleyicisinin gelişmesini sağlayan bir dayanışma modeline dönüşebilir.

Son olarak, dijitalleşme, galerilere yeni fırsatlar sunuyor. Online viewing room’lar, dijital kataloglar, sosyal medya stratejileri ve uluslararası online satış platformları, galerinin görünürlüğünü artırarak ekonomik bağımsızlığını güçlendirebilir. Bu noktada sanatçının dijital kimliğini geliştirme çabası da galeriye destek olur; iki tarafın ortak iletişim dili, her iki tarafın da marka değerini yükseltir.

Türkiye’de galerilerin ihtiyaçlarını anlamak, sanatçıların hakkını savunmakla çelişmez; aksine bu karşılıklı dayanışma her iki tarafın da güçlenmesi için gereklidir. Sürdürülebilir bir çağdaş sanat ekosistemi, yalnızca hak talep eden sanatçılarla değil; ekonomik risk alan, kültürel değer üreten ve sanatı topluma taşıyan galerilerin desteklenmesiyle mümkün olacaktır.

Bugün Türkiye’de sanat üretimi yalnızca stüdyoda değil, piyasayla kurulan ilişki biçimlerinde de şekillenmektedir. Galeri–sanatçı ilişkisinin profesyonelleşmesi, yalnızca ekonomik değil, kültürel bir gerekliliktir. Çünkü Türkiye’de sanatın geleceği, güzel duvarlara asılan eserlerden önce, o eserleri üretenlerle onları dolaşıma sokan kurumlar arasındaki adil zemine bağlıdır. 

Yazı ve Fotoğraflar: Ece Eylem Yıldırım

Paylaş:


Yorum yapmak için tıklayın

Diğer Yazıları

16 gün önce

Algoritmanın Gözü: Değişen Sanat Algısı

2 ay önce

Guerilla Girls’ün Maskesinden Bugüne Bakmak

3 ay önce

Artweeks Istanbul 12. Edisyonuyla Şehrin Kültürel Ritmini Belirliyor

En Çok Okunanlar