Obsession, çağdaş bir saplantı hikâyesi gibi görünse de, derinlerinde çok daha eski bir anlatının izlerini taşır. Nikki ile Bear arasındaki ilişki, yalnızca arzu ve bağımlılığın değil, aynı zamanda bir insanı kendi idealine göre biçimlendirme fantezisinin modern bir varyasyonu olarak okunabilir. Bu yönüyle film, Pygmalion mitini çağrıştırır. Çünkü mitin merkezinde de bir insanın, kendi bakışına ve isteğine göre kurguladığı bir varlığa hayat verme arzusu vardır. Burada sevgiyle kurulan bağ, zamanla yaratma, şekillendirme ve sahip olma isteğine dönüşür.
Jean Raoux, Pygmalion Adoring His Statue (Pygmalion'un Heykeline Hayranlığı), 1717.
Pygmalion miti, çoğu zaman bir heykelin canlanması üzerinden hatırlanır; fakat asıl önemli olan, o heykelin neden var olduğudur. Pygmalion, kendi zamanının kadınlarından tatmin olmayıp zihninde kusursuz bir kadın imgesi kurar ve bu imgeyi heykelde somutlaştırır. Heykel önce yalnızca bir formdur; ardından bakışla, dokunuşla ve arzuyla anlam kazanır. Fakat bu anlam, özgürlüğe değil, yaratıldığı iradenin sınırları içinde kalmaya işaret eder. Bu yüzden mitin merkezinde yalnızca bir “yaratma” anı değil, aynı zamanda insanı kendi idealine göre şekillendirme arzusu vardır. Obsession’daki Nikki de bu açıdan benzer bir figür olarak belirir. Başlangıçta kendi hayatı, sesi ve gündelik düzeni olan bir kadınken, büyünün etkisiyle giderek çözülür; adeta başka birinin arzusuyla yeniden şekillenmeye başlar. Onun “not me” yazması ya da “it is not me” diye haykırması, filmin en çarpıcı katmanlarından birini oluşturur. Çünkü burada mesele yalnızca büyü değil, büyünün görünür kıldığı tahakkümdür.
Nikki’nin yaşadıkları, filmin en rahatsız edici tarafını da açığa çıkarır, sevgi ve kontrol arasındaki sınırın ne kadar kolay bulanıklaştığını. Bear’ın onu yalnızca kendisine ait bir varlık gibi tutması, Nikki’nin giderek bağımlı, silik ve çocuksu bir hale gelmesiyle daha da görünür olur. Burada ilişki, iki öznenin birbirine yaklaşması değil, bir tarafın diğerini kendi idealine göre yeniden kurmasıdır. Bear’ın zaman zaman onu bir çocuğa seslenir gibi sakinleştirmesi, bu ilişkinin eşitlikten uzak doğasını iyice belirginleştirir. Birini sevmekle onu biçimlendirmek arasındaki çizginin ne kadar kolay silindiğini hatırlatır film bize.
Asıl rahatsızlık da burada yoğunlaşır. Bear’in sahip olduğu şey bir sevgili değil, giderek kontrol edemediği tekinsiz bir varlıktır. Nikki’nin davranışları alışıldık sınırların dışına çıktıkça, film “ideal kadın” fantezisinin ne kadar kısa sürede çözülmeye başladığını gösterir. Bir yandan Bear’in arzusu Nikki’yi ayakta tutuyor gibidir; öte yandan Nikki’nin içindeki gerçek benlik, çıkmak ve duyulmak için yalvarır. Fakat bu ses bastırılır, görmezden gelinir, üstü örtülür. Böylece ortaya çıkan ilişki, bir yakınlık hikâyesi olmaktan çok, bir kişinin diğerini kendi hayaline hapsetmesiyle oluşan rahatsız edici bir düzene dönüşür. Nikki’nin boş bakışı, burada sevginin değil; benliğin askıya alınmasının bıraktığı izdir.
Filmin finali de bu anlamda önemlidir. Nikki’nin büyüden uyanıp Bear’ın cansız bedenini sessizce üzerinden itmesi, yalnızca bir kurtuluş anı değil; aynı zamanda uzun bir çözülmenin son işaretidir. Duygusuz gibi görünen bu hareket, aslında duygunun çok uzun süre boyunca sömürülmüş olmasının ardından gelen boşluğu taşır. Bear ise kendi fantezisini kurarken bir ilişki değil, bir yıkım yaratmış olur. Çünkü birini yalnızca kendi arzusu için var etmeye çalışan tutku, sonunda karşılık bulsa bile sevgiye değil, boşluğa dönüşür.
Anne-Louis Girodet de Roussy-Trioson, Pygmalion and Galatea (Pygmalion ve Galatea), yaklaşık 1786–1789.
Bu nedenle Obsession, yalnızca bir saplantı filmi değil; eski bir mitin modern dünyadaki kırık ve ürpertici bir devamı gibi durur. Pygmalion’un mermer sessizliği burada büyü, bağımlılık ve benliğin çözülmesiyle yeniden kurulur. Ve film, tam da bu yüzden, birini olduğu haliyle görmek yerine onu kendi idealine dönüştürme isteğinin ne kadar yıkıcı olabileceğini hatırlatan, rahatsız edici ama unutulmaz bir yankı bırakır.
Yazı ve Fotoğraflar: Nisa Ece Bergsan
Enkazdan İdeale: Géricault ve Delacroix Arasında Bir Yolculuk
Her Şeyi Başlatan Meyve
Dorian Gray ve Narcissus'un Ortak Laneti
Prince Igor Operası ve Golikov'un Fırçasında Bir Ağıdın Üç Hayatı
Yılan Oynatıcı: Gérôme'un Doğu Fantezisi ve Said'in Oryantalizm Perspektifi
Yorum yapmak için tıklayın