Cumhuriyet’in erken dönem kültür politikalarının şekillendirdiği bir sanat ortamında yetişen Semiha Berksoy, opera, resim, yazı ve performansı aynı yaratıcı zemin üzerinde buluşturan istisnai bir figür olarak öne çıkıyor. Sahnedeki dramatik yoğunluğu tuvale taşıyan, yaşamıyla sanatını bilinçli biçimde iç içe geçiren Berksoy’un üretimi, disipliner sınırları zorlayan bütüncül bir ifade alanı açıyor.
İstanbul Modern’de gerçekleşen Semiha Berksoy: Tüm Renklerin Aryası, Berlin’de Hamburger Bahnhof’ta gerçekleşen retrospektifin ardından sanatçının çok katmanlı pratiğini farklı bir perspektiften yeniden okumaya açıyor. Serginin küratöryal ekibinde yer alan Küratör Deniz Pehlivaner ve Asistan Küratör Yazın Öztürk ile birlikte projeyi şekillendiren İstanbul Modern Şef Küratörü Öykü Özsoy Sağnak ile serginin kavramsal ve biçimsel öğelerinin yanı sıra Berksoy’un pratiğinin bugünle kurduğu ilişki üzerine konuştuk.
Öykü Özsoy Sağnak: “Semiha Berksoy: Tüm Renklerin Aryası”, bugüne dek Berksoy hakkında yapılmış en kapsamlı sergi. Sanatçının erken dönem desenlerinden ölümüne uzanan 75 yılı aşkın bir zaman diliminde ürettiği 200’den fazla resmi bir araya getirirken, resim, opera, tiyatro ve sinema gibi farklı disiplinlerdeki üretim süreçlerini de görünür kılıyor.
Türkiye’nin ilk yüksek dramatik soprano opera sanatçısı olan Semiha Berksoy’un yaşamı ve üretimi etrafında şekillenen serginin çıkış noktası, sanatçının dünyaca ünlü operalarda canlandırdığı karakterleri resmettiği opera temalı yapıtları. “Tüm Renklerin Aryası” başlığı ise Berksoy’un hem operaya hem resme duyduğu tutkuyu temsil ediyor. Operada solistlerin seslendirdiği arya, sergide resimlerin metaforuna dönüşerek Berksoy’un operadan sonra en önem verdiği ifade alanı olan resim pratiğini bir yöntem olarak öne çıkarıyor.
Ö.Ö.S.: Semiha Berksoy etrafında geliştirdiğimiz işbirliği kapsamında ilk sergi Hamburger Bahnhof’ta açıldı. Oradaki seçki, Berksoy’un yarattığı operatik sahneye odaklanıyordu. İstanbul Modern’deki sergi ise sanatçının üretiminin bütününe daha geniş bir yer veriyor. Ses kayıtları, görüntüler, efemera ve arşiv malzemeleri aracılığıyla, sanatçıyla bağlantılı farklı unsurları bir araya getirerek izleyiciye daha bütünsel bir perspektif sunuyor.
Semiha Berksoy, Annem ve Ben ve Kardeşim, 1982
Semiha Berksoy, Yuhanna, 2003
Ö.Ö.S.: Semiha Berksoy’un sekiz yaşındayken İspanyol gribinden kaybettiği annesi Fatma Saime’nin erken ölümü sanatçının yaşamını derinden etkiler. Ressam olan annesi, Berksoy’un ilk ilham kaynağıdır; bu nedenle resimlerinde ve anılarında annesine sıkça yer verdiğini görüyoruz. Resim yapan, ud çalan, sinema ve tiyatroyu yakından takip eden yaratıcı bir ruha sahip Fatma Saime Hanım, Berksoy’un yapıtlarında kimi zaman bir güzellik figürü, kimi zaman bir yas sembolü, kimi zamansa sanatçıyla özdeşleşen bir imge olarak karşımıza çıkar.
Semiha Berksoy, Bu Bir Rüyadır Operetinden Fatma, 2002
Ö.Ö.S.: Semiha Berksoy, tuvalin yanı sıra çarşaflara, perdelere, dokumalık kumaşlara, ev nesnelerine, hatta buzdolabı kapağına resim yaptı. Duygularını aktarmak için hangi malzeme uygunsa onunla çalışmayı tercih etti. Bu öznel yaklaşımın doruk noktası ise, 80’li yaşlarında evinde yarattığı ve yaşamının tüm izlerini taşıyan, biyografik öğelerle dolu, zamanla dönüşen bir yerleştirme olarak tanımlayabileceğimiz Semiha Berksoy Odası’dır (1994).
Semiha Berksoy, Fidelio, 1975
Ö.Ö.S.: Sergiyi hazırlarken Berksoy’un tutkuyla bağlı olduğu opera sahnesini yeniden kurmak istedik. Serginin kalbi niteliğindeki “Kırmızı Oda”, sanatçının başrolünde yer aldığı operalardan esinlenerek yaptığı resimleri bir araya getiriyor. Puccini’nin Tosca’sı, Beethoven’ın Fidelio’su, Wagner’in Der fliegende Holländer’i ve Tristan und Isolde’si, Strauss’un Salome’si ve Ariadne auf Naxos’u gibi eserlerin ortak temaları olan aşk, ölüm, kıskançlık ve tutku bu bölümde öne çıkıyor. Tüm sergi, farklı kapılardan girilip çıkılabilen bu kırmızı oda çevresinde kurgulandı; tıpkı Berksoy’un çok disiplinli yaşamının merkezinde operanın yer alması gibi.
Ö.Ö.S.: Semiha Berksoy, bir imparatorluğun yıkılışından Cumhuriyet’in kuruluşuna uzanan çalkantılı bir dönemde doğmuş; Berlin’de opera eğitimi alarak sahneye çıkan ilk Türk opera sanatçısı olmuş; ilk sesli Türk filminde rol almış; opera ve tiyatroda unutulmaz performanslar sergilemiş; sanatıyla var olabilmek için toplumsal kısıtlamalara karşı direnmiş avangart bir isimdir. Onun yaşamı, cesaretin, yaratıcılığın ve sanatsal ifade arayışının güçlü bir örneği olarak bugün de etkisini sürdürüyor. İstanbul Modern’deki “Tüm Renklerin Aryası” retrospektifi, bu çok yönlü kariyerin kapsamını ve derinliğini keşfetmek için bir alan açmayı amaçlıyor.
1 Madra, B. (2017). Semiha Berksoy: Catalogue raisonné. Galerist Yayınları / Revolver.
Sergiyi ARTtv’de izlemek için buraya tıklayın
Yazı ve Fotoğraflar: İhsan Sarıyer
Neslihan & Derin Demircioğlu ile "Nokta: Evrende Bir İz" Üzerine
Şevval Konyalı ile Nesnenin Hafızası
BASE 2025: Genç Kuşağın Ses Getiren Diyalogları
Üç Ayaklı Kedi'nin Öne Çıkanları
Ayın Öne Çıkan Sergileri: Ekim 2025
Yorum yapmak için tıklayın