Bazı mimarlar yapı tasarlar, bazıları ise düşünme biçimi kurar. Nevzat Sayın, Türkiye’de uzun yıllardır mimarlığı yalnızca fiziksel mekânlar üzerinden değil; etik, kültürel ve zihinsel bir alan olarak da tartışan isimlerden biri.
Yapıları kadar cümleleriyle de iz bırakıyor. Çünkü onun dünyasında mimarlık çoğu zaman çizim masasından önce başlıyor: bir yere bakış biçiminde, ışığın mekân içindeki dolaşımında, boşluk hissinde ya da insanın çevresiyle kurduğu sezgisel ilişkide…
“Mimarlık sizin için tam olarak nerede başlıyor?” diye sorduğumda verdiği yanıt, bu yaklaşımı açıkça ortaya koyuyor:
“Sanırım mekânı kendine has özellikleriyle düşünmeye başladığımız yerde başlıyor mimarlık.”

The Seed Konser Salaonu, Emirgan/İstanbul, 2009, Kültürel Alan, Ahmet Korfalı, Nevzat Sayın, Sinem Cerrah, Umut Durmuş
Kendisiyle sohbetlerimizde bunu açıkça hissediyorum. Merak ettiklerime yalnızca teknik yanıtlar vermiyor; her cevabın içinde düşünceyi yeniden dolaşıma sokuyor. Üç ciltlik kitap çalışmasının temelinde de biraz bu var: görünenden çok, görünmeyeni anlatma çabası.
Sayın, mimarlığı yalnızca sonuç üzerinden tarif etmiyor. Onun için asıl önemli olan, yapıyı ortaya çıkaran düşünsel süreç. Belki de bu yüzden projelerinde gösterişli jestlerden çok, zamana yayılan bir derinlik hissediliyor.
Türkiye’de mimarlığın bugün geldiği noktaya dair düşünceleri ise oldukça net. Mimarlığın doğası gereği kamusal olduğunu söylüyor. İnsanların içine hiç girmediği bir yapının bile bulunduğu çevreyi etkilediğini hatırlatıyor. Ona göre bugün mimarlık iki ayrı hatta ilerliyor: biri “gösteri” üzerinden görünürlük üreten yapılar; diğeri ise daha sessiz ama nitelikli örneklerle var olmaya çalışan bir damar.
Ve sıkça kullandığı bir ifadeye geliyor konu: “inadına iyi olmak.”
Sayın, bunu romantik bir iyimserlik olarak değil, hayata karşı geliştirilen bir direnç biçimi olarak tarif ediyor:
“Mimarlık ise iyimserlik olmadan yapılamıyor. Bu yüzden kendinizden aldığınız direnme gücünü devreye sokmanız gerekiyor.”

Zeytinlikte İkiz Ev, Ayvalık/Balıkesir, 2005, Konut, İbrahim Eyüp, Mert Eyiler, Nevzat Sayın, Oğuz Eroğuz
Onun üretimlerinde hissedilen yalınlık da aslında bu düşünceden besleniyor. Gösterişten uzak, güçlü bir dil… Kendisi bunu gençlik yıllarından beri içinde bulunduğu düşünsel atmosferle ilişkilendiriyor. “Çözüme değil soruna bakarak tasarlamak” ifadesi, belki de yaklaşımını en iyi anlatan cümlelerden biri.
Bugünün hız çağında üretim ritmi üzerine söyledikleri de dikkat çekici. Mimarlığın giderek “görünürlük” üzerinden tarif edilmesini sorunlu buluyor. Ona göre hız çoğu zaman gerçek değil. Hızlandıkça niteliğin kaybolduğunu düşünüyor. “Görünürlük” ise ancak iyi mimarlığın sonucu olabilir; nedeni değil.
Bu yaklaşım, mesleki etik anlayışında da belirginleşiyor. Yapmamayı tercih ettiği projeler olduğunu içtenlikle söylüyor. Karar verirken kendine sorduğu soru oldukça yalın:
“Ben bu yaptığım işi olduğu gibi başkalarına anlatabilir miyim?”
Bu cümle, yalnızca mimarlık için değil, yaratıcı üretimin tamamı için güçlü bir ölçüt gibi...

Göksu'da Ofis, Anadolu Hisarı/İstanbul, 2006, Ofis, Çiğdem Mahsunlar, İbrahim Eyüp, Mert Eyiler, Nevzat Sayın, Sibel Özdoğan
Nevzat Sayın’ın dünyasında yazı da önemli bir alan. Üç ciltlik kitabından söz ederken özellikle “düşünce ve deneyim” vurgusu yapıyor. Çünkü ona göre yapılar ortada duruyor; fakat o yapıları doğuran düşününce çoğu zaman görünmez kalıyor.
Türkiye’de mimarlık üzerine yazma kültürünün zayıflığından söz ederken de bunu hissediyorum. Akademik yayınların çokluğuna rağmen, eleştirel metinlerin azlığını vurguluyor. Mimarlığın yalnızca projeler üzerinden değil, düşünce üzerinden de tartışılması gerektiğini düşünüyor.
İsminden de anlaşılacağı gibi, görme, ışık, algı ve fotoğrafla kurulan ilişkiyi merkeze alan bir çalışma olarak şekilleniyor. Henüz tamamlanmamış olsa da, çatısının oluşum sürecini anlatırken kullandığı yöntem onun zihinsel çalışma biçimini de açığa çıkarıyor. Defterlere yazılan notlar, sağ sayfalara düşülen çağrışımlar, eklenen kağıtlar… Düşünceyle yazının iç içe geçtiği katmanlı bir üretim hali.
Fotoğrafla ilişkisi de aynı derecede güçlü. “Belki de en çok ışığı öğrendim fotoğraftan.” diyor. Bu cümle, yapılarındaki doğal ışık kullanımını düşününce daha da anlam kazanıyor. Fotoğrafı yalnızca bir belgeleme aracı olarak görmüyor. Fotoğrafın aynı zamanda bağımsız bir ifade alanı olduğunu düşünüyor. Mimarla fotoğrafçının bakışı arasındaki farkı anlatırken yaptığı ayrım oldukça çarpıcı:
“Fotoğrafçı mimarlığı dönüştürerek kullanır. Mimar ise fotoğrafı zihinsel bir birikim, not almak, arşiv yapmak gibi kullanır.”
Bu sebeple onun mimarlığında güçlü bir görsel hafıza hissi var.

Nevzat Sayın, Duygu Aydemir
Yapay zekâ ve yeni teknolojiler konusunda ise temkinli ama meraklı bir yerde duruyor. Henüz kendisini o dünyanın içinde tanımlamıyor. Yapay zekânın mimarlık üretiminde güçlü bir araç haline geleceğini düşünse de halen belirleyici unsurun insan sezgisi olduğuna inanıyor.
Kentlerin giderek birbirine benzediği bir dönemde “yerel olanın” korunup korunamayacağı soruma verdiği yanıt umutlu:
“İyi, hakiki bir yerel kendiliğinden evrenseldir.”
Bu söylemi, aslında onun bütün yaklaşımını özetleyen bir düşünce gibi. Çünkü Nevzat Sayın’ın üretimlerinde insan, yer, ışık, boşluk ve düşünce birbirinden ayrılmıyor. O, mimarlığı dünyayla kurulan etik ve estetik bir ilişki biçimi olarak ele alarak bize gösterişin, hızın ve yüzeyselliğin giderek arttığı bir çağda; halen düşünerek üretmenin mümkün olduğunu hatırlatıyor.