Barış Sarıbaş’ın resminde özne, mesafe ve çağın otoportresi
Barış Sarıbaş’la ilk karşılaşmam balon resimleriyle olmuştu. Jules Verne’in keşif anlatılarından esinlenerek başlayan bu seri, gökyüzüne doğru yönelen bir hareket hissi taşıyordu. Bu balonlar yalnızca bir nesne değil, bakış açısının değişmesini mümkün kılan bir imge gibiydi. Yeryüzünden uzaklaşmadan, ona başka bir yerden bakabilme ihtimali…
Beni asıl etkileyen, geçmiş dönem çalışmalarından bir otoportresi oldu.
Balonlarda dış dünyaya doğru bir yönelme varken, otoportrede hareket tersine dönüyordu. Yüzey, yalnızca bir temsil alanı değil; sanatçının kendi varlığıyla kurduğu ilişkinin yoğunlaştığı bir alana dönüşüyordu. Figür, kendini anlatmaktan çok, kendi varlığını anlamaya yönelmiş gibiydi.

Barış Sarıbaş, Otoportre II, 2012, Keten tuzal üzerine yağlıboya, 230 x 205 cm
Bu karşılaşma, Barış Sarıbaş’ın resim pratiğinin merkezinde öznenin yer aldığını düşündürdü. Onun üretiminde imge, yalnızca dış dünyaya ait bir form değil; öznenin kendisiyle kurduğu ilişkinin görünür hale geldiği bir eşik gibi çalışıyor.
Portre: Kendine yöneltilen soru
Barış Sarıbaş için portre, bir yüzün betimlenmesinden çok daha fazlası. Onun yaklaşımında portre, insanın kendine yönelttiği temel bir soruya dönüşüyor:
Ben kimim?
Bu soru, yalnızca kimliğe değil, varoluşa işaret ediyor. Çünkü insan kendini hiçbir zaman doğrudan göremez. Aynaya baktığında bile gördüğü şey, kendisi değil, kendisinin bir yansımasıdır. Bu karşılaşma her zaman dolaylıdır. Öznenin kendisiyle kurduğu ilişki, doğrudan değil, mesafe üzerinden gerçekleşir.
Belki de bu yüzden portre, hiçbir zaman yalnızca bir yüz değildir. Bir zaman birikimidir. Yaşanmışlığın, dönüşümün ve hafızanın izlerini taşır.
Sarıbaş’ın hayali portrelere yönelmesi bu nedenle anlamlıdır. Bu figürler belirli bir kişiyi temsil etmekten çok, sanatçının iç dünyasında şekillenen varlıklardır. Onun ifadesiyle, bunlar bilinçaltındaki evrenin portreleridir. Bu yaklaşım, portrenin temsil işlevini aşarak, insanın kendisiyle kurduğu ilişkinin daha derin katmanlarını görünür kılar.
Bugün Bilotti Museum’un (Rende, İtalya) koleksiyonunda yer alan “Çığlık” adlı otoportresi de bu hattın güçlü örneklerinden biridir. Eser, yalnızca sanatçının kendi varlığıyla kurduğu ilişkinin yoğunluğunu da taşır.
Barış Sarıbaş’la yaptığımız söyleşide bu otoportreden bahsederken söylediği bir cümle, onun resim anlayışını açık biçimde ortaya koyuyordu:
“Evren bizim atölyemiz.”
Bu ifade, onun için atölyenin fiziksel bir mekân olmadığını gösteriyor. Atölye, sanatçının deneyimi, hafızası ve düşüncesiyle birlikte genişleyen bir alan. Resim de, bu alanın içinde gerçekleşen bir karşılaşma.
Mesafe: Dünyaya başka bir yerden bakmak
Balon serisi, Barış Sarıbaş’ın pratiğinde mesafe kavramını araştıran önemli bir eşik oluşturuyor. Yükselmek burada fiziksel bir hareketten ziyade, bakış açısının yer değiştirmesi anlamına geliyor. Dünyaya uzaktan bakabilmek, onunla kurulan ilişkiyi yeniden düşünme imkanı sunuyor.
Barış Sarıbaş, Mavi Aşk, Keten tuval üzerine yağlıboya, 200 x 160 cm
Bu mesafe, kopuşun aksine farkındalık yaratıyor. Yakından bakıldığında görünmeyen şeyler, ancak mesafe alındığında ortaya çıkıyor. Balon, bir imge olmaktan öte, öznenin dünyayla kurduğu ilişkiyi yeniden düzenleyen bir araç olarak var oluyor.
Yapay zekâ: Çağın otoportresi
Barış Sarıbaş, yapay zekâyı çağın kendini görme biçimlerinden biri olarak tanımlıyor. Onun ifadesiyle, yapay zekâ bir anlamda çağın otoportresi.
Bu tanım, yapay zekâyı bir araç olmanın ötesine taşıyor. Çünkü otoportre, öznenin kendine yönelttiği bir bakış. Yapay zekâ da benzer biçimde, insanın kendi zihinsel süreçlerinin bir yansıması olarak ortaya çıkıyor.
Sanatçının zaman zaman yapay zekayâ kendi üretimleri hakkında sorular yöneltmesi, bence bu karşılaşmayı daha da anlamlı hale getiriyor ve sanatçının kendi pratiğini dışarıdan görebilme ihtimalini açıyor.

Barış Sarıbaş ve Duygu Aydemir
Böylece portre ile yapay zekâ arasında güçlü bir paralellik oluşuyor çünkü her ikisi de öznenin kendine yönelttiği bir bakış biçimi. Biri resim aracılığıyla, diğeri teknoloji aracılığıyla gerçekleşmiş oluyor.
Bu karşılaşmanın, Barış Sarıbaş’ın resminde uzun zamandır var olan bir soruyu yeniden görünür kıldığını düşünüyorum:
İnsan, kendini gerçekten görebilir mi?
Balon, dünya ile mesafe yaratmayı mümkün kılıyor.
Portre, özneye geri dönüyor.
Yapay zekâ ise insanın kendine dışarıdan bakma ihtimalini genişletiyor.
Barış Sarıbaş’ın resimleri, bu üç yönün kesiştiği bir alanda duruyor.
Belki de resim, insanın dünyayı değil, dünyadaki yerini anlamaya çalıştığı andır.
16 gün önce
Hatice Aslan: Bugün de Böyle
25 gün önce
Uyanıkken Rüya Görmek: Feride Çiçekoğlu ile 2026’da Yazmak, Şehir ve İnsan
bir ay önce
Sevmek Zamanı’nın Perde Arkası: Sema Özcan’ın Tanıklığıyla Bir Film
bir ay önce
Gürbüz Doğan Ekşioğlu ve The New Yorker’ın 100. Yılı
bir ay önce
Yeni Yılın Resmi: Zamanı Yeniden Görmek