1984’ten bu yana Tate tarafından verilen Turner Prize, Britanya çağdaş sanatının en etkili ve en tartışmalı ödülü olarak kabul ediliyor. Her yıl Birleşik Krallık’ta yaşayan ya da çalışan bir sanatçıya verilen ödül, yalnızca estetik başarıyı değil, çağdaş sanatın hangi yönlerinin görünür kılındığını da belirliyor. Damien Hirst’ten Steve McQueen’e kadar pek çok ismin kariyerinde belirleyici bir rol oynayan Turner Prize, aynı zamanda kurumların risk alma kapasitesini test eden bir alan işlevi görüyor.
2025 yılında bu ödül, Glasgow’da çalışan sanatçı Nnena Kalu’ya verildi. Bu karar, Turner Prize tarihine yalnızca bir kazanan olarak değil, sanat dünyasında uzun süredir ertelenen bir tartışmayı açması bakımından da geçti.
Kalu, Turner Prize’ı kazanan ilk öğrenme güçlüğü olan sanatçı. Ancak bu bilgi, bir biyografik ayrıntıdan çok daha fazlasını ifade ediyor. Yıllardır “outsider art”, “destekli atölye üretimi” ya da “özel kategori” başlıkları altında ayrı tutulan bir sanat pratiği, ilk kez Britanya’nın en merkezi çağdaş sanat ödülünün ana eksenine yerleşmiş oldu.

Nnena Kalu’nun Turner Prize 2025 kapsamındaki sunumundan yerleştirme görünümü, Cartwright Hall Sanat Galerisi. Fotoğraf: David Levene
Sanatçının üretimi, büyük ölçekli asılı heykeller ve yoğun çizimlerden oluşuyor. Kumaş, plastik, bant, ip ve kablo gibi gündelik ve geri dönüştürülmüş malzemeler defalarca sarılıyor, düğümleniyor ve katmanlanıyor. Ortaya çıkan formlar, mekân içinde neredeyse bedensel bir varlık hissi yaratıyor. Bu işler ne geleneksel anlamda heykel ne de klasik bir yerleştirme olarak tanımlanabiliyor; daha çok tekrar, ritim ve yoğunluk üzerinden kurulan fiziksel bir görsel dil sunuyor.
Kalu’nun işleri sıklıkla “ham” ya da “içgüdüsel” olarak tanımlansa da Turner jürisinin vurguladığı nokta, bu üretimin kendi içinde son derece tutarlı bir yapıya sahip olması. Akademik ya da kavramsal bir dil üzerinden ilerlemeyen bu estetik, kontrolsüzlükten ziyade sezgisel ama kararlı bir sistem kuruyor. Jüri, bu görsel yoğunluğu ve mekânsal etkiyi ödül gerekçesinin merkezine yerleştirdi.
Bu ödülün tam da bu yıl verilmiş olması tesadüf değil. Turner Prize, son yıllarda kolektifler, politik anlatılar ve kimlik temaları etrafında şekillenen bir çizgide ilerliyordu. Kalu’nun seçimi bu çerçeveyi tamamen terk etmiyor; ancak tartışmayı sanatın ne anlattığından çok, kimin sanatçı olarak tanındığına doğru kaydırıyor.

Nnena Kalu’nun Turner Prize 2025 kapsamındaki sunumundan yerleştirme görünümü, Cartwright Hall Sanat Galerisi. Fotoğraf: David Levene
2025 kısa listesinde yer alan Mohammed Sami, Rene Matić ve Zadie Xa, uluslararası çağdaş sanat diliyle uyumlu, tematik olarak okunabilir ve kurumsal bağlamda tanıdık pratikler sunan isimlerdi. Bu bağlamda Kalu’nun seçimi, beklenen ve güvenli bir tercih olmaktan ziyade, Turner Prize’ın uzun süredir kaçındığı bir risk alma anı olarak öne çıktı.
Nnena Kalu’nun Turner Prize 2025’i kazanması, bir temsil jestinden çok, sanat kurumlarının kendi sınırlarını yeniden düşünmek zorunda kaldığı bir eşik olarak okunuyor. Bu karar, estetik değerin akademik dil, eğitim geçmişi ya da kurumsal onayla sınırlı olmadığını açık biçimde ortaya koyuyor.
Turner Prize 2025, nihayetinde yalnızca bir sanatçıyı değil, çağdaş sanatın yıllardır sürdürdüğü görünmez hiyerarşileri de sahneye çıkardı. Bunun kalıcı bir dönüşüm mü yoksa tek seferlik bir kırılma mı olacağı henüz belirsiz. Ancak kesin olan şu: Bu yıl verilen ödül, görmezden gelinen bir pratiği değil, görmezden gelme alışkanlığını tartışmaya açtı.
8 saat önce
Haute Couture’un Ustası Valentino Garavani'ye Veda
8 saat önce
Gündelik Olanın İzinde: Hasip Özbudun'dan “Evcil Çizgiler”
9 saat önce
Tiyatro Tarihimizin Arşivle Yüzleşmesi: “Tiyatro Hazinemizden” Depo'da
3 gün önce
Ertuğrul Berberoğlu’ndan “NARKİSSOS”: Benlik ve Bakış Üzerine
3 gün önce
Adana’da Görüntü Sanat Galerisi’yle Oyuna Devam