7. Mardin Bienali’nin Teması Açıklandı: GÖKzemin

ArtNews

28 gün önce

Özgün konumuyla öne çıkan Mardin Bienali, küratör Çelenk Bafra'nın sunumuyla Minoa Pera'da gerçekleşen buluşmada 7. edisyonunun kavramsal çerçevesini açıkladı. “GÖKzemin” başlığını taşıyan edisyon, 15 Mayıs – 21 Haziran 2026 tarihleri arasında Mardin’in çok katmanlı coğrafyasında sanatseverlerle buluşacak.

Döne Otyam ve Hakan Irmak direktörlüğünde, Mardin Sinema Derneği tarafından düzenlenen bienalin küratörlüğünü İstanbul Modern'in artistik direktörlüğünü yürütmekte olan Çelenk Bafra üstleniyor. PEUGEOT’nun ana sponsorluğunda gerçekleşecek 7. Mardin Bienali, gerçek ile hayal, maddi ile manevi, politik ile poetik arasındaki gerilimleri Mardin bağlamında görünür kılarak izleyiciyi düşünsel ve duyusal bir yolculuğa davet ediyor.

Gök ile Zemin Arasında Sessiz Bir Geçit

“GÖKzemin”, gökyüzü ile yeryüzü, bireysel ile kolektif, geçmiş ile gelecek arasında bir düşünce ve duygu hattı kuruyor. Ufku ikiye bölen bu iki kavramı yan yana getiren bienal, ilk bakışta birbirine uzak görünen dünyalar arasında sessiz ama derin bir geçit açmayı hedefliyor. İzleyici, hem yukarıya –ütopyalara, hayallere– hem de içeriye –hafızaya, gerçekliğe– doğru uzanan çok katmanlı bir deneyimin parçası oluyor.

Bu yolculukta rehberlik edenler ise, bölgenin kültürel hafızasında özel bir yere sahip olan kuşlar. Mardin’in taşlarına sinmiş hikâyeleri ve coğrafyasına özgü rüzgârları ardına alan kuşlar, gökyüzü ile yeryüzü arasında süzülürken kentin farklı noktalarındaki sergiler, mekâna özgü yerleştirmeler ve performanslar arasında görünmez rotalar çiziyor.

Doğu ve Batı Arasında İki Metin, Ortak Bir Arayış

Mardin Bienali’nin kavramsal pusulası, coğrafi, düşünsel ve tarihsel olarak birbirinden uzak görünen iki edebi yapıta yöneliyor: Batı’dan Aristophanes’in “Kuşlar” adlı komedyası ve Doğu’dan Ferîdüddîn Attâr’ın “Mantıku’t-Tayr” (Kuşlar Meclisi) mesnevisi. Bienal, bu iki metni karşı karşıya koymaktan ziyade, aralarındaki düşünsel akışı ve ortak metaforları görünür kılmayı amaçlıyor.

Aristophanes’in "Kuşlar"ı, insanlar ile kuşların güç birliği yaparak gökyüzünde ütopyacı bir kent kurma girişimini konu alan satirik bir anlatı sunar. Bu hayali şehir, iktidar arzusu, ideal toplum tahayyülü ve otoritenin kaçınılmaz çelişkileri üzerinden ilerler. Aristophanes, mizah ve ironi yoluyla ütopyanın kısa sürede yeni bir tahakküm biçimine dönüşebileceğini göstererek politik düzenleri, güç ilişkilerini ve insan doğasını eleştirel bir mercek altına alır. 

Ferîdüddîn Attâr’ın "Mantıku’t-Tayr"ı ise bütünüyle farklı bir eksenden hareket eder. Kuşlar, efsanevi Simurg’u bulmak üzere yedi vadiden geçtikleri uzun ve zorlu bir manevi yolculuğa çıkar. Bu yolculuk, benlikten arınmayı, arzuların terkini ve bireysel kimliğin kolektif bir hakikat içinde erimesini simgeler. Attâr’da kuşlar, iktidarın değil; içsel dönüşümün, tevazunun ve hakikate ulaşma arzusunun temsilcileridir. Yolculuğun sonunda aranan hakikatin dışarıda değil, birlikte yürüyen kuşların kendisinde saklı olduğu açığa çıkar.

Biçim, ton ve amaç bakımından birbirinden ayrılan bu iki metin, “arayış”, “yolculuk” ve “dönüşüm” kavramlarında kesişir. Biri iktidarı mizah yoluyla sorgularken, diğeri benliği aşmayı manevi bir birlik fikriyle ele alır. 7. Mardin Bienali, Aristophanes’in politik eleştirisi ile Attâr’ın tasavvufi derinliğini birlikte düşünerek, özgürlük, hakikat ve yeni dünyaların nasıl tahayyül edilebileceğine dair çok katmanlı bir düşünsel alan açmayı hedefliyor. Bu iki metin, bienalin “GÖKzemin” başlığı altında, gökyüzü ile yeryüzü, ütopya ile gerçeklik, birey ile kolektif arasında kurduğu gerilimin edebi ve simgesel dayanaklarını oluşturuyor.

Bienal Tarihinde Bir İlk: Şehrin Dışına Açılan Rota

2010’dan bu yana düzenlenen Mardin Bienali, bu edisyonuyla tarihinde ilk kez eski şehrin sınırlarının dışına çıkarak izleyiciyi bölgenin farklı coğrafi ve kültürel katmanlarını keşfetmeye davet ediyor. Bienal üç ana odakta şekilleniyor:

Yukarı Mardin: Çok dinli ve dilli yapısı, kadim taş mimarisi ve geniş panoramasıyla bienalin geleneksel merkezi. Gök ile zemin arasında asılı duruyormuş hissi, bienalin ana metaforlarından birine dönüşüyor.

Kızıltepe: Tarih boyunca ticaretin ve gündelik yaşamın merkezi olan bu bölge, kentsel hareketlilik, toplumsal ilişkiler ve politik gerilimleriyle bienale eleştirel ve dinamik bir zemin sunuyor.

Dara Antik Kenti: Arkeolojik katmanları ve manevi atmosferiyle yer ile gök arasında salınan Mezopotamya doğasını temsil eden, düşünsel ve duyusal bir yankı alanı.

Bu üçgen rota, geçmişin izleriyle bugünün gerçekliğini; mistik olanla gündelik olanı; sessizlikle hareketi bir araya getirerek bienalin anlatısal bütünlüğünü oluşturuyor.

Ortak Bir Zemin Mümkün mü?

7. Mardin Bienali, günümüzün karmaşık sosyopolitik ve varoluşsal meseleleri karşısında şu soruları gündeme getiriyor:

Özgürlüğün ve mutluluğun filizlenebileceği ortak bir zemin yeniden tasavvur edilebilir mi? Ufkumuzda hâlâ iyiye ve hakikate açılan bir gökyüzü var mı?

“GÖKzemin”, bu sorulara kesin yanıtlar vermektense, sanatın özgürleştirici ve dönüştürücü gücüyle izleyiciyi kolektif bir düşünme ve hayal etme sürecine davet ediyor. Attâr’ın vadilerinden Aristophanes’in kuş ülkesine uzanan bu yolculuk, hayal gücünün yeniden hakikat zeminine dokunabileceğine dair güçlü bir deneme olarak Mardin’in göğü ve taşları arasında hayat buluyor.

Yazı ve Fotoğraflar: ArtNews

Paylaş:


Yorum yapmak için tıklayın

Diğer Yazıları

6 saat önce

Haute Couture’un Ustası Valentino Garavani'ye Veda

6 saat önce

Gündelik Olanın İzinde: Hasip Özbudun'dan “Evcil Çizgiler”

7 saat önce

Tiyatro Tarihimizin Arşivle Yüzleşmesi: “Tiyatro Hazinemizden” Depo'da

3 gün önce

Ertuğrul Berberoğlu’ndan “NARKİSSOS”: Benlik ve Bakış Üzerine

3 gün önce

Adana’da Görüntü Sanat Galerisi’yle Oyuna Devam

En Çok Okunanlar