Kapak: Şeyma Can - Saç Örgülü Kadın
Anadolu'nun en köklü anlatısı nedir sizce? Mitolojiler, destanlar, gılgamış, Hitit tabletleri, Truva... Belki de Kybele'den Artemis'e uzanan kadim inanç sistemleri. Ama bence en köklü anlatı bunların hiçbiri değil. En köklü anlatı toprağın kendisi. Anadolu öyle bir coğrafya ki sayısız medeniyetin üst üste katmanlaştığı, her taşının altında başka bir hikâye yatan devasa bir palimpsest gibi. Peki bu anlatıyı kim taşıyor? Kim kuşaktan kuşağa, sessizce aktarıyor derseniz? Şüphesiz kadınlar. Ellerindeki ipliklerle.
Yapay Zekâ ile Görselleştirilmiştir
İşte tam bu noktada başka bir gerçekle yüzleşiyoruz. Okuma yazma bilmeyen kadınlar, yüzyıllar boyunca kendi şifrelerini geliştirdiler. Bu şifrenin adı dokuma. Kilim, cicim, sumak, nakış... Bunlar sadece el sanatı değil. Antropologlar ve sanat tarihçileri yıllardır bu motiflerin ardındaki dili çözmeye çalışıyor çünkü bu dokumalar, kadınların dile getiremediği her şeyin, korkunun, umudun, yasın, özlemin, direnişin, sessiz bir anlatım biçimi. Hikâyelerini, inançlarını, korkularını ve umutlarını düğüm düğüm ördüler.
Bir eli belinde motifine baktığınızda doğurganlık duası görürsünüz. Koç boynuzunda güç ve bereket vardır. Göz motifi nazara karşı koruma ister. Hayat ağacı sonsuzluğu fısıldar. Parmaklar, taraklar, küpeler... Her biri bir kelime, her desen bir cümle, her kilim bir mektup.
Bu kadınlar evlerinden çıkamadılar belki. Ama düşünceleri sınır tanımadı. Ellerinin altındaki tezgah onların hem sahnesi hem sayfası oldu. Sessizce, ama son derece yüksek sesle konuştular.
Pazyryk halısı - Kaynak: Wikipedia
1949 yılında Sibirya'nın Altay Dağlarında, bir İskit prensinin mezarında inanılmaz bir şey bulundu: Dünyanın bilinen en eski düğümlü halısı, Pazyryk Halısı. Hikâyesi de bir o kadar şaşırtıcı. Mezar, prens gömüldükten kısa süre sonra soyulmuş. Hırsızlar altınları, mücevherleri almışlar ama halıyı bırakmışlar. Muhtemelen taşımaya değmez bulmuşlar. Sonra da kazdıkları deliği kapatmayı unutmuşlar. İşte bu unutkanlık halıyı kurtardı. Mezara su doldu, dondu ve halı iki bin beş yüz yıl boyunca buzun içinde korundu.
Şimdi bu halı St. Petersburg'daki Hermitage Müzesinde. Santimetre karesinde 36 düğüm var. Günümüzün en kaliteli halılarıyla yarışacak bir işçilik. Geyikler, atlılar, geometrik desenler... Ve uzmanlar diyor ki bu kadar gelişmiş bir teknik, halı sanatının aslında çok daha eskiye, en az dört bin yıl öncesine dayandığını gösteriyor.
Peki bu halıyı kim dokudu? Bir saray atölyesi mi, bir köy evi mi? Bilmiyoruz. Ama bildiğimiz bir şey var. O dönemde de, bugün de, halının asıl kahramanları hep aynı.
Bu dil sadece Anadolu'ya özgü değil tabii.
Al Sadu Tekstilleri
(Yapay Zekâ İle Görselleştirilmiştir.)
Arap yarımadasında Bedevi kadınların dokuduğu Al Sadu tekstilleri de benzer bir hikâye anlatıyor. Kırmızı, siyah, yeşil geometrik desenler... Ama bunlar sadece süs değil. Her motifin bir anlamı var. Kabile aidiyeti, medeni durum, hatta koruma duaları.
Kuveytli dokumacı kadınlardan biri şöyle diyor: "İnsanların fark etmediği şey şu: Desenler sadece desen değil, kimlik. Kabilelerin kendi motifleri vardı. Kadınlar isimlerini, işaretlerini kumaşa dokudular. Ben buradaydım dediler.’’ Belki de tüm halıların, tüm kilimlerin, tüm dokumaların söylediği tek şey bu. Ben buradaydım!
Son yıllarda, bu kadim dili yeniden keşfeden ve dönüştüren sanatçılar halının, kilimin, dokumacılığın dilini çağdaş bir ifadeye taşıyor. Eski bir halının üzerine müdahale eden, geleneksel motifleri çağdaş bir yorumla buluşturan, ninelerinin ninelerinin sessiz çığlıklarını yüksek sesle haykıran kadınlar.
Eski bir halının üzerine çağdaş bir müdahale yapıldığında, orada iki el buluşuyor. Yüz yıl önce o halıyı dokuyan kadının eli ve bugün ona yeni bir anlam katan sanatçının eli. Bu bir diyalog. Geçmişle, toprakla, hafızayla.
Geçtiğimiz günlerde İstanbul’da gerçekleşen ICFE Fuarı'nı ziyaret ettim. Halının geleneksel dünyasıyla çağdaş sanatın kesiştiği bu ortamda, tam da bahsettiğim diyaloğun canlı örnekleriyle karşılaştım.
Seval Özcan - Cennet Çiçekleri
Seval Özcan'ın eserleri karşısında uzun süre durdum. Cennet Çiçekleri adlı çalışmasında halı motifleri sabır, umut ve heyecanla bir arada nefes alıyordu. Renklerin yoğunlaştığı alanlar, beklerken hayatın temposunu yakaladığımız anları, renklerin giderek kaybolduğu bölümler ise beklerken kaçırdıklarımızın yarattığı boşluğu anlatıyordu. Hayatın koşturmacasında kaybettiğimiz şeylerin sessiz bir envanteri gibiydi.
ICFE - Seval Özcan - Elibelinde Motifi
Aynalı çalışması ise farklı bir dil konuşuyordu. Eli belinde motifiyle kadının duruşunu, direncini ve varlığını görünür kılan bu eser, dokuma detaylarıyla adeta bir portre niteliği taşıyordu. Ayna, belki de kadının kendine bakışının, kendi hikâyesini sahiplenişinin sembolüydü. Geleneksel motiflerin içinden çıkan çağdaş bir özne vardı karşımda.
Seval Özcan - Mavi
Bir diğer eseri ise mavinin hakimiyetindeydi. Uşak madalyon halılarından yola çıkan bu çalışmada iplikler arasındaki bağlantısallık, kendi köklerimizle kurduğumuz ilişkiyi sorgulatıyordu. Yüzleşme ve hatırlamayla ilgiliydi. İpliklerle özümüzü hatırlıyoruz diye düşündüm karşısında dururken.
Şeyma Can ile halı üzerine resmettiği eserleri hakkında konuştuk. "Halıya sadece bir eşya olarak değil, hafızası olan bir yüzey gibi bakıyorum." dedi. "Dokusu ve geçmişi bana hep bir şeyler anlatıyor."
ICFE - Şeyma Can - Saç Örgülü Kadın
Saç örgülü çalışması özellikle içime dokundu. Kadının elleri örgüsünü tutarken, aslında kendi hikâyesini tutuyordu. O eller, yılların emeğini, sabrını, acısını taşıyan ellerdi. Kırmızı zeminli halı, piyasada Afgan Bilecik olarak adlandırılan, göçebe dokuma geleneğini taşıyan bir halı. Güçlü kırmızı tonu, geometrik düzeni ve daha tok desen yapısıyla bu gruba giren zeminin üzerinde yükselen bu figür, sadece bir portre değil, bir jesti ölümsüzleştiriyordu, saçını örmek. Nesiller boyu kadınların birbirlerine öğrettiği, aktardığı, eller aracılığıyla hafızaya kazınan bir ritüel. Saçların ipliğe dönüşmesi, ellerdeki emeğin neredeyse halının önüne geçme arzusu... Kırmızı zeminle birlikte Anadolu'yu, göçebe dokuma geleneğini, üretimi ve aktarımı çağrıştıran derin bir anlatımı vardı.
ICFE - Şeyma Can
Bir diğer çalışması ise bambaşka bir dil konuşuyordu. Geleneksel halı bordürlerinin içinde, sanki halının kendisi bir pencere gibi açılmış ve oradan çağdaş bir kadın yüzü bize bakıyor. Madalyonlu halı ise ipek dokuma, klasik Hereke halısı geleneğini çağrıştıran ince işçilikli bir halı. Turkuaz örtünün kıvrımları halının dokusunda adeta süzülüyorken, sarı detaylar geleneksel halı renklerinin modern bir yorumu gibi.
En çarpıcı olan şu, Kadının bakışları. Doğrudan izleyiciye bakan, kendinden emin, varlığını ilan eden bir bakış bu. Geleneksel halının motiflerinin arasından çıkan bu yüz, sessiz kalmayı reddediyor. Halının saçakları kadının saçları gibi dökülürken, sanki halı ve kadın birbirinin uzantısı oluyor.
Bu eserde halı artık sadece bir zemin değil, kadının hikâyesinin taşıyıcısı. Geçmişin motifleri bugünün yüzünü çerçeveliyor. Ve belki de en güzel detay, Halının hav dokusunun yarattığı o üç boyutluluk, portreye neredeyse bir kabartma heykeli etkisi veriyor.
Şeyma burada halıyı tuvale dönüştürürken, aslında iki kadının elini buluşturuyor. O halıyı dokuyan kadınınkini ve bugün ona yeni bir anlam katan sanatçınınkini. İki zaman, aynı yüzeyde nefes alıyor.
En çarpıcı an ise fuarda bir izleyicinin saç örgülü eserin fotoğrafına düştüğü nottu: "Bu sanatı görünce aklıma sadece biri geldi. Hayatta olmayan biri. Kulağındaki küpesi, saçlarındaki örgüsü... Her gün özlediğim biri." İşte halı, sanat ve gelenek bir araya geldiğinde bu oluyor. Bir anda hiç tanımadığınız birinin anısına dokunuyorsunuz. Belki de halının en güzel yanı bu. Hiçbir zaman bitmiyor. Her düğüm bir öncekine bağlanıyor, her nesil bir öncekinin üzerine inşa ediyor. Çatalhöyük'te dokuz bin yıl önce meşe kabuğunu büken eller ile bugün halı üzerine çağdaş bir dil yerleştiren eller arasında aslında hiç mesafe yok.
Sanatçı Şeyma Can ile ICFE Fuarı'nda halı üzerine resmettiği eserleri üzerine konuştuk. İşte o detaylar:
ICFE - Şeyma Can - Saç Örgülü Kadın
Fulden Karayel Okumuş: Halı ile sanatın buluştuğu bu yolculuk nasıl başladı sizin için? Geleneksel bir dokuma malzemesini sanat tuvaline dönüştürme fikri ilk kez ne zaman ve nasıl doğdu aklınızda?
Şeyma Can: Bu yolculuk benim için çok doğal bir yerden başladı. Halıya hep sadece bir eşya olarak değil, hafızası olan bir yüzey gibi bakıyorum. Dokusu ve geçmişi bana hep bir şeyler anlatıyor. Resimde duvar ve tuvalle kurduğum bağa çok benzer bir ilişki kurduğumu fark ettim halıyla. Bu yüzden dönüştürme fikrinden çok, halının kendi hikâyesinin üzerine bir katman eklemek isteğinden doğdu. İlk işlerim de bu ilişkiyi anlamaya çalıştığım, sezgisel ve samimi denemelerdi diyebilirim.
F.K.O.: Bu fuara özel hazırladığınız serinin bir hikayesi var mı? Belki bir anınız, bir duygunuz ya da sizi derinden etkileyen bir deneyim... Bu işlerin arka planında ne vardı?
Ş.C.: Bu seri benim halıyla çalışmaya başladığım ilk dönemden izler taşıyor. O yüzden hem öğrenme hem de arayış halinin iç içe geçtiği işler.
Kadın portresi, çalışmalarını çok beğendiğim bir sanatçının daha küçük ölçekli bir halısından yola çıkarak şekillendi. O işi daha büyük bir yüzeye taşıyarak estetik etkisini artırmak, daha görünür ve güçlü bir hale getirmek istedim. Ölçekle birlikte portredeki ifade ve estetik yoğunluk benim için daha belirgin bir noktaya taşındı.
Saç örgüsü ise benim için bambaşka bir yerde duruyor. Kadının emeği, saçların ipliğe dönüşmesi, ellerdeki emeğin neredeyse halının önüne geçme isteği... Kırmızı zeminle birlikte Anadolu'yu, üretimi ve aktarımı çağrıştıran bir hikâyesi var. Daha sezgisel, daha içten bir anlatım kurmak istedim.
Bu iki iş, birebir özgünlük iddiasından çok, beni besleyen imgelerle kurduğum bir diyalog gibi. Yolun başında, neye dönüşmek istediğini arayan samimi işler olarak görüyorum.
F.K.O: Fuar kalabalığında, halının dokusuna fırçanızı değdirirken zihniniz nerelere gidiyor? Hangi görüntüler, hangi duygular, hangi anlar besliyor eserlerinizi?
Ş.C.: Kalabalığın içinde olsam da çalışırken zihnim genelde çok sessiz bir yere gidiyor. Halının dokusuna odaklandığım anda çevreyle bağım biraz kopuyor. O yüzey beni geçmişe, dokunulmuş, yaşanmış şeylere götürüyor.
Beni en çok besleyen şeyler kadınlara dair imgeler, emek, tekrar, sabır ve aktarım duygusu. Bazen bir çocukluk anısı, bazen sadece bir his... Hepsi net görüntüler olmak zorunda da değil. Daha çok içimde kalan duygular halinde yüzeye çıkıyor.
Aslında o anda halı benim için bir zemin değil, bir eşlikçi gibi oluyor. Ben yön vermiyorum, birlikte ilerliyoruz.
F.K.O.: Eserlerinizdeki kadın formları dikkat çekiyor. Güçlü, özgür, dönüşen kadınlar bunlar. Bu temsil size ne ifade ediyor? Belki kendi hikayenizden bir şeyler var bu formlarda?
Ş.C.: Kendi hikâyemden izler elbette var. Ben de dönüşüyorum. Bir kadın olarak emeğin, zorluğun ve sabrın ne demek olduğunu yaşayarak öğreniyorum. Güçlü olmanın her zaman yüksek sesli bir hal olmadığını da biliyorum.
Belki bu yüzden kadın formu işlerimde sıkça yer alıyor. Kadının birleştirici, toparlayıcı, değerli bir gücü olduğuna inanıyorum. Mekânlarda kadın portreleri kullanmam da biraz bununla ilgili. O alanlara bütünlük ve denge getirdiğini hissediyorum.
Halı özelinde ise kadının emeği zaten işin içinde. Anadolu'da halı sabırla, tekrarlarla, dayanıklılıkla var oluyor. Sanırım bütün bu katmanlar beni farkında olmadan kadın üzerinden anlatmaya götürüyor.
ICFE - Şeyma Can - Saç Örgülü Kadın
F.K.O.: Paletinizde kendini hep hissettiren, elinizin gittiği renkler var mı? O renkleri seçmenizin özel bir sebebi var mı?
Ş.C.: Evet, sadece halılarda değil, duvar işlerimde, tuvallerde ve farklı yüzeylerde de elim hep bazı renklere gidiyor. Kırmızı ve tonları benim için çok belirleyici. Mekânla güçlü bir bağ kuruyor ve bulunduğu alanı hemen sahipleniyor.
Bunun yanında kahve, toprak ve açık nötr tonlar da neredeyse her işimde var. Bu renkler de bana doğal geliyor. Malzemeyle, dokuyla ve mekânın ruhuyla kolayca bütünleşiyor.
F.K.O.: Bir halıyı dönüştürürken yaşadığınız, içinizde bir yerde iz bırakan, unutamadığınız bir an var mı? Belki tuhaf, belki hüzünlü, belki büyülü...
Ş.C.: Fuarda saç örgülü halı üzerinde çalışırken beklediğimin çok ötesinde bir ilgiyle karşılaştım. Yüzlerce insan gördü, paylaştı, hikayesinde yer verdi. Ama içlerinden biri benim için çok özel bir yerde kaldı.
Bir izleyici, halının fotoğrafının üzerine şu notu düşmüştü: Bu sanatı görünce aklıma sadece biri geldi. Hayatta olmayan biri. Kulağındaki küpesi, saçlarındaki örgüsü... Her gün özlediğim biri.
O cümleyi hala unutamıyorum. O an şunu hissettim: Halı, sanat ve gelenek bir araya geldiğinde, hiç tanımadığınız birinin anısına dokunabiliyorsunuz. Benim için bu, işin en kıymetli tarafıydı. Sessiz ama derin bir iz bıraktığını görmek, yaptığım şeye başka bir anlam kattı.
F.K.O.: Halı fuarı dışında işlerinizle nerede karşılaşabiliriz?
Ş.C.: Duvar işlerim, tuvallerim ve halılar birlikte ilerliyor. Bu üretimler yaşamın içine karışan mekânlarda da karşılık bulabiliyor. Yani işlerimle otellerde, restoranlarda, mağazalarda, kafelerde, insanların kendi kişisel yaşam alanlarında ya da farklı kamusal alanlarda da karşılaşmanız mümkün.
Bu arada işlerimin tek bir yere ait olmasından ziyade, farklı mekânlarda yeni bağlamlar kurmasını da çok seviyorum.
F.K.O.: Eserleriniz yapay zekâyla dijitale taşınsa, yeniden yorumlansa... Bu fikir size nasıl geliyor?
Ş.C.: Aslında buna küçük bir örneği saç örgülü halının videosunda denemiştik. Videonun sonunda yapay zekâyla çok kısa bir an yarattık. Kadın üç ilmeklik saç örgüsünü örerken görüntü bitiyordu. Sadece birkaç saniyelik bir dokunuştu.
Bu tür kullanımlar bana ilginç geliyor. Yapay zekâyı işin önüne geçen bir şey olarak değil, hikâyeyi tamamlayan küçük bir katman gibi görüyorum. Fiziksel üretimin, dokunun ve emeğin önüne geçmediği sürece dijital yorumlara açık bir yerden bakıyorum.
Yani doğru ölçüde ve doğru bağlamda kullanıldığında, işlerime başka bir anlatım alanı açabileceğini düşünüyorum.
Yazı ve Fotoğraflar: Fulden Karayel Okumuş
Dikkat: 50 Sanatsal İnek Galataport'ta Karşınıza Çıkabilir!
Art of Living House'da Gözlerinizi Alamayacağınız Bir Sergi: Portals Of Vortex Reality
Dijital Ayak İzleriniz Size Otoportre Çiziyor Olabilir Mi?
Mamut Art Project'te 33 Yeni Kuşağın Farklı Dillerini Keşfetmeye Hazır Mısınız?
Sınırlar Var mıydı, Yoksa Biz mi Çizdik? Gelin BASE 2025'te Karar Verin!
Yorumlar (1)
Merve Çiçek
Gerçekten dokunduğun her parça bir iz bırakıyor, zevkle izledim, okudum, hissettim 🌸Yorum yapmak için tıklayın