Dijital Ayak İzleriniz Size Otoportre Çiziyor Olabilir Mi?

Fulden Karayel Okumuş

bir ay önce

Bir insanı tanımak için artık gözlerinin içine bakmanız gerekmiyor. Sepetine bakın, yeter. Düşünsenize, tıkladığımız her ürün, sepete atıp sonra vazgeçtiğimiz her şey, gece üçte uykusuzluktan kaydırdığımız o keşfet sayfaları… Alsak da almasak da hepsi orada duruyor. Bir müze gibi. Kendi müzemiz. Ve bir gün fark ediyorsunuz, bu sepet sizi tanıyor. Vazgeçtiklerinizi biliyor. Ertelediklerinizi, gizli özlemlerinizi de. Belki hayatınızın en dürüst otoportresi tam da bu, satın almadıklarınızdan oluşan bir tablo. E-ticaret siteleri buna kullanıcı davranışı diyor. Bence biz buna çağımızın en samimi otoportresi diyebiliriz.

Dijital çağda kimliğimiz artık tek bir yerde durmuyor. Sadece pasaportumuzda ya da Instagram bio'muzda değil. Alışveriş geçmişimizde de var, arama motorlarına gece yarısı fısıldadığımız sorularda da, sepette bırakıp bir türlü dönemediğimiz ürünlerde de. E-ticaret platformları bunlara dijital ayak izi diyor, pazarlamacılar için hazine, algoritmalar için pusula. Peki ya sanatçılar? Onlar bu veri yığınında bambaşka bir şey görüyor, ham madde. Tıpkı bir ressamın tuvalinde boya kullanması gibi, veri sanatçıları da tıklama oranlarını, sepet terk etme davranışlarını, arama geçmişlerini alıp çağdaş portrelere dönüştürüyor.

Giorgia Lupi ve Stefanie Posavec, Dear Data: Week 1 (What's the Time / A Week of Clocks), 2014. MoMA Koleksiyonu

İtalyan tasarımcı Giorgia Lupi'nin ortaya attığı Veri Hümanizmi kavramı tam da bu soruya cevap arıyor. Lupi'ye göre veri soğuk bir sayı değil, gerçekliğin bir soyutlaması. Yani her tıklama, her satın alma aslında bir hikaye anlatıyor. Lupi, Dear Data projesinde bir yıl boyunca günlük kişisel verilerini elle çizerek kartpostallara dönüştürdü. Kaç kez şikâyet ettiğinden tutun, kiminle ne kadar konuştuğuna kadar. Sonuç olarak MoMA'nın kalıcı koleksiyonuna giren, verinin insani yüzünü gösteren bir başyapıt.

Erica Scourti - Life in AdWords

Benzer bir yaklaşımı İngiliz sanatçı Erica Scourti de sergiliyor. Life in AdWords projesinde Scourti bir yıl boyunca günlüğünü Gmail hesabına e-posta olarak gönderdi. Ardından Google'ın bu içerikten ürettiği reklam anahtar kelimelerini web kamerasına okuyarak kaydetti. Ortaya çıkan şey hem portre hem de ayna: Algoritmalar bizi nasıl görüyor? Stres, yoga nefes egzersizleri, beyin hafıza geliştirme, kaygı... Scourti'nin okuduğu bu kelime dizileri, bir insanın tüketim profili mi yoksa varoluşsal kaygılarının haritası mı?

Mehmet Pala - Sena Pala - Dijital E-Ticaret Monoliti

Bu sorular, 21-22 Kasım 2025'te İstanbul Lütfi Kırdar'da gerçekleşen Türkiye E-Ticaret Haftası'nda da yankı buldu. Ayşe Demirci'nin küratörlüğündeki dijital sanat alanı, veri ve kimlik arasındaki ilişkiyi farklı açılardan sorgulayan eserlere ev sahipliği yaptı.

Mehmet Pala ve Sena Pala'nın Dijital E-Ticaret Monoliti, Türkiye'nin e-ticaret ekosisteminden beslenen bir veri heykeli olarak karşımıza çıktı. 2024 yılında kaydedilen 5,91 milyar işlem, 1,619 trilyon TL'lik perakende hacmi ve 600 bini aşkın işletmenin davranışsal verisi; ışık, ses, renk ve biçim katmanlarında yeni bir duysal varlığa evrildi. Veri artık yalnızca bizim ürettiğimiz bir bilgi değil; davranışlarımızın, ritimlerimizin ve kolektif algımızın görünmez yüzeylerde bıraktığı izlere dönüşmüş durumda. Eylemlerimizden doğuyor, sonra sessizce geriye dönerek bizi yeniden biçimlendiriyor. Monolit tam da bu döngüyü görünür kılıyordu: İnsan veriyi şekillendiriyor, veri insanı.

Eosa New Media Studio - Motiflerin Yolculuğu

EOSA New Media Studio'nun Motiflerin Yolculuğu ise Anadolu'nun kadim sembollerini dijital bir deneyime taşıdı. Masaya bırakılan her motif canlanıyor ve kendi hikâyesini anlatıyordu. Kadınlığın, bereketin ve analığın simgesi elibelinde; güç, kahramanlık ve erkekliği temsil eden koç boynuzu; kötü enerjiden korunmak için kullanılan muska; şeytani ruhu ve kötü niyeti simgeleyen akrep... Yüzyıllardır kilimlerde, mezar taşlarında ve gündelik yaşamın dokusunda var olan bu semboller, parçacık simülasyonlarıyla yeniden doğdu.

Fuat Değirmenci - Minyatür Yansımaları 2.0

Fuat Değirmenci'nin Minyatür Yansımaları 2.0 adlı interaktif yerleştirmesi ise ziyaretçinin bedenini yapay zekâ aracılığıyla Türk minyatür estetiğinde yeniden çizdi. Ama bu bir ayna değildi; dijital çağın nakşedilmiş yansımasıydı. Tıpkı geleneksel minyatürlerde olduğu gibi zaman, mekân ve hareket aynı yüzeyde buluştu. Ziyaretçinin jestleri, duruşu, yanında taşıdığı objeler; bir şapka, bir çanta, bir kitap... Hepsi ekrandaki yansımayı dönüştüren sembollere dönüştü. Ekran karşısına geçen herkes kendi kişisel dijital minyatürünü yarattı. Geçmişin zanaatkâr detaycılığı bugünün algoritmik estetiğiyle buluşurken eser şu soruyu sordu: Bugünün bedenini, geçmişin minyatür aynasında nasıl görürüz?

Galata Kulesi - Geleceğin Ticareti Mapping Gösterisi

Galata Kulesi'ndeki mapping gösterisi ise dijital ticaretin görünmez ritmini ışığın diliyle anlattı. Future-Commerce / Geleceğin Ticareti temasıyla hazırlanan performans için önce kulenin yüzeyi yüksek çözünürlüklü 3D modelle tarandı. Ardından bu model üzerine veri simülasyonları, yapay zekâ destekli animasyonlar ve artırılmış efektler işlendi. Veri akışları, lojistik rotaları, yapay zekâ hareketleri... Hepsi ışık, renk ve hareketle kulenin yüzeyinde hayat buldu. Tarihi mimari modern dijital estetikle buluştu; 600 yıllık kule, dev bir dijital sanat tuvaline dönüştü.

E-ticaret ve sanatın bu buluşması tesadüf değil. 90 milyar dolarlık dijital ticaret hacmiyle Türkiye, artık sadece satıcı ve alıcıların değil, veri üreticilerinin de ülkesi. Her işlem bir iz bırakıyor, her iz bir hikâye anlatıyor. Sanatçılar bu hikâyeleri görünür kılarak bize bir ayna tutuyor. Acaba hepimiz farkında olmadan kendi dijital portrelerimizi mi çiziyoruz? Belki de en samimi otoportremiz çoktan çizildi; sepetlerimizde, tıklamalarımızda, vazgeçtiklerimizde. 

E-Ticaret Haftası Sanat Alanı Küratörü Ayşe Demirci

 Bu soruların peşinden giderken, Türkiye E-Ticaret Haftası'nın dijital sanat alanını küratoryal bakışla şekillendiren Ayşe Demirci ile bir araya geldik. Veri, sanat ve kimlik arasındaki ilişkiyi en yakından gözlemleyenlerden biri olarak kendisiyle keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. İşte o detaylar:

Fulden Karayel Okumuş: E-Ticaret Haftası için sergileri kürate ederken ilham kaynaklarınız nelerdi?

Ayşe Demirci: Kamusal ölçekte bir etkinlik, yalnızca bir program akışı değildir. Bir şehrin nabzı, bir sektörün dili, bir dönemin ritmidir. İnsanlar aynı mekânda, aynı anda, aynı soruların etrafında toplanır. Böyle anlarda küratöryel bakış için mesele ne gösteriyoruz değil; neyi görünür kılıyoruz?

İşte tam bu yüzden kamusal etkinliklere teknoloji ve sanat işlerini entegre etmek benim için bir tercih değil, bir ihtiyaç. Çünkü teknoloji çoğu zaman hızla anlatılır; sanat ise o hızın içine anlam, durak ve hafıza yerleştirir. Ziyaretçi yalnızca bilgilendirilmez; karşılaşır, düşünür, ölçer, yeniden konumlanır. Etkinlik bir an olmaktan çıkar; iz bırakan bir deneyime dönüşür.

Bir küratör olarak kamusal ölçeği yüksek etkinliklerde teknoloji ve sanatı bir araya getirmeyi, yalnızca estetik bir hamle değil, kamusal sorumluluğun bir parçası olarak görüyorum.

Kamusal etkinlikler; çok farklı arka planlardan, beklentilerden ve bilgi düzeylerinden gelen insanları aynı anda bir araya getirir. Bu yoğunluk içinde teknoloji genellikle işlevsel, sanat ise ikincil bir katman gibi konumlanır. Oysa tam tersine, teknolojiyle iç içe geçmiş bir dünyada sanat, kamusal alanlarda anlamı kuran temel araçlardan biri hâline gelir.

Bu tür etkinliklerde teknoloji çoğu zaman hız, verimlilik ve çözüm odaklılık üzerinden anlatılır. Sanat ise bu anlatının içine insani ölçek, duygusal bağ ve eleştirel mesafe ekler. Ziyaretçi, yalnızca bilgi alan bir katılımcı olmaktan çıkar; deneyimin parçası olur. Bu dönüşüm, kamusal etkinliğin etkisini geçici bir karşılaşmadan kalıcı bir farkındalığa taşır.

Küratöryel açıdan baktığımda, teknoloji ve sanat işleri kamusal etkinliklerde bir sergi alanı yaratmaktan çok, mekânın tamamını düşünen bir deneyim dramaturjisi kurar. Akış, tempo, duraklar ve boşluklar bilinçli olarak tasarlanır. Böylece etkinlik, yalnızca anlatan değil; düşündüren, hissettiren ve hatırlanan bir yapıya dönüşür.

Bu entegrasyonun bir diğer önemli yönü de erişilebilirliktir. Müzede karşılaşılabilecek bir sanat dili, kamusal bir etkinlikte çok daha geniş bir kitleyle buluşur. Teknoloji aracılığıyla bu dil sadeleşir, çoğullaşır ve kapsayıcı hâle gelir. Sanat, belirli bir çevrenin değil, kamunun ortak deneyimi olur.

Sonuç olarak, bu ölçekteki kamusal etkinliklerde teknoloji ve sanatı birlikte düşünmek; etkinliği yalnızca bugüne değil, kolektif hafızaya kaydetmenin bir yoludur.

E-Ticaret Haftası - Eosa Studio - Motiflerin Yolculuğu

F.K.O.: Anadolu motiflerini dijital ortama taşırken neyi korumayı, neyi dönüştürmeyi önceliklendirdiniz?

A.D.:Öncelikle bu işlerin üreticisi EOSA Studio.

Anadolu, yalnızca çok katmanlı bir coğrafya değil; dünyada az rastlanan bir yoğunlukla, inançların, zanaatın, gündelik yaşamın ve estetik düşüncenin üst üste biriktiği bir hafıza alanı. Motif dediğimiz şey de bu hafızanın en rafine kayıt biçimlerinden biri: yazıya ihtiyaç duymadan aktarılmış bir bilgi, bir duygu ve bir dünya görüşü.

Benim bu işleri sergilememin nedeni tam da bu kıymetin, bugünün izleyicisine sadece bilgi olarak değil, deneyim olarak geçebilmesi. Çünkü kültürel mirası korumak tek başına yeterli değil; onu geleceğe taşımak için aktarılabilir bir dil kurmak gerekiyor. İleri nesil teknolojiler burada gösteriş değil, bir çeviri aracı: mirasın içerdiği ritmi, tekrarları, simgesel yapıyı ve mekânsal duyuyu bugünün algı biçimleriyle buluşturuyor.

Bu yaklaşımın arkasında net bir strateji var: mirası nostaljik bir vitrine kapatmadan, ama özünü de sulandırmadan; çağdaş bir okuma zemini oluşturmak. Bugün genç kuşaklar imgelerle, hareketle, sesle, etkileşimle düşünüyor. Dolayısıyla mirası yaşatmanın yolu, onu anlatmak kadar, karşılaşmaya açmak.

EOSA Studio'nun üretimlerini bu bağlamda değerli buluyorum. Bu işler motifleri birebir kopyalamıyor; onları çözümlüyor, yeniden örüyor ve dijitalin zaman ve mekân imkânlarıyla yeniden dolaşıma sokuyor. Motif böylece yalnızca geçmişe işaret etmiyor; bugünde çalışıyor, bugünde anlam üretiyor. İzleyici de bir referansa bakmıyor sadece; bir hafızanın içinde ilerliyor.

Kısacası, ben bu işleri sergileyerek Anadolu'nun görsel mirasını korunan bir şey olmaktan çıkarıp, geleceğe aktarılan bir şey hâline getirmeyi önemsiyorum. Teknoloji benim için amaç değil; bu aktarımı mümkün kılan, doğru kullanıldığında mirası çoğaltan bir araç. Bu dengeyi kurmak da küratöryel yaklaşımın temel meselesi.

E-Ticaret Haftası - Eosa Studio - Motiflerin Yolculuğu

F.K.O.: Yüzyıllardır elle dokunan bir motifin parçacık simülasyonlarıyla yeniden var olmasını nasıl tanımlarsınız? Bir tür dijital metamorfoz mu?

A.D.:Evet, bunu bir dijital metamorfoz olarak tanımlamak mümkün; ama ani bir dönüşümden çok, katmanlı ve bilinçli bir geçiş olarak.

Yüzyıllardır elle dokunan bir motif, yalnızca bir desen değil; bedensel hafızanın, ritmin ve tekrarın ürünü. Elin temposu, hatanın payı, zamanın izleri o motifte zaten var. Parçacık simülasyonlarıyla yeniden var olduğunda ise motif form değiştirse bile, davranışı korunuyor. Dağılma, birleşme, akış ve döngü hâlâ orada; sadece taşıyıcısı değişiyor.

Ben bu süreci, analog bir bilginin dijital bir dile çevirisi gibi görüyorum. Metamorfoz var, ama kopuş yok. Motif çözülüyor, atomlarına ayrılıyor ve yeniden kuruluyor. Bu parçalanma bir yok oluş değil; aksine motifin iç yapısını, ritmini ve matematiğini görünür kılıyor. İzleyici artık motife dışarıdan bakmıyor; onun oluş sürecinin içine giriyor.

Bu dönüşümde önemli olan, dijitalin motifi yutması değil, onunla uyumlu bir tempo kurması. Parçacık simülasyonları sayesinde motif, yüzeyden çıkıp zamana yayılıyor; dokunulan bir nesne olmaktan, algılanan bir harekete dönüşüyor. Bu da motifle kurduğumuz ilişkiyi yeniden tanımlıyor.

Dolayısıyla evet, bu bir dijital metamorfoz. Ama geçmişi silen değil; geçmişin bilgisini bugünün teknolojisiyle başka bir varoluş hâline taşıyan bir metamorfoz. Motif burada kaybolmuyor; biçim değiştirerek yaşamaya devam ediyor.

Dijital E-Ticaret Monoliti - Mehmet Pala ve Sena Pala

F.K.O.: İnsan veriyi şekillendirir, veri insanı şekillendirir önermesi Dijital E-Ticaret Monoliti'nde nasıl somutlaştı?

A.D.: Bu önerme, Dijital E-Ticaret Monoliti'nin çıkış noktasını oluşturuyor. Çünkü bugün e-ticaret dediğimiz yapı, yalnızca insanların ürettiği bir sistem değil; aynı zamanda insanların davranışlarını, karar alma biçimlerini ve algılarını yeniden şekillendiren bir yapı.

 

Monolitte veri, pasif bir içerik olarak ele alınmıyor. Aksine; hareket eden, yoğunlaşan, üst üste binen ve yön değiştiren bir yapı olarak kurgulanıyor. İnsanların her tıklaması, araması, tercih etmesi bu yapıyı besliyor; sistem büyüyor, sertleşiyor ve zamanla kendi ağırlığını oluşturuyor. Bu, insan veriyi şekillendirir kısmının görsel karşılığı.

Ancak monolit tek yönlü bir yapı değil. Ziyaretçi onun karşısında durduğunda, ölçeği, dikeyliği ve kapanıklığıyla bir otorite hissi yaratıyor. Bu noktada veri, artık yalnızca üretilen bir şey olmaktan çıkıyor; insanı yönlendiren, çerçeveleyen ve sınırlayan bir güce dönüşüyor. Hangi ürünün görünür olduğu, hangi seçimin öne çıktığı, hızın ve konforun nasıl bir alışkanlık yarattığı bedensel olarak hissediliyor. Bu da veri insanı şekillendirir önermesinin mekânsal karşılığı.

Bu iki yönlü ilişkiyi, sanatçılar Mehmet Pala ve Sena Pala, soyut bir kavram olmaktan çıkarıp mekânsal ve deneyimsel bir yapı hâline getiriyor.

Dijital E-Ticaret Monoliti, bu iki yönlü ilişkiyi soyut bir anlatı yerine fiziksel bir deneyime dönüştürüyor. İzleyici, verinin dışında duran bir gözlemci değil; onun parçası olan, onu besleyen ve aynı zamanda onun tarafından biçimlendirilen bir konumda duruyor. İşin somutluğu tam olarak burada ortaya çıkıyor: veri görünmez bir arka plan olmaktan çıkıp, bedenle ve mekânla ilişki kuran bir yapıya dönüşüyor.

Bu yüzden monolit, bir obje değil; bir sistemin heykelsi temsili. İnsanla veri arasındaki karşılıklı etkiyi anlatmıyor, onu yaşatıyor.

F.K.O.: 5,91 milyar işlemi sanatsal malzemeye dönüştürme fikri nasıl gelişti? Bu veriyle ilk karşılaştığınızda ne hissettiniz?

A.D.: 5,91 milyar işlem verisi, Ticaret Bakanlığı tarafından paylaşıldığında, bu sayı benim için yalnızca ölçekli bir istatistik değil; kamusal bir bilginin görünür kılınması anlamına geliyordu. Çünkü bu veri, bireysel davranışların ötesinde, bir ülkenin dijital ticaret alışkanlıklarını, hızını ve dönüşüm kapasitesini temsil ediyor. Böyle bir bilginin sanatsal bir üretime açılması, başlı başına önemli bir iş birliği ve güven göstergesi.

Bu noktada fikrin gelişimi, veriyi görselleştirmekten çok, kamusal bir veriyi kamusal bir deneyime dönüştürmek üzerine kuruldu. Ticaret Bakanlığı'nın sağladığı bu kapsamlı veri seti, e-ticaretin soyut bir dijital süreç olmadığını; milyonlarca insanın gündelik hayatına temas eden, kolektif bir yapı olduğunu açıkça ortaya koyuyordu. Benim için mesele, bu kolektifliği izleyicinin hissedebileceği bir forma çevirmekti.

Bu veriyle ilk karşılaştığımda hissettiğim şey, büyüklüğünden etkilenmekten çok, temsil sorumluluğuydu. Kamusal bir kurumdan gelen, kamunun davranışlarını yansıtan bu veri; estetikleştirilecek bir malzeme değil, dikkatle ele alınması gereken bir içerikti. Bu yüzden veriyi parçalayarak anlatmak yerine, onu bir bütün olarak ele almayı, tekil hareketlerin toplamda nasıl bir kütleye dönüştüğünü göstermeyi tercih ettim.

Dijital E-Ticaret Monoliti bu noktada ortaya çıktı. 5,91 milyar işlem, burada tek tek okunabilir veriler olarak değil; üst üste binmiş, yoğunlaşmış ve bir ağırlık oluşturmuş bir yapı olarak temsil ediliyor. Ticaret Bakanlığı'nın sunduğu bu veri, böylece istatistik olmaktan çıkıp, e-ticaret ekosisteminin toplumsal ölçekteki etkisini görünür kılan bir sanatsal dile dönüşüyor.

Bu iş birliğini önemli kılan şey de tam olarak bu: kamusal verinin kapalı bir raporda kalmaması, toplumla yeniden paylaşılması ve sanat aracılığıyla düşünmeye açılması.

F:K.O.: Dijital E-Ticaret Monoliti'nin beş katmanından (ışık, ses, renk, fizik, biçim) hangisi ziyaretçilerle en güçlü bağı kurdu?

A.D.: Monolitin beş katmanının her biri farklı bir eşiğe temas ediyor ama ziyaretçiyle en hızlı ve en güçlü bağı kuran katman genellikle ses oldu.

Çünkü ışık ve renk önce görsel bir merak yaratıyor; biçim ve fizik ise bedenin mekânla ilişkisini kuruyor. Ses ise doğrudan sinir sistemine dokunuyor: ritim, yoğunluk ve tekrar üzerinden izleyicinin içinde sistemin çalıştığı hissini tetikliyor. E-ticaretin görünmeyen akışını, yani işlem, bildirim, hız ve dolaşımı, bir arka plan bilgisi olmaktan çıkarıp anlık bir deneyime dönüştürüyor.

 

Bu yüzden ziyaretçiler çoğu zaman Monolit'ten gördükleri ile değil, içlerinde kalan titreşimle ayrılıyor. Ses katmanı, monolitin yalnızca izlenen bir nesne değil; içinde bulunulan bir sistem olduğunu en net şekilde hissettiren katman hâline geliyor.

E-Ticaret Haftası - Ritim: İnsan,Teknoloji,Ticaret

F.K.O.: Sergi başlığındaki ritim kavramı sizin için neyi ifade ediyor? Ticaretin hızlanan temposunda insanın ritmini nasıl görünür kılıyorsunuz?

A.D.: Ritim, benim için yalnızca hız ya da tekrar değil; insan, teknoloji ve ticaret arasındaki karşılıklı etkileşimin sürekliliğini ifade ediyor. Ticaret tarihine baktığımızda, her dönemin kendine özgü bir ritmi var: takasın yavaş ve bedensel temposu, endüstrinin mekanik hızı, dijital çağın görünmez ama kesintisiz akışı.

Bugün ticaret olağanüstü bir hızla ilerliyor; ancak bu hızın kaynağında hâlâ insan davranışı, tercihleri ve alışkanlıkları var. Sergide bu nedenle teknolojiyi yalnızca bir araç olarak değil, insan ritmiyle şekillenen bir yapı olarak ele aldık. Veriyi, algoritmayı ya da lojistik sistemleri gösterirken; onların arkasındaki karar anlarını, tekrarları, duraksamaları ve yönelimleri görünür kılmaya çalıştık.

Ritim: İnsan, Teknoloji, Ticaret sergisi, ticaretin hızlanan temposu içinde insanın kaybolmadığını; aksine bu ritmi üreten, yönlendiren ve dönüştüren temel unsur olduğunu hatırlatmayı amaçlıyor. Buradaki ritim, sayılarla değil; insanın bıraktığı izlerle okunuyor.

F.K.O.: E-ticaret ekosistemini tarihsel bir perspektife oturtmak, katılımcıların kendi işlerine bakışını etkiledi mi? Geri bildirimler neler oldu?

A.D.: Evet, tarihsel perspektifin en net etkisi şu oldu: katılımcılar e-ticareti bugünün hızlı araçları olarak değil, daha uzun bir dönüşüm çizgisinin parçası olarak okumaya başladı. Bu çerçeve, işi sadece operasyonel hedeflere ve anlık performans metriklerine sıkıştırmadan; alışveriş kültürü, güven, aracı yapılar, dolaşım ve tüketim alışkanlıkları gibi daha derin katmanlara taşıdı.

Geri bildirimlerde en çok tekrar eden üç şey vardı. İlki, ilk kez dışarıdan baktım diyen katılımcılardı. Kendi gündelik koşuşturması içinde görünmezleşen süreçleri, sergi dili sayesinde daha mesafeli ve analitik bir yerden değerlendirebildiklerini söylediler. İkincisi, bu kadar büyük bir sistemin parçası olduğumu hissettim diyenlerdi. Tarihsel akış, bireysel marka ve şirket ölçeğini aşarak e-ticaretin bir ekosistem olarak ağırlığını hissettirdi. Bu da özellikle strateji tarafında yalnızca satış değil, davranış ve deneyim tasarlıyoruz farkındalığını güçlendirdi. Üçüncüsü ise hızın bedelini ve sorumluluğu daha görünür kıldı diyenler oldu. Lojistik, iade döngüsü, sürdürülebilirlik, veri ve güven meseleleri yan başlık olmaktan çıkıp işin merkezine taşındı. Bazıları bunu, kendi süreçlerinde küçük ama somut revizyonlara ilham veren bir uyarı olarak tanımladı.

Benim açımdan en kıymetli geri bildirim de şuydu: sergi, sektörel bir etkinlik içinde güzel bir alan olmanın ötesine geçip, katılımcılara işlerini yeniden çerçeveleyebilecekleri bir düşünme aralığı verdi. Yani tarihsel perspektif, bilgi eklemekten çok, bakış açısını genişletti.

F.K.O.: E-Ticaret Haftası sürecinde sergiyle ilgili unutamayacağınız bir an ya da ziyaretçi tepkisi oldu mu?

A.D.: Açıkçası beni en çok etkileyen şey, etkinliğin ölçeği ve katılımcı yoğunluğu oldu. E-Ticaret Haftası'nın ilk kez düzenlenmesine rağmen bu kadar güçlü bir ilgi görmesi ve çok farklı profillerden insanları aynı anda bir araya getirmesi beklediğimin de üzerindeydi. Serginin bu yoğun akışın içinde bu kadar görünür ve etkili bir alan yaratacağını doğrusu ilk başta öngörmemiştim.

Şunu net bir şekilde gördüm: doğru bir küratöryel çerçeveyle, sanat bu tür büyük ve yoğun etkinliklerde arka plan olmuyor; tam tersine, katılımcıların deneyimini derinleştiren merkezi bir alan hâline gelebiliyor. Bu ölçekte ve bu etkiyle karşılaşmak, benim için E-Ticaret Haftası sürecinin en unutulmaz deneyimlerinden biri oldu.

 

Yazı ve Fotoğraflar: Fulden Karayel Okumuş

Paylaş:


Yorum yapmak için tıklayın

Diğer Yazıları

20 gün önce

Dikkat: 50 Sanatsal İnek Galataport'ta Karşınıza Çıkabilir!

26 gün önce

Art of Living House'da Gözlerinizi Alamayacağınız Bir Sergi: Portals Of Vortex Reality

bir ay önce

Mamut Art Project'te 33 Yeni Kuşağın Farklı Dillerini Keşfetmeye Hazır Mısınız?

bir ay önce

Sınırlar Var mıydı, Yoksa Biz mi Çizdik? Gelin BASE 2025'te Karar Verin!

2 ay önce

Didim'de On Sanatçı, Beş Gün: Anda Kalmak İçin Ne Yapmalı?

En Çok Okunanlar