Aşkın Keskisi: İçimizdeki Meleği Özgürleştiren Michelangelo Etkisi

İlayda Haydarpaşa

8 saat önce

Michelangelo sanatıyla dünyaya ilham olan bir dahi olmanın ötesinde, ruhların anlam arayışı yolculuğuna da katkıda bulunan bir sanatçıdır. Karşısına geçtiği Carrara mermerine bakarken yaratıcı kompleksine teslim olmak yerine mütevazılığın özgürleştirici etkisine kendisini adayarak mermerin katmanlarını, mermerin ruhunu dinleyerek yontar. Onun için sanatının tanımı egosantrik, yani benmerkezci, olmaktan çok uzaktır. Sanatını “Mermerin içinde hapsolmuş bir melek gördüm ve onu özgürlüğüne kavuşturana dek mermeri kazıdım. Heykel zaten mermerin içinde vardı, ben sadece fazlalıkları attım," diyerek açıklar. Çünkü elzem olan kendi isteklerimiz ve arzularımız doğrultusunda ötekini şekillendirmek değil, ötekinin de özelliklerini dikkate alarak ortak bir payda yaratabilmektir ki oluşan alan mükemmelliğe en yakın noktada durabilsin. Bu bağlamda Michelangelo’nun etkisi psikolojik literatüre de damgasını vurarak ikili ilişiklerde tarafların birbiri üzerindeki dönüştürücü gücü incelenmiş ve buna “Michelangelo Etkisi” denmiştir. Peki, Rönesans’ın bu dahi vizyoneri, yüzyıllar sonra modern psikolojinin ve insan ilişkilerinin en büyüleyici teorilerinden birine nasıl ilham oldu?

Michelangelo Buonarroti

Mermer ve Keski: İlişkide İdeal Benlik

Her insan kendi potansiyelinin sınırları içerisinde kendisine ideal bir benlik yaratır ve kişisel nirvanaları olarak gördükleri o noktaya erişebilmenin hayalini kurarlar. Fakat hayatın getirdiği travmalar, sıkışmışlıklar ve her şeyi bir ömre sığdırma çabası neticesinde hayallerimizin üzerine mermer bir katman örtülür. Katmanı yontarak içimizdeki meleği çıkartabilmenin yollarından biri de sağlıklı bir ilişkide karşılıklı emek ve özveriden geçer.

İşte tam bu noktada, doğru bir ilişki "Aşkın Keskisi" haline gelir. Michelangelo Etkisi’ne göre, bizi gerçekten seven ve anlayan bir partner, mevcut halimizin ötesini, içimizdeki potansiyelin gücünü görür. Tıpkı Michelangelo’nun mermere baktığında içindeki Davut’u görmesi gibi, partnerimiz de içimizdeki “ideal bizi’’ görür; sabırla korkularımızı törpüler, kanatlarımızı kullanabilmemiz için bizi cesaretlendirir ve en iyi versiyonumuza ulaşabilmemiz adına bizi destekler yani mermeri içindeki meleğe ulaşabilmek adına yontar. Buradaki kritik denge, partnerlerin birbirini şekillendirilecek bir hamur olarak görmemesidir; partnerimizin bizi kendi kalıplarına göre şekillendirmemesi, aksine bizim potansiyelimizin önündeki engelleri kaldırarak bizi kendimize iade etmesidir.

Michelangelo Buonarroti, Sistine Şapeli Tavanı, 1508 - 1512

Ortak Alanda Yaratılan Mükemmellik

Michelangelo’nun mermerin sınırlarına ve özgünlüğüne gösterdiği saygı, birbirlerinin içindeki iyiyi saygıyla ve sevgiyle açığa çıkaran partnerlerin tutumuyla örtüşmektedir. İki insan birbiri üzerindeki tahakkümünü ego perspektifinden algılamayı bıraktığı noktada el ele tutuşarak ideal benliklerine ulaşabilmenin mutluluğuna da kavuşurlar. Aile psikolojisinde kabul edildiği üzere, birbirini besleyen ve gelişimlerine katkıda bulunan çiftler, birbirlerini kendi arzuları uğruna değiştirmeye çalışan çiftlere oranla daha mutludurlar. Kişi, karşısındakini boyun eğdireceği bir ham madde olarak görmeyi bıraktığında, ilişki bir tahakküm alanı olmaktan çıkıp adeta Michelangelo’nun atölyesine ışınlanır; böylece taraflar, mermerin içindeki o mükemmel heykeli birlikte yontabilirler.

Bu karşılıklı yontma süreci, iki tarafın da esnediği, birbirinin fazlalıklarını sevgiyle, sabırla ve şefkatle ayıkladığı ortak bir payda yaratır. Ancak bu ortak alan inşa edildiğinde, ilişki mükemmelliğe en yakın noktada durabilir. Partnerinizin elindeki keski, canınızı yakan bir silah değil, sizi hafifleten, ruhunuzun üzerindeki tozu üfleyen ve ideal benliğinize ulaşmanıza yardımcı olan bir araca dönüşür.

Ruhun Dönüşümü 

Michelangelo’nun mermeri bir şahesere dönüştürmesi gibi insanlar da birbirlerinin ruhunu başyapıtlara dönüştürürler. Dolayısıyla ilişkiler sadece birlikte yaşama hali değil, hayatın renklerini özgürce keşfedebilme halidir. Bir Rönesans dönemi heykelinin kusurlu kusursuzluğundan izler taşıyan insan ruhu, ancak heykeltıraşıyla tanışabildiği noktada hücrelerindeki sonsuz potansiyeli cesurca serbest bırakabilir.

Bugünün modern ilişkilerinde ise sorulması gereken önemli bir soru bulunmaktadır: Hayatımızdaki insan, içimizdeki meleği özgürleştiren bir keski mi taşıyor, yoksa bizi kendi kalıplarına hapsetmeye çalışan katı bir çekiç mi?

Hızla tüketilen duyguların arasında dolanırken ve hayat koşuşturmacasının acımasızlığında kendi potansiyelimizi unutmanın eşiğine ulaşmışken, Michelangelo’nun o mütevazı vizyonunu hatırlamamız gerekir: Her birimiz mermerin içindeki cevheri görebilmek adına ona benzemeli ve sevdiğimiz kişinin benlik heykeltıraşı haline gelmeliyiz. Vurulan her keski darbesi ruhları şifalandırmalı, bize ait olan potansiyeli bize yeniden hediye etmelidir. Sevgi ve saygı dolu bir ilişki Michelangelo’nun öğretisinden ilham alırken modern yaşamın tüketim bağımlılığına meydan okuyacak cesareti de kendisinde bulmalıdır. Michelangelo Etkisi’yle dolu sevgiler inşa etmeniz dileğiyle… 

 

Yazı ve Fotoğraflar: İlayda Haydarpaşa

Paylaş:


Yorum yapmak için tıklayın

Diğer Yazıları

17 gün önce

Müze Psikolojisi: Küratöryel Hipnoz ve Beynimizin Mekânla İmtihanı

bir ay önce

Duvardaki Benlik: Sanat Koleksiyonerliğinin Psikolojisi

4 ay önce

Kötülüğün Sıradanlığı: Marina Abramović ve Zimbardo

4 ay önce

Takıntılı Sanatçıların Anatomisi: Mükemmeliyetçiliğin Zehri

6 ay önce

Rothko Etkisi: Görünenin Ardındaki Sır Perdesi

En Çok Okunanlar