Duvardaki Benlik: Sanat Koleksiyonerliğinin Psikolojisi

İlayda Haydarpaşa

16 saat önce

Bir sanat eseri müzenin duvarında asılıyken hepimizindir; fakat bir koleksiyonerin evine girdiği an eser artık kişisel bir zaferin de temsilcisi haline gelir. Onlarca gözün hayranlıkla baktığı bir esere sahip olmanın getirdiği haz, zaferin tatlı sarhoşluğuyla birlikte daha fazlasına sahip olma arzusunu da beraberinde getirir. Bir sanat eserine sahip olma arzusu sadece estetik bir hayranlıktan öte psikolojik derinliğe sahip bir varoluş çabası olarak da yorumlanabilir. Bu bağlamda, Russell Belk’in “Extended Self” (Genişletilmiş Benlik) teorisi sahip olduğumuz eşyaların kişiliğimizin bir uzantısı olduğunu savunarak, sanat koleksiyonerliğin ardındaki katmanlı dünyayı açıklamamıza yardımcı olmaktadır. Peki sizin sahip olduğunuz eserler kişiliğinizin bir devamı mı yoksa sadece estetik bir hayranlığın karşılığı mı?

Genişletilmiş Benlik: Eserlerde Kendi İzini Aramak

 Baktığımız anda ruhumuzu güzelliğiyle saran eserlere sahip olmanın arka planı düşündüğümüzden çok daha katmanlı ve karmaşıktır. Estetik beğeninin harekete geçirici gücüyle gerçekleşen sanat eseri alma eylemi, materyalizmin sebep olduğu bir eylem gibi gözükse de kişinin benliğini genişletme arzusunun karşılığı olabilir. Koleksiyoner, sanat koleksiyonunu genişlettiği süre zarfında benliğine de yatırımda bulunarak dünyayla kurduğu teması da genişletmektedir. Akademisyen Russel Belk tarafından ortaya konulan “Genişletilmiş Benlik” teorisi, benliğimizin sadece zihnimizde oluşan metafizik bir kavram olmadığını, temas ettiğimiz insanlar ve sahip olduklarımızın bütünüyle şekillenirken akabinde de sahip olduğumuz materyallerin benliğimizin uzantısı haline geldiğini belirtmiştir. Bu bağlamda, belki de koleksiyoner sadece bir eser satın almıyor; o eserin ruhunda kendi benliğinin uzantısını arıyordur.

Statü ve Entelektüel Denge: Sessiz Bir Manifesto   

İnsanın en doğal ihtiyaçlarından olan kendini ifade etme arzusu ve statü endişesi birleşince ortaya çıkan en muazzam panzehirlerden biri koleksiyonerliktir. Kişinin maddi birikimi doğrultusunda büyüyen ve kişisel zevkinin karşılığı olan sanat koleksiyonu, tüm diğer koleksiyonlardan ayrılarak kişiyi oldukça niş bir noktada konumlandırmaktadır. Çünkü sanat koleksiyonu hem koleksiyonerinin entelektüel birikimini hem de maddi gücünü aynı anda gösterebileceği yegâne alanlardan biridir ki bu kesişim noktası karakterinin uzantısı haline gelir. Ruhun kaygılı tonunu yumuşatarak koleksiyonerin dünyadaki yerine anlam katma gücüne sahip olabilen sanat koleksiyonu, gerçeklikle yaratım gücü arasındaki ince çizgide yürümektedir. Dolayısıyla salonda asılı duran o tablo, artık sadece bir pigment yığını değil; sahibinin estetik birikiminin, entelektüel seçimlerinin ve belki de dış dünyaya karşı duruşunun sessiz bir manifestosudur.

Yaşam Haritası Olarak Koleksiyon

Bir bakıma koleksiyoner, topladığı her eserle birlikte kendi hayatını da adeta bir küratör titizliğiyle süslemekte ve benliğine yeni parçalar ekleyerek, şahsına münhasır bir müze oluşturmaktadır. Dolaysıyla Belk’in vurguladığı gibi; "neyimiz varsa oyuz" düşüncesi, sanat söz konusu olduğunda "neyi seçip hayatımıza kattıysak, o kadar derinleşiriz" prensibine dönüşmektedir. Ve ilmek ilmek işlenen koleksiyonlar, nesneler bütünü olmaktan ziyade kişinin yaşam haritasına dönüşerek, kişisel zaferlerin de temsilcisi haline gelir. Çünkü alınan her eser, koleksiyonerin tutkusu uğruna verdiği mücadelenin ve sahip olabilme kabiliyetinin göstergesidir. En nihayetinde duvara asılan bir tablo veya salonun en güzel köşesine konumlandırılmış bir heykel hem koleksiyonerin nirvanası hem de yeni bir esere duyulan arzunun doruk noktasıdır.

Estetik Bir Direniş: "Ben Buradaydım"

Esasında sanat koleksiyonculuğu, insanın ölümlülüğüne karşı geliştirdiği estetik bir direniştir. Fiziksel varlığımız sınırlı olsa da seçtiğimiz ve benliğimizin bir uzantısı haline getirdiğimiz o ölümsüz eserler aracılığıyla dünyadaki varlığımızı genişletiriz. Koleksiyon çatısı altısında bir araya getirilenler sadece eserler değildir; onlar, koleksiyonerin bu dünyadan geçerken bıraktığı, zamanın ötesine taşınan ruhsal izdüşümleridir. Bu yüzden her koleksiyon, sahibinin "ben buradaydım ve dünyayı bu gözlerle gördüm" deme biçimidir.

Yazı ve Fotoğraflar: İlayda Haydarpaşa

Paylaş:


Yorum yapmak için tıklayın

Diğer Yazıları

2 ay önce

Kötülüğün Sıradanlığı: Marina Abramović ve Zimbardo

2 ay önce

Takıntılı Sanatçıların Anatomisi: Mükemmeliyetçiliğin Zehri

4 ay önce

Rothko Etkisi: Görünenin Ardındaki Sır Perdesi

5 ay önce

Renklerin Psikolojisi: Ruhun İtiraf Biçimi

6 ay önce

Banksy: Görünmez Bir Sanatçının Psikanalizi

En Çok Okunanlar