3dcb48cd-0eab-4c0c-8c19-3b578c324562.jpg

21. Yüzyıl Amerikan Heykel Sanatının Öncü İsimlerinden Louise Bourgeois Londra Hayward Gallery‘de! I Yazan Nurdan Ateş

Nurdan Ateş

2 ay önce

21. yüzyıl Amerikan heykel sanatının öncü isimlerinden Louise Bourgeois, küratölüğünü Ralph Rugoff‘un üstlendiği “The Woven Child“ sergisi ile Londra Soutbank Centre, Hayward Gallery‘de.

Çocukluk travmaları ve problemlerini sanatının konusu yapan ve maalesef ileri yaşlarında hak ettiği ünü bulmayı başarabilmiş sanatçının 20 yıllık  sanat üretiminin sergilendiği “The Woven Child” sergisi büyük ilgi görmeye devam ediyor. Ön gösterimine Covid olmam sebebiyle katılamadığım sergiyi gezerken ortaokul ve lise düzeyinde pek çok kız lisesinin sergiyi görmeye geldiğini gördüm. Dönem Amerika’sında, erkek egemen sanat çevrelerinde sadece  “Kadın” olduğu için 70’li yaşlarından sonra  gelen ‘geç‘ şöhreti bile zaten ayrı bir inceleme konusu olabilir bence.

1911 Paris’te dünyaya gelen ve St.Germain’de yıllar sonra Jean-Paul Sartre’nin meşhur ettiği Café de Flore’nin yanındaki binada  yaşayan sanatçının anne ve babası, dönemin moda goblenlerinin, duvar halılarının tamiri ile uğraşıyorladı. Oldukça maço, çapkın baba ve ona erkek evlat verme çabasında terzi bir annenin üçüncü kız çocuğu olarak dünyaya gelir. Zaten kendi tabiriyle “Bir kız çocuğundan başka bir şey olamamanın özürünü“ ve bu cinsiyet ikilemi baskısını ve travmasını hep üstünde taşır. Babası kendi ismini vererek ona bir erkek çocuğu gibi hitap eder.   Çocukluğu iğneler, ipliler, bobinler, makaslar, kumaşlar arasında geçen sanatçının kesmek,dikmek,teğel atmak nerdeyse bir oyun gibi günlük işlerinden biridir. Çocukluğunun dramı İngilizce öğretmeni ve bakıcısı Sadie ile babasının ilişkisinin başlaması ve evlerine taşınması ile başlar. Annesinin bu durumdan haberdar olup sessizce kabullenmesi sanatçı için onarılamaz bir travma  yaratmış ve bu travma sanatının adeta  ivmesi olmuştur. Babası ile ilişkileri öyle gergindir ki sofrada sürekli kendisini küçük düşüren babasının öfkesinden kaçmak için ekmekleri ufalayarak küçük şeyler yapar ve oyalanır. Sanatçı bu küçük ekmek parçaları için ‘Benim küçük heykellerimdi, duymak istemediğim bir kaçışın temsilcisi.’ diye bahseder. Mantık, düzen, süreklilik ihtiyacı onu 1930‘larda Sorbonne Üniversitesi Matematik Bölümü’nde eğitim almasına iter. 

“Öklit geometrisinden başka geometrilerin olduğunu öğrendiğim büyük hayak kırıklığı yaşadım. Benim için bu bir sembolün yok olmasıydı. Matematik artık güvenli değildi benim için… Bu yüzden yeni bir arayışa yöneldim. Çözüm, sanattı...”  diyerek Ecole de Louvre ve Ecole des Beaux-Arts‘da  sanat eğitimi alır. Fernand Leger‘in yanında atölye asistanı olarak çalışır. 1932 yılında hayatı boyunca en yakın arkadaşım dediği annesini kaybeder ve babasıyla yaşamak istemediği için 1938‘de Amerikalı Sanat Tarihçisi eşi Robert Goldwater ile evlenerek New York’a yerleşir. Burada Joan Miro, Marcel Duchamp, Alberto Giacometti  ile tanışma fırsatı bulur ama maalesef hiçbir gruba dahil olamaz. Uzun yıllar New York sanat camiası içinde, Joan Miro dışında kimse onun yeteneği ile ilgilenmez. Sanat yaşamına resim yaparak başlayan Bourgeois içinde büyüdüğü Paris’in Gerçeküstücü akımını Amerika’ya taşır ve 1940‘larda heykel ve enstalasyon sanatına yönelir. 1960‘ların  başında ahşap çalışmalarını daha katı ve deforme olan bir malzeme olduğu için bırakır. İlk alçı çalışmalarında spiraller, kuleler, labirentler ve inler. Bu arada  1960’ın ortalarında eserlerinde Feminizm etkili bir hal almaya başlar ve pek çok kadın sanatçıya ilham olur. Bu duruma sanat tarihçisi Donald Kuspit  ‘Kadın olmayı sorgular. Yarattığı eserler ile nerdeyse duygularımıza annelik etmek isteyen sanatçının tutumu erkeğin kıskanılması değil, kadının toplumdaki ikincil yerinin sancısıdır’ şeklinde ifade eder. 

En büyük ününü 1990‘larda Hücre-Cell serisi çalışmalarına başlayan sanatçı için hücre yaşayan canlının en basit formunu, aynı zamanda eş sesli bir kelime olarak hapsolmayı, kapana kısılmayı ifade eder. Sanatçının insana ait ama insan barındırmayan, tel örgülerle çevrili, psikolojik, fiziksel acılarının tasvirinin adeta kronolojik belgeleri gibi.  Hücrelerdeki her bir eşyanın, objenin anılarında bir metaforu olup kendi başına bir tarihselliğe sahip olduğunu vurgulayan sanatçıya ‘Neden heykeltraş oldun?’ sorusuna verdiği yanıtta “İnsanın geçmişini ya kabul ya da terk etmesi gerektiğini aksi takdirde kendi gibi heykeltraş olunacağını“ söyler.

1982 yılında New York Modern Sanatlar Müzesi’de retrospektif sergisi açan ilk kadın sanatçı olma ve sonunda hak ettiği üne 71 yaşında kavuşmaya başarmış Bougeois, Massachusetts Güzel Sanatlar Okulu Daimi Onur Doktorası ödülüne layık görülmüştür. 1993’te Amerika’yı Venedik Bieali’nde temsil eden sanatçıya 1997 yıllında Bill Clinton Ulusal Sanat Madalyası vermiştir.

Sanatçının  en çok bilinen eseri 9,27 m’lik dev Maman (Anne) heykeli, Tate Modern Müzesi’nde Turbine Hall‘un 2000 yılında  açılışında sergilendi. Çelik ve mermerden oluşan dev örümcek heykelinin gövdesi altında 17 yumurta ve gövdeyi 8 dev bacak destekliyordu. Bu heykelin sınırlarını aşarak  bir enstalasyona dönüşen anıtsal örümcek formu, hayatta en yakın arkadaşım dediği annesini ifade eder. Erken yaşlarda kaybettiği annesini akıllı, sabırlı, yatıştırıcı, makul, narin bir örümcek kadar faydalı olduğunu sıklıkla vurgular.

2010 yılında New York Manhattan’da hayata gözlerini yuman sanatçının, üretim hayatının son 20 yılına ait eserleri görmeye başlayalım.

 Cell VII, 1998 

1991‘den itibaren “Cell-Hücreler’’ isimli bir dizi enstelasyon üzerinde çalışan sanatçının bu çalışmasında askılarda annesinin eski kıyafetleri, sandalye üstünde sanatçının çocukluğunun geçtiği evin bronzdan bir modeli, metal armatürler sanatçının kumaşlara, eşyalara sinmiş mutsuzluğunu nasıl hissettiriyor. Her hücre sanatçının hayatında yaşadığı travmatik anıların minik bir müzesi gibi özenle sergileniyor.

Untitled, 1996 

Çocukluğundan, annesinden kalan elbiseleri eşyaları tutku ile biriktiren sanatçı 90’ların ortalarında bu parçaları eserlerine taşıyor. Annesinin eşyaları, adeta o mutsuz günlerin canlı belgeleri gibi. Kemik askılar üzerinde elbiseler, gömlekler... Askının yerleştiği demir çubuk bir plakaya oturtulmuş. Plakaya işlenmiş  ‘Seamstress, Mistress, Distress, Stress’ yazısı ailevi travmanın tam özeti.

Cell XXV, 2001 ‘The View of the World of the Jealous Wife’

Yine bir hücre çalışması. Kendi giysilerinden oluşan enstelasyonda, ilk bakışta masum duran mavi bir kokteyl elbisesi, beyaz bir elbise, mavi çan gibi duran kısa bir bluz. Yerde 2 beyaz mermer küre kadın göğsünü çağrıştırsa da, üstünde asılı duran beyaz elbise ile hizalanıp bakıldığında hücrenin merkezinde fallik bir kompozisyon oluşturuyor.

Neddle (Fuseau), 1992 

Çocukluğu iplik bobinleri, iğne ve tüm terzi malzemeleri ile geçen sanatçının iğne isimli yerleştirmesi.

“Ben büyürken evimdeki bütün kadınlar dikiş iğnesi kullanıyordu. Dikiş iğnesinin sihirli gücüne her zaman bir hayranlık duymuşumdur. Dikiş iğnesi hasarı onarmak için kullanılır. Asla agresif değildir, basit iğne değil.” Louıse Bourgeois 

Lady in Waiting, 2003

Geri kazanılmış ahşap kapı ve pencerelerden inşa edilen klostrofobik bir odada goblen döşeli bir koltukta oturan örümcek bir kadın. Sanatçı için örümcek, hem kadınlık hem annelikle ilgili önemli bir metafordur. Çok sevdiği ve erken yaşlarda kaybettiği annesini de hep örümcek olarak betimler. Örümceğin nazik, kırılgan bedeninde gizlediği, sağlam ağ örücülüğü ile annesinin terziliği ve ipleri ile hep bağ kurar. Örümcekler ağ kurar, yuva yapar ve yuvası zarar gördüğünde onu onarır ve korur.

Untitled, 2002 ve Untitled, 2009: Kumaş havludan, desenli giysilere, goblen ve çok farklı tekstil malzemesi kullanarak yaptığı çalışmalar. Bu kafaların bazıları çelişkili, kararsız duygular yaşayan, kimileri pek çok yüzlü... Kendi içinde pek çok çelişkiye rağmen, aynı bedende...

     Spiral Woman, 2003 

Gerçek boyutlu, siyah kumaş kullanılarak, bedenin üstü sarmal formda asılmış çalışması.  1984 yılında yaptığı benzer bir bronz heykel gibi bu çalışması da spiral formda. Sanatçının ikonografisinde, bükülmüş beden mide bulantısı, baş dönmesini ve oryantasyon bozukluğunu korku, endişe, yurt özlemi ve yabancılaşma gibi psikolojik durumların fiziksel tezahürlerini ifade eder. Çalışmalarında spiral forma oldukça yer veren sanatçı kendi deyimi ile formu şöyle açıklar; ‘Dışarıdan başlamak, kontrolü kaybetme korkusudur; içe sarma bir sıkılaşmadır, bir geri çekilmedir, yok olma noktasına kadar sıkılaşmadır… Dışa doğru hareket, vermenin ve kontrolden vazgeçmenin bir temsilidir; güvenin, pozitif enerjinin, hayatın  ve kendisinin…’

 Spider, 1997

Örümcek sanatçının 1990’lar ve 2000‘lerde yaptığı büyük ölçekli bir dizi çalışmasından güzel bir örnek. Burada örümcek kollarıyla koruyormuş gibi aşağıdaki çelik telden kafesi adeta sarmalıyor. Hücre kafes formlu sanatçının geçmişi, travmaları, anıları. Merkezde yine goblen kaplı bir sandalye, duvarlarda goblen parçalar, sanatçının en sevdiği Shalimar parfüm şişesi, bir madalyon, durmuş bir saat... Kumaşa sarılı 3 cam yumurta örümceğin karnının altına yerleşmiş. Sanatçı burada örümcek ile annesini ve altında kırılgan cam yumurtalarla kızkardeşlerini ve kendisini işaret eder gibi.

‘Ben tamirci bir aileden geliyorum. Örümcek bir tamircidir. Bir örümceğin ağına çarparsan, kızmaz. Onu dokur ve onarır.’ Louise Bourgeois

The Good Mother, 2003

Sanatçı annesinin 3 kardeşi ve ailesi ile bağını yine çocukluk hatıralarını oluşturan ipler-bobinler üzerinden sergiliyor.

Sanatçı 2000’lerde ‘Progressions-Diziler’ serisi çalışmaları. 1950‘lerdeki çalışmalarından ilham alarak yaptığı yorgan, çarşaf, havlu, elbise gibi çeşitli kumaşlardan meydana gelen kimi zaman küçülen, kimi zaman genişleyen, dikey formdaki çalışmaları. Yığılmış kumaş kuleleri, yumuşak malzemelerden dikey sert bir form kırılganlık içinde güçlü bir form. Eser için Bourgeois ‘Geometri ile tutarlı bir dizi kuralı var, içinde yaşadığım duygusal dünyanın tam tersi bir kesinlik...’

Ode a l’Oubli, 2004 (Kumaş üzerine 36 adet baskı çalışması)

The Fragile, 2007 

      Single I, 1996 

Legs, 2001 

Sürrealist etkisinde olan çalışmaları bana kendisinden önce yaşamış Amerikalı fotoğraf sanatçı Man Ray’in bedensiz kafaları, kolsuz kadınlarını hatırlattı. Sizce?

The Reticent Child, 2003 

İçbükey bir ayna önüne dizilmiş teatral anlatımlı bir çalışma. Sanatçının hep çok suskundu dediği en küçük oğlu Alain’in sessizliğini ve çekingenliğinin köklerini anlama girişiminden ilham aldığı çalışması. Eser 2003 yılında Viyada Freud Müzesi’nde ilk sergilendiğinde, esere eşlik eden metine söyle yazmıştı; ‘Doğmayı reddeden bir çocuk var. Doğumu oldukça geç olmuştu. Acaba onu rahimden ayrılmak ve dünyaya açılmak istemekten alıkoyan bir şey var mıydı? Kim olacağı, duyguları ve eylemleri, ortaya çıkmaya reddetmesine etki mi ediyor? Bu çocuk geleceği nasıl karşılayacak? Utangaç mı? Sessizliğe indirgenmiş, garip yoksa düşmanca mı? O suskun çocuk…’

Couple IV, 1997 

Siyah kumaştan yapılmış, başsız çiftleşen figür antika bir vitrinin içine konulmuş. Vitrin aynı zamanda figürleri bir tabut gibi çevrelerken terk edilme korkusuyla yürütülen ilişkilerin boğucu hissini yansıtıyor. Sanatçı 1. Dünya Savaşı sonrasında Fransa’da karşılaştığı protez uzuvlara hep hayran kaldığını vurgular. Son dönem çalışmalarında protezlere, koltuk değneklerine ve amputelere daha fazla atıfta bulunur. Sanatçı protezi duygusal ızdıraptan kurtulmasını sağlayan bir şey olarak gördü. Cinsellik ile ölümün, acı ile zevkin, pasifle aktifin bu karışımı esere rahatsız edici bir his kazandırıyor.

High heel, 1998

Adeta yüzüstü yatan şişkin kalçalı, büyük göğüslü kolsuz bir kadın figürü. Bacaklarda sivri çivi topuklu bir çift ayakkabı. Yumuşak kumaştan yapılmış bu itaatkâr pozisyonda kadın ve ve çivili ayakkabıların saldırgan karşıtlığı.

Untitled, 2005

Hayatının son 5 senesinde içinde heykelsi formların motiflerin sergilendiği ahşap vitrin serisini yarattı. Sarkmış bir bez torba, boş çuvallar bir rahim ve göğüsleri çağrıştırır şekilde. Sanki yaşlanmaya bir atıf gibi. Bourgeois  ‘Bana göre heykel bedendir. Vücudum benim heykelimdir‘ der.

70 yaşında yakaladığı ünü ile birlikte ürettiği, son 20 yılı kapsayan geniş kapsamlı çalışmaların yer aldığı sergi 15 Mayıs’a kadar Southbank Centre Harward Gallery‘de  görülebilir.

Yazı ve Fotoğraflar: Nurdan Ateş


Yorumlar (2)
Yk

Yesim korkmaz

Tükenirken parlayan bir sanatçının yaşanmışlıklarından aldığı ilhamla yarattıklarını okuyucularınıza yalın bir anlatımla aktarmışsınız. Sayenizde problemin sonucunu sonsuzlaştıran bir matematikçinin yolundan geçtik. Sergideki eserlerin anlamlarını kattığınız yorumlarla değişik perspektiflerden anlamamıza katkıda bulunmanız bir sonraki yazınızı heyecanla beklememi sağlıyor. İyi ki yazıyorsunuz
MZ

Mine ZABCI

Sevgili Nurdan,öncelikle Kadınlar Gününe rastlaması , bir sanatçının önce kadın cinsiyeti sonra yetenekleri doğrultusunda yaşadığı zorluklar , pes etmemesi ayakta kalması ve varlığını kabul ettirmesi. şuan Londra ‘da olmadığım için , harika derlenmiş ,detaylı makaleyi görüntülerle okurken kendimi Tate de hissettim. Çok teşekkürler , sevgiler


En Çok Okunanlar