Ulaşılabilir Sanatın Küresel Buluşması: London Art Fair 2026'nın Ardından
Bu yıl 38. edisyonu düzenlenen London Art Fair, 20 Ocak’ta gerçekleştirilen ön gösterimin ardından, 21–25 Ocak tarihleri arasında sanatseverler ve koleksiyonerlerle buluştu. Modern ve çağdaş sanat eserlerini daha ulaşılabilir fiyatlarla koleksiyonerlerle bir araya getirmeyi hedefleyen fuar, bu yaklaşımıyla hem yeni koleksiyonerleri hem de deneyimli sanat takipçilerini ağırladı. Bu yıl fuarda üç Türk galerisi yer alarak Türkiye çağdaş sanat sahnesini uluslararası platformda temsil etti.
Fuarın bu yılki müze partneri National Trust oldu. Modern mimarinin önemli örnekleri arasında yer alan evlerden getirilen ve daha önce nadiren sergilenmiş sürrealist ve savaş sonrası soyut eserler, fuar kapsamında izleyiciyle buluştu. Bu seçki, hem tarihsel hem de sanatsal açıdan dikkat çeken bir çerçeve sunarak fuarın küratoryal derinliğini güçlendirdi.
Max Ernst, Past and Present, National Trust Collection
Platform – “The Unexpected” başlığı altında yer alan bölüm, Dr. Ferren Gipson’ın küratörlüğünde tasarlandı. Bu bölümde, sanatsal üretimlerinde sınırları zorlayan, izleyiciyi alışılmış estetik ve düşünsel kalıpların dışına çıkmaya davet eden sanatçıların çalışmalarına yer verildi. Farklı disiplinler ve yaklaşımlar etrafında şekillenen seçki, beklenmeyen karşılaşmalar yaratmayı amaçlayarak fuarın deneyim alanını genişletti ve çağdaş sanatın yenilikçi yönlerine odaklanan güçlü bir perspektif sundu.
Vanessa Barragão
Portekiz’den katılan galeri Ben Austin Projects, sanatçı Vanessa Barragão’nun çalışmalarını izleyiciyle buluşturdu. Müthiş derecede ince bir işçilik ve güçlü bir tasarım anlayışıyla üretilen bu eserler, detaylara verilen özen ve malzeme kullanımıyla dikkat çekti. Barragão’nun üretimleri, hem estetik hem de teknik açıdan öne çıkarak fuarın ilgi çeken sunumları arasında yer aldı.
Fuarın bir diğer bölümü olan Encounters’ta, Türkiye’den fuara üç kez katılan Galeri Miz ile bu yıl ilk kez yer alan Kairos izleyiciyle buluştu. Varoluşsal yolculuğumuzu, belleğin katmanlı yapısını ve doğa–insan ilişkilerindeki çağdaş kırılmaları odağına alan bir seçkiyle Encounters bölümünde yer alan Galeri Miz, bu yıl sanatçıları Doğukan Çiğdem, Duygu Aydoğan, Metin Kalkızoğlu, Belmin Pilevneli ve Tuba Önder Demircioğlunun eserlerini sundu.
Tuba Önder Demircioğlu
Disiplini yüksek ve ödülü cömert bir malzeme olan porselen, özellikle Tuba Önder Demircioğlunun pratiğinde öne çıkıyor. En küçük fazlalığı affetmeyen, netlik ve mutlak bir kontrol gerektiren bu malzeme, üretim sürecinde sanatçıyı her an tetikte olmaya zorluyor. Bu yıl fuarda çalışmalarıyla yer alan Demircioğlu için porselenle çalışmak, “güçle zarafetin, sabırla hızın, görünür olanla görünmez olanın arasında yürümek” anlamına geliyor.
Belmin Pilevnei
Çeşitli teknikleri bir araya getirdiği resimlerinde aidiyet, dağılma, yeniden yapılanma, şifalanma, yaşam ve doğadaki döngüler ile doğa–insan ilişkisi gibi temaları ele alan Belmin Pilevneli, dünyada yaşanan olaylara ve zaman zaman kişisel olarak deneyimlediğimiz psikolojik karmaşalara, çıkmazlara ya da aşk gibi güçlü duygulara yumuşak ve saf bir bakış açısıyla yaklaşmayı tercih ettiğini vurguluyor. Yaşadığımız karmaşayı, dağılanın yeniden düzene girebilmesi için ortaya çıkan birer fırsat olarak göstermeyi amaçlayan Pilevneli’nin eserleri; resmettiği formlar, kullandığı malzemeler ve renk paletiyle izleyicide belirgin bir arınma duygusu yaratırken, sakinlik ve huzur hissini öne çıkarıyor.
Metin Kalkızoğlu
Fuarda üçüncü yılında eserleriyle yer alan Metin Kalkızoğlu, mavi ya da buz beyazı tonlarındaki tuvalleriyle dikkat çekti. Sanatçı, ön plana çıkardığı az sayıdaki figürü; arka planda silikleşen, sisli bir gökyüzü ve güçlü bir sonsuzluk hissiyle bir araya getirerek izleyiciyi sessiz ve derin bir atmosferin içine davet etti. Bu sade ama etkili kompozisyonlar, hem mekânsal hem de duygusal bir genişlik duygusu yarattı.
Doğukan Çiğdem
Üretimlerinde geçmişin izleriyle geleceğin tahayyülünü iç içe geçiren Doğukan Çiğdem, “geleceğe adım atmanın ancak geçmişin katmanlarını anlayabildiğimiz ölçüde anlam kazandığını” vurguluyor. Fuarda üçüncü yılında eserleriyle yer alan sanatçı, zaman kavramını çok katmanlı bir yapı olarak ele alarak izleyiciyi geçmiş, şimdi ve gelecek arasında düşünsel bir yolculuğa davet ediyor.
Fuarda yer alan bir diğer Türk galerisi ChiArt Galeri oldu. Çiğdem Özdemir’in sahibi olduğu galeri, sanatçıları Ömer Atakan, Elifko, İrfan Erdal, Alla Güner, Melike Kuş, Yunus Özaksu, Meltem Sarıkaya ve Ege Subaşı’na ait eserlerle fuara katıldı. Bu yıl London Art Fair’deki ilk katılımını gerçekleştiren ChiArt Galeri, farklı disiplinlerden beslenen sanatçı seçkisiyle dikkat çekti.
Ömer Atakan ve Nurdan Ateş
Sanatçı Ömer Atakan da çalışmalarıyla fuara katılan isimler arasında yer aldı. Resim, illüstrasyon ve grafik anlatımı sinemasal bir dille birleştiren üretimleriyle öne çıkan Atakan, disiplinlerarası yaklaşımıyla dikkat çekiyor. Aslen bir iç mimar olan sanatçı, mekân algısını ve görsel anlatıyı bir araya getirdiği çalışmalarıyla izleyiciye güçlü bir anlatı sunuyor.
Melike Kuş
Nakış tekniklerini tuval üzerine taşıyarak iplik, yün ve kumaş gibi farklı malzemelerle çalışan Melike Kuş, geleneksel el işçiliğini çağdaş sanat pratikleriyle buluşturuyor. Resim, heykel, film, enstalasyon ve fotoğraf gibi farklı disiplinlerde üretim yapan sanatçı, malzeme ve teknik çeşitliliğini kavramsal anlatımının önemli bir parçası olarak ele alıyor. Sanatsal çalışmalarını İstanbul ve Dublin arasında sürdüren Kuş, kültürel geçişler ve çok katmanlı üretim süreçlerinden beslenen bir yaklaşım benimsiyor.
Alla Güner
Uluslararası bir kimliğe sahip olan Alla Güner, Ukrayna, Fransa ve Türkiye arasında şekillenen sanatsal pratiğinde çevresel sorunları, su tüketimini ve yaşamın kırılganlığını odağına alıyor. Sanatçı, doğa ile insan arasındaki hassas dengeyi irdeleyen çalışmalarında, günümüz dünyasında giderek derinleşen ekolojik krizlere dikkat çekiyor. Güner’in eserleri, çevresel farkındalık yaratmayı amaçlayan duyarlı yaklaşımı ve güçlü görsel diliyle izleyiciyi hem düşünmeye hem de sorgulamaya davet ediyor.
Ege Subaşı
Ege Subaşı, çalışmalarını öz farkındalık, kimlik ve benlik kavramları üzerine temellendirerek insan ruhundaki varoluşsal parçaların arayışını sorguluyor. Sanatçı, bu araştırma sürecinde kendi çektiği ya da bizzat yer aldığı fotoğrafları kullanarak kişisel deneyimleri evrensel bir anlatıya dönüştürüyor. Subaşı’nın üretimleri, bireyin iç dünyasına odaklanan samimi ve düşünsel bir yaklaşım sunarken, izleyiciyi kendi kimliği ve varoluşuna dair sorularla yüzleşmeye davet ediyor.
Yunus Özaksu
Yunus Özaksu, sanat pratiğinde mitoloji, astroloji, kozmoloji, spiritüalizm ve ezoterik sembollerden besleniyor. Geleneksel sembolik imgelerin zamansallığını sorgulayan sanatçı, bu imgelerin günümüz bağlamında nasıl yeni anlamlar üretebileceği üzerine odaklanıyor. Özaksu’nun çalışmaları, geçmişten gelen simgesel dili çağdaş bir perspektifle yeniden yorumlayarak izleyiciye çok katmanlı ve düşünsel bir okuma alanı sunuyor.
Milado Art Gallery standında Olga Prinku'nun botanik lif çalışmaları
Ulaşılabilir sanat anlayışıyla her yıl düzenlenen fuarda, bu yıl tekstil temelli işlerin ve özellikle tapestrylerin artan görünürlüğü dikkat çekici bir gelişme olarak öne çıktı. El işçiliği, malzeme çeşitliliği ve anlatı gücüyle öne çıkan bu üretimler, çağdaş sanatın yalnızca kavramsal değil, aynı zamanda duyusal ve zanaate dayalı yönlerinin de yeniden değerlendirildiğini gösterdi. Disiplinlerarası yaklaşımların güçlenmesi, fuarın genel yapısına zenginlik katarken, izleyiciyle kurulan bağı da derinleştirdi.
Gelecek yıllarda daha fazla galerimizin bu tür uluslararası platformlarda yer alması ve daha çok sanatçımızın isimlerinin ve çalışmalarının küresel ölçekte görünürlük kazanması, Türkiye çağdaş sanat sahnesinin sürdürülebilirliği ve uluslararası dolaşımı açısından önemli bir adım olacaktır. Bu tür fuarların, sanatçılar için yeni ağlar kurma ve üretimlerini daha geniş kitlelerle buluşturma konusunda sunduğu olanaklar, önümüzdeki dönem için umut verici bir perspektif sunmaktadır.