ekavbanner1.jpg

Işığın İçinde Bir Müze: Fondation Maeght’e Yolculuk

Nurdan Ateş

dün

İstanbul’da baharın bir türlü kendini hissettiremediği gri bir günde, telefonumda eski fotoğraflar arasında dolaşırken karşıma Fondation Maeght’te çektiğim kareler çıktı. Uzun zamandır yazıya dökmeyi ertelediğim bu ziyaret, bir anda yeniden zihnimde canlandı. Güney Fransa’nın ışığıyla yıkanmış bir sonbahar gününde gezdiğim bu açık hava müzesi, yalnızca bir sergi alanı değil, sanatın doğayla kurduğu ilişkinin en rafine örneklerinden biri olarak hafızama kazınmıştı.

Fransa’nın Saint-Paul-de-Vence köyü yakınlarında konumlanan Fondation Maeght, modern  sanatın en önemli merkezlerinden biri olarak kabul edilir. 1964 yılında Marguerite ve Aimé Maeght tarafından kurulan vakıf, yalnızca bir koleksiyon mekânı değil; sanatçılarla galericiler arasında kurulan eşsiz bir işbirliğinin somutlaşmış hâlidir.

Joan Miró, Personnage

Maeght çiftinin sanat dünyasındaki yolculuğu 1930’lara uzanır. Aimé Maeght, litografi ve grafik alanında bir ustadır; 1936 yılında Cannes’da açtığı “Arte” adlı dükkânda afişler, baskılar ve çeşitli sanatsal üretimler gerçekleştirir. Marguerite Maeght ise bu küçük atölye-dükkânın hem idari hem de ticari omurgasını oluşturur. Zamanla bu mekân, bölgedeki sanatçıların uğrak noktası hâline gelir ve yalnızca bir üretim alanı olmaktan çıkarak canlı bir buluşma zeminine dönüşür.

1943 yılında, modern resmin önemli figürlerinden Pierre Bonnard ile kurulan temas, Maeght çiftinin sanat çevresiyle ilişkisini derinleştirir. Bonnard’ın aracılığıyla Henri Matisse gibi dönemin önemli sanatçılarıyla tanışmaları, onları kısa sürede bu çevrenin aktif bir parçası hâline getirir.

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Paris’e taşınarak 1945 yılında Galerie Maeght’i açarlar. Galerinin Henri Matisse sergisi ile kapılarını açması, kısa sürede büyük bir ilgi görmesini sağlar. Ancak Aimé Maeght’in yaklaşımı, klasik bir galerici tavrının ötesine geçer; sanatçıların üretim süreçlerine doğrudan temas eden, onları maddi ve yapısal olarak destekleyen yeni bir model geliştirir.

1946’da yayımlamaya başladıkları “Derrière le miroir” (Aynanın Arkasında) adlı sanat dergisi, bu yaklaşımın en güçlü uzantılarından biridir. Chagall, Miró ve Calder gibi sanatçılara yer veren bu yayın, aynı zamanda orijinal litografiler içermesiyle dönemi için benzersiz bir form kazanır.

Joan Miró, La Grande Arche, 1963

1950’lere gelindiğinde Maeght çifti, sanat dünyasında yalnızca bir galeri işletmecisi değil; sanatçıların üretim süreçlerini doğrudan besleyen ve onları farklı biçimlerde destekleyen bir yapıya dönüşmüştür. Ancak 1953 yılında 11 yaşındaki oğulları Bernard’ı kaybetmeleri, bu hikâyenin yönünü değiştirir. Bu büyük kaybın ardından Fernand Léger ve Georges Braque gibi sanatçılar, onların acısını dönüştürebilecek kalıcı bir mekân fikrini gündeme getirir: Güney Fransa’da, doğayla iç içe bir sanat alanı.

Mimar Josep Lluís Sert’in katkısıyla şekillenen bu fikir, klasik müze anlayışını reddeder. Sabit ve kapalı bir yapı yerine, doğayla sürekli ilişki içinde olan, sanatçının üretimine alan açan bir yer tasarlanır. Fondation Maeght böylece bir müze olmaktan çok, yaşayan bir sanat ortamına dönüşür.

1964 yılında açılışı yapılan vakıf, kısa sürede uluslararası sanat dünyasının buluşma noktası hâline gelir. Açılış gecesinde Ella Fitzgerald ve Yves Montand’ın sahne alması, bu mekânın yalnızca görsel sanatlara değil, müzik ve performansa da açıldığını gösterir. André Malraux’nun burayı “bir müze değil, sanatın evreni” olarak tanımlaması da bu yaklaşımı özetler.

Bugün Fondation Maeght, 13.000’i aşkın eseriyle Avrupa’nın en önemli bağımsız çağdaş sanat koleksiyonlarından birine ev sahipliği yapmaya devam ederken, hâlâ kurulduğu ilk fikre sadık kalır: sanatın, doğanın ve insan deneyiminin aynı zeminde buluştuğu bir alan olmak.



En Çok Okunanlar

Bizi Whatsapp'ta takip edin