Gündemle temas eden, gürültüye kapılmayan bir sanatçı…
Bazı çizgiler vardır; zamanı yalnızca temsil etmez, onunla birlikte düşünür. Bazıları ise gündemle bire bir temas halindeyken bile sesini yükseltmez. Gürbüz Doğan Ekşioğlu’nun çizgisi, tam da bu iki halin kesiştiği yerde durur.
The New Yorker’ın yüz yıllık görsel hafızasına bakarken, Ekşioğlu’nun işlerinin yalnızca yayınlandıkları anla sınırlı kalmadığını fark ediyorum. Bu çizgiler, zamana yayılan bir düşünce sürekliliğiyle hatırlanıyor. The New Yorker’ın 100. yılı vesilesiyle geriye bakıldığında, bu gücün geçmişten çok bugüne ve geleceğe doğru konuşmasından kaynaklandığı daha net görülüyor.
Ekşioğlu’nun sanat yolculuğunda imgeler rastlantısal değil. Merdiven, çukur, uçurum ve kuşlar, gece teması -ay ve yıldız formları- , kediler, kitaplar dışında insan yaşamını felsefi bakış açısıyla resmettiği işleri var, zaman ve şemsiye temalı da çok işi var; zaman içinde derinleşerek çoğalan bir dilin ilk eşlikçileri... Ancak 1992 yılında The New Yorker’da yayınlanan kedi temalı ilk kapağıyla birlikte resimlerinde kedi teması ağırlık kazanıyor. Kapağın gördüğü ilgi, kedileri sanatçının dünyasında kalıcı bir yere taşıyor.
Bugün geriye dönüp baktığımızda, The New Yorker için ürettiği sekiz kapaktan dördünün kedi temalı olması tesadüf değil. Bununla da sınırlı kalmıyor bu ilişki: Ekşioğlu’nun bugüne kadar açtığı on bir ayrı kedi temalı sergi var ve bunların devam edeceğini söylüyor.

Tematik üretiminin ölçeği, Ekşioğlu’nun dünyasının ne kadar geniş ve tutarlı bir yapı olduğunu gösteriyor. 135 adet kuş temalı resmini kapsayan "Barış Kuşları” adında bir sergi açmak istiyor. 150’yi aşan gece temalı dijital çizimleriyle de başka bir sergi açma hayali var. 50’den fazla kitap konulu çalışması ile iki sergi açmış olması, çizgisinin edebiyatla kurduğu derin bağın da bir uzantısı gibi.
The New Yorker’la kurduğu ilişkiyi tek seferlik bir başarı hikayesi olarak okumamak gerek. İlk temas Temmuz 1991’de kuruluyor, ilk kapak Ocak 1992’de yayımlanıyor. O günden bugüne Ekşioğlu, dergiyle sürekli diyalog halinde ve kapak konuları için eskiz istenen sanatçılar arasında.
Mart 2025’te New York’ta, derginin 100. yılına özel serginin kapanışına katılması bu ilişkinin simgesel anlarından biri. Kırk altı sanatçının, yüz kapaktan seçilen orijinal işlerinin sergilendiği bu seçkide Ekşioğlu’nun iki orijinal illüstrasyonunun yer alması, kuşkusuz haklı bir gurur. Bugün The New Yorker’ın aktif kapak çizerlerinden biri olması bu sürekliliğin doğal bir sonucu.
Görsel üretimin hızlandığı, yapay zekanın çoğaltmayı neredeyse sınırsız hale getirdiği bir çağdayız. Ekşioğlu bu dönüşüme mesafeli ama berrak bir yerden bakıyor. Yapay zekanın, bugüne kadar yapılmış olanlardan hareketle üretim yaptığını; hiç yapılmamış olanın ise ancak insanın kendi tekniği ve ruhuyla ortaya çıkabileceğini söylüyor. Yapay zekanın çağımızın teknolojisi olduğunu kabul ederken, beş yıl sonra hangi aşamada olacağımızı bugünden kestirmenin mümkün olmadığını ekliyor.

Yaklaşık 44 yıldır sürdürdüğü öğretim üyeliği, bu dönüşümü uzun erimli bir perspektifle gözlemlemesine olanak tanıyor. Teknoloji geliştikçe insan emeğine, zanaat ve beceriye dayalı alanların giderek daraldığını; her dönemin kendi biçimini ve değerlerini yarattığını ifade ediyor. Bunu bir yakınma olarak değil, tarihin doğal akışı olarak okuyor: “Olması gereken bir sonuç.”
Bu bakış, sanatçının hayatı boyunca verdiği kararlarla da örtüşüyor. New York’ta ve Türkiye’de konfor alanını genişletecek teklifler almasına rağmen, özgürce sanat üretebilmeyi tercih ediyor, reklam ve yayın sektöründe yer almak istemiyor; daha az gelir getirse bile akademisyenliği tercih ediyor. Maddiyat ve kariyer, hiçbir zaman asıl hedefi olmuyor.
Gürbüz Doğan Ekşioğlu’nun bir işi de, benim evimin özel bir köşesinde bulunuyor. Bu, benim için bir koleksiyon notundan çok, gündelik hayatın içine sızan bir düşünce hali. O esere her bakış, acele etmemeyi; durmayı ve gerçekten bakmayı hatırlatıyor.
Çocukların kedilerle duyduğu saf ve güçlü bağ ise, Ekşioğlu’nun dünyasını anlamanın belki de en yalın yolu. Kedilerle kurduğu ilişki, eserdeki sessizlikle örtüşüyor. Çocukların ve gençlerin bu dili zahmetsizce okuyabilmesi, Ekşioğlu’nun işlerinin neden zamansız olduğunu bir kez daha belirginleştiriyor.

Gürbüz Doğan Ekşioğlu ve Duygu Aydemir
The New Yorker’ın 100. yılı, yalnızca bir derginin değil; çizginin hala düşünebildiği bir alanın da kutlaması. Gürbüz Doğan Ekşioğlu’nun çalışmaları ise bu yüzyıla şu cümleyi bırakıyor:
Gündemle temas eden, ama gürültüye kapılmayan bir sanatçı...
Sanatçı, bu yazı vesilesiyle ARTtv’nin kurucu yöneticisi İnci Aksoy’a ve bu yazıyı kaleme alan Duygu Aydemir’e teşekkürlerini iletti.
2 gün önce
Sevmek Zamanı’nın Perde Arkası: Sema Özcan’ın Tanıklığıyla Bir Film
21 gün önce
Yeni Yılın Resmi: Zamanı Yeniden Görmek
bir ay önce
Sadelik ile Sürrealizm Arasında: Coco Chanel ve Salvador Dalí
bir ay önce
Cehenneme Övgü'den Bugüne Görünmez Ritüeller
bir ay önce
Jackson Pollock’un Mutfağı
Alper
Çok güzel bir röportaj. Tebrik ederim.Baki Kalemdaroğlu
Tebrikler ve başarılar diliyorum