ekavbanner1.jpg.jpg

Paris Sanat Haftası’na Doğru: Kentteki Sergiler ve Güncel Dinamikler

İhsan Sarıyer

10 saat önce

Paris, Ekim ayının ikinci yarısında uluslararası sanat dünyasının en yoğun buluşmalarından birine hazırlanırken sokaklarında devam eden toplumsal hareketlerle de gündemde. Eylül ayının sonlarından bu yana eğitim sistemindeki yapısal sorunlara, yetersiz kaynaklara ve eşitsizliklere karşı harekete geçen lise öğrencilerinin öncülüğündeki protestolar, kısa sürede üniversite öğrencilerinin ve farklı toplumsal grupların katılımıyla ülke geneline yayıldı. Gösterilerin simgesel duraklarından biri olan Bastille Meydanı, 1789 Fransız Devrimi’nden bu yana taşıdığı tarihsel anlamı güncel bir toplumsal mücadeleyle yeniden buluşturdu. Fransa’nın siyasal ve kültürel tarihinde önemli bir kırılma noktası oluşturan Mayıs 1968’in öğrenci hareketleri de düşünüldüğünde, bugün yaşananlar Paris’in yalnızca sanatın değil, toplumsal dönüşüm taleplerinin de merkezlerinden biri olma niteliğini hatırlatıyor. Bununla birlikte, güncel hareketin 1968’le kurulabilecek ilişkisi tarihsel bir süreklilikten çok, farklı kuşakların kamusal alanda söz söyleme ve mevcut koşullara itiraz etme biçimleri üzerinden anlam kazanıyor.

Bu toplumsal atmosferde başlayacak Paris Sanat Haftası, 23–25 Ekim tarihlerinde Grand Palais’de düzenlenecek Art Basel Paris’i odağına alırken müzelerden galerilere, bağımsız sanat mekânlarından kamusal alanlara uzanan geniş bir etkinlik ağıyla kenti uluslararası sanatın buluşma noktalarından birine dönüştürüyor. Sanatın ekonomik ve kurumsal dolaşımının yoğunlaştığı bu günlerde Paris’in meydanları, başka bir kamusal görünürlük mücadelesine de sahne oluyor. Bir yanda sanat piyasasının küresel aktörleri, diğer yanda eğitim, eşitlik ve toplumsal haklar üzerine yükselen talepler, kentin birbirinden farklı fakat aynı tarihsel koşullar içinde şekillenen iki gündemini oluşturuyor. Bu eşzamanlılık, sanatın toplumsal gerçeklikle ilişkisini düşünmek açısından dikkat çekici bir zemin sunuyor.

Paris Sanat Haftası boyunca gerçekleşecek çok sayıdaki etkinliğin yalnızca küçük bir bölümünü kapsayan bu seçki, kentin farklı kurumlarında karşılaştığımız sergiler ve kamusal sanat sunumları üzerinden modern ve çağdaş sanatın güncel tartışmalarına odaklanıyor. Fotoğrafın bellekle ilişkisi, sanat tarihinin temsil hiyerarşileri, modernizmin oluşumunda koleksiyonerliğin rolü, kamusal alanda bedenin görünürlüğü ve Pop Art’ın üretim süreçleri gibi birbirinden farklı meseleleri ele alan bu çalışmalar, Paris’in çok katmanlı sanat ortamına, seçilen sergiler üzerinden belirli bir perspektiften bakma imkânı sunuyor.


Fotoğrafın Bellekle İmtihanı: Bourse de Commerce’da “Remember Me”

Remember Me: Masterpieces of Photography from the Collection Pinault / Küratör: Matthieu Humery / Bourse de Commerce / 7 Ekim 2026 – 18 Ocak 2027

Paris’in tarihsel ticaret bölgelerinden Les Halles’de bulunan Bourse de Commerce, kentin ekonomik geçmişinden çağdaş sanatın güncel üretimlerine uzanan dönüşümüyle dikkat çekiyor. 18. yüzyılda tahıl hali olarak inşa edilen yapı, 1889’da ticaret borsasına dönüştürüldü. 2021 yılında ise Japon mimar Tadao Ando’nun tarihsel mimariyi koruyarak gerçekleştirdiği müdahalelerle yeniden işlevlendirilerek, Fransız koleksiyoner François Pinault’nun sanat koleksiyonuna ev sahipliği yapan Pinault Collection’ın Paris’teki sergi mekânı olarak kapılarını açtı. Yapının farklı dönemlere ait mimari katmanlarında somutlaşan kentsel bellek ile Pinault Collection’ın sanat tarihinin farklı dönemleri arasında ilişkiler kuran koleksiyon ve sergileme pratiği, Bourse de Commerce’ı geçmişin yalnızca korunduğu değil, çağdaş sanat aracılığıyla yeniden yorumlandığı bir karşılaşma alanına dönüştürüyor.

Bu bağlamda, fotoğrafın icadının iki yüzüncü yılı vesilesiyle düzenlenen Remember Me, yapının tarihsel katmanlarıyla da ilişkilenen bir bellek ve temsil tartışması ortaya koyuyor. Matthieu Humery’nin küratörlüğünde gerçekleşen sergi, yetmişi aşkın sanatçının yaklaşık 700 yapıtını bir araya getirerek fotoğraf tarihini kronolojik bir ilerleme anlatısı yerine, imgeler arasında kurulan biçimsel ve kavramsal ilişkiler üzerinden yeniden okuyor. Bakış, eller, portre, beden, kompozisyon, tekrar ve kayboluş gibi tematik eksenler, farklı dönemlere ait görüntüleri ortak bir düşünsel zeminde buluştururken fotoğrafın yalnızca gerçekliği kaydeden değil, belleği kuran ve dönüştüren bir mecra olduğunu görünür kılıyor.

Barbara Kruger’ın yapının kubbesi altındaki merkezî salonu ve çevresindeki mimari yüzeyleri kuşatan The History of Tears yerleştirmesi, serginin en güçlü müdahalelerinden birini oluşturuyor. Sanatçının karakteristik metin ve görüntü birlikteliğini hareketli ekranlar ve ışıklı yüzeylerle genişleten çalışma, görsel kültürün ideolojik mekanizmalarını mimari ölçeğe taşıyor. Kruger’ın Remember Me çağrısı, hatırlamayı bireysel bir nostalji deneyiminin ötesine geçirerek kimin, neyin ve hangi koşullarda hatırlanabildiğine ilişkin politik bir soruya dönüştürüyor. Irving Penn’in fotoğrafın teknik ve maddi olanaklarını araştıran üretimleri, Raymond Depardon’un dönüşen Fransa’nın gündelik coğrafyasını belgeleyen görüntüleri ve Cindy Sherman ile Sherrie Levine’in temsil, kimlik ve yeniden üretim üzerine geliştirdikleri yaklaşımlar, serginin farklı düşünsel katmanlarını oluşturuyor. Böylece sergi, fotoğrafı geçmişin edilgen bir tanığı olarak değil, görünürlük ile unutuluş arasındaki sınırları sürekli yeniden belirleyen, tarihsel belleğin inşasına etkin biçimde katılan bir temsil alanı olarak konumlandırıyor.


Kanonun Dışından Tarihin Merkezine: Kerry James Marshall'dan "The Histories"

Kerry James Marshall: The Histories / Küratör: Mark Godfrey / Musée d’Art Moderne de Paris / 18 Eylül 2026 – 24 Ocak 2027

Batı sanat tarihinin görsel kanonu, yalnızca temsil ettikleriyle değil, dışarıda bıraktıklarıyla da şekillenir. Amerikalı sanatçı Kerry James Marshall’ın Musée d’Art Moderne de Paris’de düzenlenen The Histories sergisi, bu tarihsel dışlanmanın resim sanatındaki izlerini sorgularken siyah figürün sanat tarihindeki konumunu yeniden tanımlıyor. Mark Godfrey’nin küratörlüğünde, sanatçının kırk yılı aşkın üretiminden yetmiş yapıtı buluşturan sergi, Marshall’ın erken dönem resimlerinden başlayarak Atlantik köle ticaretinin tarihsel mirasına, siyah toplulukların gündelik yaşamına, Amerikan Sivil Haklar Hareketi’nin kolektif belleğine ve Batı resim geleneğinin yeniden yorumlanmasına uzanan kronolojik ve tematik bir rota izliyor. Özellikle Middle Passage olarak adlandırılan, köleleştirilen Afrikalıların Atlantik üzerinden Amerika kıtasına zorla taşındığı tarihsel süreç, serginin temel meselelerinden birini oluşturuyor. Marshall, bu insanlık tarihinin en büyük trajedilerinden birini doğrudan şiddet imgelerine başvurmadan ele alırken köleliğin tarihsel mirasını, siyah öznenin görünürlüğü ve temsil hakkı üzerinden yeniden tartışmaya açıyor.

Marshall’ın Édouard Manet ve Georges Seurat gibi modern resmin belirleyici isimleriyle kurduğu biçimsel diyalog, Batı resim geleneğinin estetik kodlarını siyah öznenin deneyimi üzerinden yeniden yorumluyor. Güzellik salonları, parklar ve gündelik yaşam sahnelerinde siyah figürleri anıtsal ölçeklerde betimleyen sanatçı, tarihsel olarak beyaz öznelere ayrılmış görsel alanları yeniden düzenliyor. Souvenirs serisinde Amerikan Sivil Haklar Hareketi’nin kolektif belleğine, Vignette resimlerinde rokoko estetiğinin romantik temsil kalıplarına yönelirken The Academy aracılığıyla akademik sanat eğitiminin yerleşik normlarını sorguluyor. The Histories, sanat tarihine yalnızca eksik bırakılmış figürleri eklemekle yetinmeyerek sanat tarihinin kimler tarafından, kimler adına ve hangi görsel kodlarla yazıldığını sorgulayan kapsamlı bir karşı-anlatı geliştiriyor.


Bir Koleksiyonerden Çok Daha Fazlası: Gustave Fayet’nin Sanat Dünyası Fondation Louis Vuitton’da

Gustave Fayet: Collector – Artist Designer / Mekân: Fondation Louis Vuitton / 9 Ekim 2026 – 8 Mart 2027

Frank Gehry’nin tasarladığı Fondation Louis Vuitton, modern sanat tarihinin biçimlenmesinde belirleyici rol oynayan koleksiyonerleri odağına aldığı sergi dizisini Gustave Fayet: Collector – Artist Designer ile sürdürüyor. Sylvie Patry ve Angeline Scherf’in küratöryel sorumluluğunda hazırlanan sergi, Fransız koleksiyoner, ressam ve tasarımcı Gustave Fayet’nin (1865–1925) modernizm üzerindeki çok yönlü rolünü yeniden değerlendirmeye açıyor. Van Gogh, Gauguin ve Odilon Redon gibi sanatçıların üretimlerini erken dönemde destekleyen Fayet’nin ölümünün ardından dağılan koleksiyonu, yaklaşık bir asır sonra ilk kez bu ölçekte yeniden bir araya getiriliyor. 64 uluslararası kurum ve 71 özel koleksiyonun katkısıyla Paris’e getirilen 250’yi aşkın eser, Fayet’nin kendi yaratıcı pratiğine ait yüzlerce çalışmayla birlikte sunuluyor. Koleksiyonerlik, sanat hamiliği ve sanatsal üretim arasındaki sınırların geçirgenliğini görünür kılan sergi, modern sanat tarihinin yalnızca sanatçıların bireysel yenilikleri üzerinden değil, eserlerin dolaşımını, görünürlüğünü ve değerini belirleyen kültürel ilişkiler ağı içerisinde şekillendiğini hatırlatıyor.

Serginin koleksiyon odaklı güzergâhında Van Gogh’un Sargılı Kulaklı Otoportre'si, Gauguin’in Sarı İsa çevresinde gelişen resimsel arayışları ve Redon’un Fontfroide Manastırı için gerçekleştirdiği anıtsal dekoratif panoları öne çıkarken ikinci bölüm, Fayet’nin kendi sanatsal üretimine yöneliyor. Seramik, suluboya, tekstil, halı ve iç mekân tasarımına uzanan bu üretimler, Art Nouveau’dan Art Deco’ya geçişte güzel sanatlar ile uygulamalı sanatlar arasında kurulan hiyerarşilerin sorgulanmasına imkân tanıyor. Özellikle rastlantısal boya lekelerinden geliştirdiği organik desenlerin farklı yüzeylere aktarılması, Fayet’nin sanat anlayışında resimsel düşüncenin gündelik yaşamın nesnelerine nasıl yayıldığını ortaya koyuyor. Böylece sergi, Fayet’nin koleksiyoner ve sanatçı kimliklerini birbirinden bağımsız iki uğraş olarak değil, modernist estetiğin üretim, dolaşım ve yaşama dâhil olma biçimlerini birleştiren bütünlüklü bir pratik olarak okumayı öneriyor.


Kırılganlığın Anıtsallığı: Tracey Emin’in Heykelleri Art Basel Paris’in Kamusal Programında

Tracey Emin / Art Basel Paris 2026 Kamusal Programı /  Parvis des Droits de l’Homme, Trocadéro / 14 Ekim – 1 Kasım 2026

Tracey Emin, Art Basel Paris 2026’nın kamusal programı kapsamında Eyfel Kulesi’ne karşı konumlanan Trocadéro Meydanı’ndaki Parvis des Droits de l’Homme’da üç anıtsal bronz heykeliyle izleyici karşısına çıkıyor. White Cube iş birliğiyle gerçekleştirilen sunum, sanatçının kişisel deneyimlerden beslenen dışavurumcu anlatımını Paris’in en görünür kamusal alanlarından birine taşıyor. I lay here for you (2018), I Followed You to the End (2024) ve I Will Not Be Alone (2025) adlı yapıtlar, kadın bedenini aşk, arzu, savunmasızlık ve direnç kavramlarının kesiştiği bir ifade alanı olarak ele alıyor. Yatan, diz çöken ve oturan figürlerin oluşturduğu dizilim, bedensel duruşlar üzerinden teslimiyetten dirence uzanan bir anlatı kuruyor.

Emin’in heykellerinde anatomik bütünlüğün bozulması, konturların belirsizleşmesi ve yüzeylerin düzensizleşmesi, figüratif heykelin idealize edilmiş beden anlayışından uzaklaşan dışavurumcu bir biçim dili oluşturuyor. Bronzun tarihsel olarak kalıcılık ve anıtsallıkla ilişkilendirilen maddesel ağırlığı ile figürlerin kırılgan görünümü arasındaki karşıtlık, yapıtların plastik gerilimini güçlendiriyor. Özellikle bedenlerin tamamlanmamış izlenimi veren yüzeyleri, heykelin yalnızca temsil ettiği figürü değil, sanatçının biçimlendirme sürecindeki fiziksel müdahalelerini de görünür kılıyor. Bu üç heykelin Eyfel Kulesi gibi modern anıtsallığın simgelerinden birinin karşısına yerleştirilmesi ise kamusal heykelin geleneksel kahramanlık, güç ve yücelik anlatılarıyla dikkat çekici bir karşıtlık yaratıyor. Emin, kamusal alanda çoğunlukla kolektif idealleri temsil etmek üzere kullanılan anıtsal ölçeği kişisel kırılganlığın ifadesine açarak bedenin savunmasızlığını kamusal görünürlüğün merkezine taşıyor.


Çizginin Ardındaki Warhol

Andy Warhol: La ligne et l’image / Musée du Luxembourg / 16 Eylül 2026 – 10 Ocak 2027

Andy Warhol’un sanat tarihindeki konumu, tüketim kültüründen ödünç aldığı imgeleri serigrafi aracılığıyla çoğaltması ve sanat üretimini mekanik tekrarın estetiğiyle ilişkilendirmesi üzerinden tanımlanır. Ancak Paris’teki Musée du Luxembourg’da düzenlenen Andy Warhol: La ligne et l’image sergisi, sanatçının bu yerleşik imgesinin gölgesinde kalan çizim pratiğini merkeze alarak farklı bir Warhol portresi ortaya koyuyor. Alain Cueff’in küratörlüğünde hazırlanan sergi, sanatçının erken dönem ticari illüstrasyonlarından sonraki yıllarda geliştirdiği çizimlerine uzanan bir seçki aracılığıyla çizginin Warhol’un sanatsal düşüncesindeki sürekliliğini araştırıyor. Böylece sergi, Pop Art’ın en belirleyici isimlerinden birinin üretimini yalnızca seri çoğaltma ve kitlesel imgeler üzerinden değil, çizim ile görüntünün yeniden üretimi arasındaki ilişki üzerinden değerlendirmeye açıyor.

Warhol’un çizimleri, sanatçının resimsel dili ile grafik tasarım geçmişi arasındaki ilişkinin anlaşılması bakımından önemli bir yere sahip. Özellikle 1950’lerde geliştirdiği, mürekkep çizgisinin başka bir yüzeye aktarılmasına dayanan blotted line tekniği, el çiziminin özgünlüğü ile çoğaltılabilir görüntünün mantığını aynı üretim sürecinde buluşturuyor. Çizginin kesintili, düzensiz ve yer yer rastlantısal niteliği, Warhol’un ilerleyen yıllarda benimsediği mekanik üretim yöntemleriyle ilk bakışta karşıtlık oluştururken bu yöntemlerin düşünsel temellerine de işaret ediyor. Sanatçının çizimlerinde gözlemlenen tekrar, sadeleştirme ve yüzeyin grafik düzenlenişi, serigrafi çalışmalarında belirginleşen görsel dilin yalnızca teknolojik bir tercihin sonucu olmadığını gösteriyor. Bu açıdan sergi, Warhol’un sanatında el emeği ile mekanik çoğaltmayı birbirini dışlayan iki yaklaşım olarak değil, birbirini besleyen üretim biçimleri olarak ele almayı mümkün kılıyor.

La ligne et l’image, Warhol’un çizimlerini sanatçının daha tanınmış yapıtlarına hazırlık niteliğindeki ikincil çalışmalar olarak değerlendirmek yerine, bağımsız bir araştırma alanı olarak görünür kılıyor. Böylece sanatçının kişisel üslubu ile anonimleşmiş kitlesel imgeler arasındaki gerilim yeniden anlam kazanıyor. Warhol’un çizgisine yakından bakmak, Pop Art’ın mekanik görünümünün ardında süregelen bir el, yüzey ve temsil araştırmasını keşfetmeye imkân tanıyor.


Paris Sanat Haftası’nın Yaklaşan Programı: Fuardan Galerilere

Paris Sanat Haftası’nın yaklaşan programında ise uluslararası sanat piyasasının önemli buluşmalarından Art Basel Paris öne çıkıyor. 23 - 25 Ekim 2026 tarihlerinde Grand Palais’de düzenlenecek fuar, beşinci edisyonunda ilk kez Karim Crippa’nın direktörlüğünde 41 ülke ve bölgeden 211 galeriyi bir araya getiriyor. Galeries, Emergence ve Premise başlıklı üç bölümde modern ve çağdaş sanatın farklı kuşaklarını buluşturan organizasyon, söyleşi programı ve kentin çeşitli noktalarına yayılan kamusal sanat projeleriyle fuar alanının sınırlarını aşıyor. Aynı dönemde Paris’te gerçekleşecek dikkat çekici sergilerden biri de Ramize Erer’in, Nazlı Pektaş küratörlüğünde hazırlanan Séparation (Ayrılık) başlıklı kişisel sergisi. 19–31 Ekim tarihleri arasında Hôtel Langlois’nin 44 numaralı odasında izleyiciyle buluşacak sergi, sanatçının kadınlık hâllerini ve kadın deneyimlerini konu edinen 25 yapıtını bir video serisiyle birlikte sunuyor. Bir otel odasının geçici ve kişisel niteliğini sergileme anlayışının parçasına dönüştüren Séparation, ayrılık, kayıp ve geçicilik kavramlarını mekânın gündelik işlevi üzerinden yeniden düşünmeye açıyor. Paris Sanat Haftası kapsamında White Cube Paris'de Tracey Emin’in I will miss you Yesterday I will miss you Today I will miss you Tomorrow And that’s how it will Always be başlıklı kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. 20 Ekim–18 Aralık 2026 tarihleri arasında gerçekleşecek sergi, sanatçının yeni resimlerini ve küçük ölçekli bronz heykellerini bir araya getirerek arzu, yasak aşk ve kayıp gibi temaları otobiyografik bir anlatım üzerinden ele alıyor. Emin’in Trocadéro Meydanı’ndaki anıtsal bronz heykelleriyle eşzamanlı gerçekleşen bu sunum, sanatçının beden, kırılganlık ve duygusal deneyim etrafında geliştirdiği ifade dilini farklı ölçeklerde değerlendirme olanağı sunuyor.



En Çok Okunanlar

Bizi Whatsapp'ta takip edin