91cf1d6b-04f7-4e5a-8ab0-5f32d3c3286b.jpg

Vermeer'in Sanatıyla Zenginleşen Perspektif ve Işık | Yazan Zeynep Dikmen

Zeynep Dikmen

3 ay önce

Johannes Vermeer belki eli hızlı bir ressam değildi, yılda tahminen iki ya da üç eser üretirdi ama iç mekan resminin ustası olmayı hem teknik bilgisi hem de her bir resminin farklı atmosferiyle tekrara düşmeyerek başardı. Tek tük dış mekan çalışmaları varsa da ona asıl ününü kazandıran bunlar olmadı. Bugün Vermeer denince akla gelen, ışık kullanımındaki hakimiyeti ve perspektif bilgisidir ve tabii bir de İnci Küpeli Kız…

Küçük Sokak – 1657/1658    

Hollanda, 17. yüzyılda altın çağını yaşarken Delft şehrinde bir ressam hepimizi hayran bırakacak eserler üretti. Kendi döneminde şimdiki gibi şöhretli değildi, bunun için birkaç yüzyıl geçmesi gerekecekti ama o, çağının sanatının hakkını vermeyi bildi. Rönesans’la sanat üretiminde teknik bilginin ve dolayısıyla perspektifin kullanımı, Batı sanatını geri dönülemez bir yola soktu. Sonrasında gelen Barok dönem, hem Rönesans’tan beslenip hem de ona karşı durmayı bildi. Bu bileşimin yarattığı zenginliğin içinde kuzeyli diğer sanatçılar gibi o da, dünyevi gerçekliklerin mükemmel temsilini baroğun ışık-gölge karşıtlığıyla harmanlayarak verdi. Vermeer’e bakıldığında görülecek olan bu harmandan doğan özenli uyumdur.

Özen, hem kompozisyonların oluşturulmasında kendini belli eder hem de sanatçının tekniğinde. Üzerine kitaplar yazılan, uzun uzadıya incelemelere tabii tutulan bu sanatçıyı ve onun sanatını diğerlerinden ayıran yön ise, resmin kendisinin adeta bir araç halini almasıdır: Vermeer’in zihninde oluşan ve tuvalin üzerinde canlanan itinalı dünyalara ulaşmak için bir araç… Sözünü ettiğimiz dünyalar biraz mesafeli görünebilir, evet, Vermeer’in temsili, izleyiciden hep biraz ötede durur ama bu bir kopuş yaratmaz. Figürlerin detayındaki, kullanılan nesnelerdeki ve tercih edilen renklerdeki romantik dokunuşlarla dolu bu uzaklık algısı, her ne kadar gerçekliğin içinden gelmişse de, görünenin bir resim olduğunun unutulmamasını sağlar. Böylece, onun ustalığı iki boyutlu zeminde üç boyutlu etkiyi sağlayan göz yanılgısını yaratırken bizi bilinç yanılgısından kurtarır; onun yaratıcı kimliğini ve sanatının kendisini vurgular.

Resim Sanatı – 1666

Bu vurgu, adıyla da anlaşılacağı gibi “Resim Sanatı” eseriyle iyice ön plana çıkar. Burada konu, bizzat resim yapmanın kendisidir. Kalabalık bir odada bir model ve onu resmeden ressam yer alır. Elindeki trompetten, kitaplardan ve başındaki defne yapraklarından Clio olduğunu anladığımız ilham perisinin tuvale döküldüğü bir ana tanık oluruz. Yunan mitolojisinin kahramanı, bu kez sanatçıya ilham olmuş gibidir. Bu esinlenmeyle hayat bulmuş odayı dolduran her bir nesne aslında sanatçının işini zorlaştırır: Kumaşlar arasındaki doku farkı, her birine vuran ve her birinden yansıyan ışığın değişkenliği ve kıvrımların sayısının artmasıyla orantılı olan aydınlık ve karanlığın sonsuz dansı… Duvardaki haritanın kat izlerinde ya da satenin cazibeli parlaklığında kendini belli eden bu dans, günlük hayatta Vermeer’in başını döndürürken tuvalin üzerinde de bizi mest eder.

Işığın arka planda Clio’yu canlandıran modele vurmasıyla gözler sanatçının tercih ettiği yöne kayar ama ışığın görevi burada bitmez; aynı zamanda sanatçının imzası olan derinliğe de hizmet için oradadır. Ön plana göre daha aydınlık olan arka plan sayesinde oda daha da derinleşir ve çizgisel perspektif mucizesine eşlik ederek bizlerin, yani izleyicinin gözünde engin bir sahne oluşur. Sanatçının hünerini en çok konuşturduğu bu alan pek çok kez karşımıza çıkar. Zemin karolarının geometrik biçimlerine uyumlu pencere açıklıklarının ve hatta camı parçalara bölen çerçevelerin bile kompozisyondaki görevi budur.

İçki İçen Kadın ve Centilmen – 1658    

Vermeer’in fazlasıyla günlük hayattan gelen eserleri, bu hayatın zaman zaman uçup giden güzelliğini derleyip toparlayan bir imgelemeye sahiptir. Belki biraz durağan oldukları söylenebilir ama bu erken bir yargı olabilir. Aslında faaliyet halindeki insanları konu eder. Mektup okuyanlar veya müzik aleti çalanlar gibi ya da sütü bir kaptan diğerine boşaltan bir kadın gibi… Yani yaptığı hareketi hareketsiz kılıp onu resmetmek ve bir sanat nesnesine dönüştürmektir. Böylece, değişkenliğe imkan vermeyen resim sanatını, kompozisyonun her bir öğesiyle anıtsallaştırır.

Süt Boşaltan Kadın – 1657/1658

Gel gelelim onun meşhur genç kızına… Vermeer’e biraz aşinalık kazandıktan sonra pek de beklenen bir eser olduğu söylenemez. Onu diğerlerinden ayıran, daha öncekilerde tanık olduğumuz mesafenin kalkmış olmasıdır. Karanlık bir fonun önünden tek başına bize bakan ve hiçbir figürün olmadığı kadar bize yakın duran bu kız, başka bir alışkanlığı da ortadan kaldırır. Bu sefer herhangi bir mekan bilgisi verilmez ve izleyici dolgun bir sadelikle baş başa bırakılır. Bakışlar genç kızın gözlerinden yavaş yavaş sakin yüz hatlarına kayar. Oradan başındaki türbana ve abartısız kıyafetlerine doğru devam eder ama büyük final inci tanesinin beyaz parlaklığındadır.

İnci Küpeli Kız – 1665    

Yalın ama zengin kompozisyonlarıyla, sanata dönüştürdüğü tekniğiyle, abidevi ve dingin tarzıyla Vermeer, bize bir yüzyılın tanıklığını yapar. Mitolojiyi bile kendi zamanının parçası olarak sunar. Bize de bu büyülü gerçekliği izlemek düşer.

Yazı: Zeynep Dikmen



En Çok Okunanlar