Kapak: Kazimir Malevich, Suprematist Composition: White on White, 1918
Kazimir Malevich’in White on White tablosuna ilk kez bakıldığında, görülecek pek bir şey yokmuş gibi gelir. Beyaz bir yüzeyin üzerinde, sınırları belli belirsiz seçilen başka bir beyaz kare. Ne takip edilecek bir hikâye, ne tanınacak bir yüz, ne de bakışı yönlendirecek belirgin bir figür vardır. Fakat belki de tablonun asıl mesajı tam olarak buradadır. Çünkü Malevich bize bir şey göstermekten çok, nasıl baktığımızı sorgulatır.
Gündelik hayat büyük ölçüde alışkanlıklarla ilerler. Her gün geçtiğimiz sokakları, kullandığımız eşyaları, hatta çevremizdeki insanları zamanla daha az fark etmeye başlarız. Onları görürüz, fakat artık gerçekten bakmayız. Viktor Shklovsky, 1917 tarihli Art as Technique makalesinde bu durumu algının otomatikleşmesi üzerinden açıklar. Ona göre alışkanlık, hayatın içindeki şeyleri yavaş yavaş görünmez hale getirir. Bir nesneyle defalarca karşılaştığımızda artık onu görmek yerine yalnızca tanırız. Sanat ise tam da bu otomatikliği bozmak için vardır. Shklovsky’nin ostranenie, yani “defamiliarization” olarak tanımladığı teknik, tanıdığımız şeyi bize yeniden yabancılaştırır. Amaç nesneyi daha kolay anlaşılır hale getirmek değil; aksine algıyı zorlaştırmak, uzatmak ve bizi onun karşısında biraz daha uzun süre tutmaktır.
Bu düşüncenin en çarpıcı örneklerinden biri Tolstoy’un Kholstomer: Bir Atın Hikâyesi adlı eserinde ortaya çıkar. Hikâyeyi bir atın gözünden anlatan Tolstoy, insanlar için son derece sıradan olan mülkiyet fikrini bir anda tuhaflaştırır. At, insanların bir eve, toprağa, hatta başka bir canlıya neden “benim” dediğini anlayamaz. Böylece hiç sorgulamadan kullandığımız bir kelime, yabancı bir bakışın içinden geçtiğinde yeniden görünür hale gelir. Tolstoy dünyayı değiştirmez; yalnızca ona baktığımız yeri değiştirir.
Malevich ise White on White’da daha da ileri gider. Tanıdığımız dünyayı başka bir açıdan göstermek yerine, onu tuvalden neredeyse tamamen çıkarır. İlk bakışta yalnızca beyaz görünen yüzeyin önünde biraz daha durduğumuzda ise farklılıklar belirmeye başlar. İki beyazın tonları aynı değildir. İçteki kare hafifçe eğilmiştir. Fırça izleri yüzeyi kusursuz bir boşluk olmaktan çıkarır. Başta “hiçbir şey” gibi görünen tablo, bakış uzadıkça kendini açmaya başlar. Burada mesele yalnızca soyutlama değildir. Malevich, gözün alıştığı bütün dayanakları ortadan kaldırarak bakmayı zorlaştırır. Göz önce tanıyabileceği bir şey arar, bulamayınca durmak zorunda kalır. Ve tam da bu duraksama, Shklovsky’nin sanata yüklediği işleve yaklaşır: algının alışılmış hızını bozmak.
Kazimir Malevich, Suprematist Composition: White on White, 1918
Belki de bu yüzden White on White, üzerinden bir yüzyıldan fazla zaman geçmesine rağmen hâlâ güncel görünür. Bugün görüntüleri birkaç saniye içinde görmeye, tanımaya ve geride bırakmaya alışmışken Malevich’in tablosu bunun tam tersini talep eder. Bize daha fazlasını göstermek yerine, neredeyse hiçbir şey göstermez. Ve belki tam da bu yüzden, önünde biraz daha uzun durmamızı ister. Çünkü bazen yeniden görebilmek için, önce baktığımız şeyin bize yabancılaşması gerekir.
Yazı ve Fotoğraflar: Nisa Ece Bergsan
Eve Dönüşün Acısı: Odysseus’un Zamansız Yolculuğu
Bir İdealin Laneti: Obsession ve Pygmalion Miti
Enkazdan İdeale: Géricault ve Delacroix Arasında Bir Yolculuk
Her Şeyi Başlatan Meyve
Dorian Gray ve Narcissus'un Ortak Laneti
Yorum yapmak için tıklayın