Jojo Mayer ile Makinenin Beklenmedik Sesi

Duygu Aydemir

4 gün önce

İsviçreli davulcu Jojo Mayer, Terminal Kadıköy’deki Komünite’de ME/MACHINE performansıyla sahne aldı; anlık üretim, yapay zekâ ve canlı müziğin bugün taşıdığı anlam üzerine konuştuk.

Jojo Mayer yıllardır elektronik müziğin ritimlerini akustik davulla yeniden kuruyor. New York'ta doğan NERVE projesinde programlanmış gibi duyulan sesleri canlı çalmanın yollarını ararken, ME/MACHINE ile bu ilişkiyi tersine çeviriyor: Bu kez davulu dinleyen, duyduğunu işleyip karşılık veren bir sistemle aynı sahneyi paylaşıyor. İsviçreli müzisyen, projeyi 11 Eylül'de Komünite'de sundu; salonu dolduran kalabalık, alışılmadık bir müzik deneyimine tanıklık etti. Bu performans vesilesiyle kendisine müziğin kontrolünün kimde kaldığını, makinenin doğaçlama yapıp yapamayacağını ve canlı karşılaşmanın değerini sordum.

Bir topluluktan doğan proje

Mayer'in elektronik ritimlere ilgisi yeni değil. NERVE, 1990'ların sonunda New York'ta başlattığı, o dönem elektronik müziğin resmi sahnesinin dışında kalan Prohibited Beatz buluşmalarından gelişti. DJ'lerle, müzisyenlerle, görsel sanatçılarla ve izleyicilerle kurulan deneysel ilişki, zamanla elektronik müziğin kalıplarını canlı doğaçlamayla buluşturan bir topluluğa dönüştü. ME/MACHINE'de ise davul, özel geliştirilen bir sistemle etkileşimin arayüzü haline geliyor. Sistem vuruşları kaydedip önceden belirlenmiş bir eşlik çalmıyor; Mayer'in o anda ürettiği seslere tepki vererek müziğin akışına katılıyor.

Makine gerçekten doğaçlama yapabilir mi?

Mayer, yeni projeyi önceki arayışından koparmıyor: "Özgürlük, yenilik, sahici bir kendini ifade etme ve gelişme gibi işimde değer verdiğim ilkelerin devamı," diyor. Makinenin insan gibi doğaçlama yapıp yapamayacağını sorduğumda ise yanıtı net: "Kısa yanıtım: Bence hayır. Ama bunu yapamayan müzisyenler de var." Kışkırtıcı bir espriyle verdiği bu yanıtın ardından asıl meselenin bağlam olduğunu ekliyor. Proje, ona bu kavramı yeniden düşündürmüş.

Sistemin nasıl işlediğini anlatırken büyülü görünen etkileşimi somutlaştırıyor: Makine, çalışındaki ses şiddeti, yoğunluk, perde, hız ve cümleleme gibi temel özellikleri tanıyor; nasıl yanıt vereceğine ilişkin olasılıkları ise Mayer ayarlıyor. Tepkiler bütünüyle kendi çaldığının aynısı olursa bir "papağan" etkisi doğuyor; tümüyle rastlantısal olursa aradaki müzikal ilişki çözülüyor. Mayer'i asıl heyecanlandıran, bu iki uç arasında doğru gerilimi kurmak: Kimi anlarda bilgisayarı sıkı denetliyor, kimi anlarda ona daha fazla serbestlik tanıyor, bu ikinci durumda ortaya çıkan soyutlamanın dinleyici için de daha zorlayıcı olabileceğinin farkında.

Yazarlık kimde?

Bu düzenekte bestecilik ve icranın sahibi kim peki? Mayer tereddüt etmiyor: "Yazarlık bende; makinenin çıkardığı sese tepki verme ve onu yeni bir bağlama yerleştirme kapasitemde." Bazen müzik öyle akıyor ki sistem sanki aklından geçeni okuyor; bazen de beklenmedik bir karşılık bir sonraki hareketine ilham veriyor. İstemediği bir ses duyduğunda yaptığı şey onu yok saymak değil, ilk bakışta hata gibi gelen o sapmayı müzikal anlatının içine katmak, sanki baştan beri orada olması gerekiyormuş gibi.

Hatanın açtığı yol

Mayer, anlık üretimi başarısızlığa açık olmakla tanımlamaya da mesafeli. Onu asıl ilgilendiren, bir öngörüye sahip olmak ve koşullar değiştiğinde uyum sağlayarak karmaşanın içinden bir düzen kurabilmek. Yapay zekâ konusunda da aynı çizgide düşünüyor: Üretken sistemleri, mevcut müzikal malzemeyi yeniden karıştıran araçlar olarak görüyor; yeni bir müzik dili kurmak içinse insanın kazaları ve yanlışları yaratıcı biçimde değerlendirme yetisine ihtiyaç olduğunu savunuyor. Distorsiyonu buna örnek veriyor: Çalgı sesini kasıtlı olarak bozan ve başlangıçta istenmeyen bir gürültü sayılan bu efektin zamanla rock müziğin ses dağarcığına katılması, ona göre yeniliğin nasıl doğduğunu gösteriyor.

Müzik endüstrisinin yapay zekâ karşısında sanatçıyı koruyacak ilkeler belirlemesine ilişkin soruda ise alışıldık bir reçete sunmuyor. Çözümü ana akım endüstride aramadığını, bugün kendini bu endüstrinin ötesinde bir yerde konumlandırdığını söylüyor. İlgi alanlarını insan doğası, algı, mitler ve teknoloji olarak sıralıyor; sanatının da bunlardan etkilenmesine izin veriyor. Genç müzisyenler için değerini koruyacak beceriyi sorduğumda yanıtı kısa: Müzikal yenilik ve iyi sanatı yaratıp başkalarına aktarabilme yeteneği.

Komünite'de bir arada olmanın değeri

Mayer'in davulcunun fiziksel varlığına dair söyledikleri, bu projeyi yalnızca bir ses teknolojisi olarak görmemeyi sağlıyor. Canlı performansta izleyici, duyduğu sesin nasıl ortaya çıktığını da görüyor; vuruşun bedensel emeği ile duyulan ses arasındaki bağ, ona göre olaya gerçeklik ve yakınlık katıyor. Bunu kesin bir kural olarak sunmuyor, kendi ifadesiyle burada biraz da sezgilerinden söz ediyor.

Komünite'nin seçimi bu açıdan yazının sonunda yeniden anlam kazanıyor. QNB Terminal Kadıköy içinde yer alan mekân, konserleri, tiyatroyu ve farklı buluşmaları aynı topluluk alanında bir araya getiriyor; o gece de salonu dolduran kalabalık, bu bir aradalığın canlı bir örneğini oluşturdu. Mayer'e, bulunduğu yerin ve izleyiciyle kurulan ilişkinin anlık üretimi etkileyip etkilemediğini sorduğumda kısa bir yanıt veriyor: "Evet, fiziksel bir platform önemli. Çünkü gerçek. Yaşadığımız dönemde bu giderek daha kıymetli hale geliyor." ME/MACHINE'de makinenin sunduğu olasılıklar çoğalırken, bu elektronik-akustik müziğin son biçimini hâlâ sahnedeki insanın o an neyi duyduğu, nasıl karşılık verdiği ve bunu kimlerle paylaştığı belirliyor.

Yazı ve Fotoğraflar: Duygu Aydemir

Paylaş:


Yorum yapmak için tıklayın

Diğer Yazıları

9 saat önce

Afife'nin Açtığı Sahne Hep Dolu

18 gün önce

Sanatı Hayatın İçine Çağırmak

23 gün önce

İstanbul'un Dışında Bir Sanat Sahnesi

bir ay önce

Bir Hayatın Geri Alınışı: Bir Kadının Kavgaları ve Dönüşümleri

2 ay önce

Play Again: Rahşan Düren'in Sanatında Cesaret, Oyun ve Yeniden Başlamak

En Çok Okunanlar