ekavbanner1.jpg

Ateş Hattındaki Müzeler ve Kültürel Miras

Nazlı Kök Akbaş

2 gün önce

Jeopolitik gerilimlerin tırmandığı anlarda, dikkatler -anlaşılır bir şekilde- ülke sınırlarının korunması hususuna, petrol ve enerji rotalarının durumuna, hava sahası kontrollerine ve diplomatik söylemlere yönelir. Ancak savaşın görünür senaryosunun altında, sessiz bir cephe daha vardır: Müzeler.

Körfez bölgesinde ve İran çevresindeki savaş bölgesinde yüzlerce müze ve kültürel miras alanı bulunmaktadır. Suudi Arabistan, krallık genelinde 300 müze olduğunu bildirirken, diğer monarşiler onlarca büyük kuruma ev sahipliği yapmaktadır. Kültürel kurumlar, Körfez bölgesindeki monarşilerde, ulusal kimliğin ve küresel diplomasinin merkezine yerleşmiştir; bu nedenle, savaş sırasında müzelerin, dünya tarihi mirasının korunması artık teorik bir konu olmaktan çıkmıştır.

Louvre Abu Dhabi

UNESCO belgelerinden savaş bölgesindeki müze sayısına ilişkin istatistiklere baktığımızda, İran'da ülke genelinde yaklaşık 840 müze bulunuyor ve bunların yaklaşık 300'ü İran Kültür Bakanlığı tarafından yönetiliyor. Bu veriler ülkenin derin tarihi ve arkeolojik geleneğini yansıtıyor, buna ilaveten İran devleti sınırları dahilinde antik kentleri, sarayları ve arkeolojik alanları kapsayan yaklaşık 29 UNESCO Dünya Mirası Alanı da mevcut. Yine, UNESCO belgelerine göre, Suriye'de 40, Lübnan'da ise yaklaşık 21 müze mevcut.

 Bu veriler bize açıkça çatışma bölgesi ve çevresinin müzeoloji ve dünya tarihi mirası açısından Orta Doğu bölgesinin en zengin kültürel alanlarindan biri olduğunu gösteriyor.

Ülkeler Savaş Hattında Olduğunda Sanata Ne Olur?

Bölgesel gerilimlerin yoğunlaştığı dönemlerde, çağdaş Arap dünyasının en iddialı kültürel projelerinden birinin omurgasını oluşturan İslam Sanatı Müzesi, Katar Ulusal Müzesi ve Louvre Abu Dhabi gibi kurumlar genellikle ihtiyat fazına geçerler. Bütün müze programları askıya alınır. Ziyaretçi erişimi kısıtlanır veya geçici olarak durdurulur. Yurtdışına ödünç verilen eserlerin durumu ilgili ülkelerle diplomatik yollardan yeniden değerlendirilir.

Müzenin içerisinde ise, savaş tehdidi altında sanat eserlerinin korunmasını içeren müze savaş protokolleri hemen yürürlüğe konulur. Koleksiyon yönetimi ekipleri, kurum içinde acil durum protokolleri gereği, eserleri iklim kontrollü depolarda güvenli bir şekilde muhafaza etmek, hassas sergileme alanlarını güçlendirmek, yangın söndürme ve darbe azaltma sistemlerini gözden geçirmek, dijital envanterlerin ve sigorta belgelerinin güncel olmasını sağlamak için hemen harekete geçerler.

Birleşik Arap Emirlikleri ve Körfez ülkelerindeki müzeler modern koruma teknolojileri, mühürlü depolama kasaları, sıkı iklim kontrolü ve yangına karşı korunaklı, balistik çarpmaya dayanıklı güvenlik alanlarına sahiplerdir, eserler ivedilikle bu alanlara yerleştirilir.

Bu nokta da savaş zamanlarında başka bir paradoks kültürel mirası tehdit eder; bir müze küresel bağların sembolü haline geldikçe, savaş zamanlarında önemli bir hedef haline gelir.

Örneğin, Saadiyat Adası'ndaki bir başyapıt sadece bir resim değil; uluslararası iş birliğinin, başka bir deyişle, kültürel diplomasinin bir sembolüdür. Bu nedenle de korunması, ulusal itibarin korunması ile eşanlamlıdır.

Körfez monarşileri için müzelerini korumak sadece sanat eserlerini muhafaza etmekle ilgili değil; aynı zamanda on yıllar boyunca özen ve istikrarla inşa edilmiş kültürel iş birliği anlatılarını korumakla da ilgilidir.

İran Ulusal Müzesi

İran’da müzelerin, tarihi saraylarının durumu maalesef birçok açıdan daha kırılgan bir senaryoyu temsil etmektedir. İran'ın kültürel mirası binlerce yıla dayanır; Persepolis kalıntıları, Safevi mimarisi, Kaçar sarayları ve hâlâ günışığına kavuşmayı bekleyen geniş arkeolojik alanlar mevcuttur.  Tahran'daki Muhteşem İran Ulusal Müzesi, Pers uygarlığının derin dönemlerini anlatan eşsiz eserlere ev sahipliği yapılmaktadır.

İran'daki müzeleri, sanat eserlerini ve arkeolojik alanları tehdit eden risk sadece fiziksel yıkım değildir. Bunu yanında yağmalama, yasadışı tarihi eser ticareti, bazı gruplarca eserlerin düşüncelerine aykırı olması nedeniyle imha edilmesi gibi kritik birçok riskin yönetilmesini gerekmektedir.

Barış dönemlerinde, savaş zamanlarında müzeleri ve kültürel mirası korumak amacıyla ne tür çalışmalar yürütülmekte ve hangi anlaşmalar yapılmaktadır?

UNESCO himayesinde kabul edilen Silahlı Çatışma Durumunda Kültürel Varlıkların Korunmasına İlişkin Lahey Sözleşmesi, uluslararası hukukta en yaygın onay gören kültürel mirası koruma anlaşmalarından biridir. Körfez monarşileri; Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Kuveyt, Bahreyn, Umman dahil olmak üzere Orta Doğu'daki çoğu ülke Lahey Sözleşmesine Taraf Devletlerdir.
Bölgedeki diğer önemli devletler; İran, Irak, Ürdün, Lübnan, İsrail, Filistin ve Türkiye'dir. Küresel ölçekteki önemli güçler ise Fransa, Almanya, İtalya, Birleşik Krallık ve ABD'dir.

Lahey Konvansiyonuna imza atan bütün ülkelerdeki tüm büyük müzelerin yasal olarak uluslararası sözleşmenin genel koruması altında olduğu anlamına gelir.

Kısacası, öncelikle Lahey Sözleşmesi'ni imzalamış bir ülke, yine Lahey Sözleşmesi'ni imzalamış başka bir ülkeye saldırdığında, yasa ortadan kalkmaz.  Savaş koşullarında dahi her iki taraf da müzeleri ve kültürel mirası korumakla yükümlüdür. Saldırıya uğrayan ülke, müzelerini korumak için elinden gelen her şeyi yapmalıdır. Aynı zamanda, saldıran ülke de müzeleri, anıtları veya arşivleri kasıtlı olarak hedef almamak ve mümkün olduğunca zarar vermekten kaçınmakla yasal olarak yükümlüdür.

Savaş koşulları, savaşan ülkelerin tarihi mirası koruma yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.

Anlaşılacağı üzere, savaş koşullarında, barış zamanlarında imzalanan, bu ortak yükümlülük anlaşmaları son derece semboliktir. Anlaşmayla garanti altına alınmak istenen ortak bilinçtir; yani Lahey Sözleşmesi savaşan ülkelerin bu korkunç koşullarda dahi insanlık tarihi mirasına olan sorumluluklarının altını çizerek, korunabilmesi için ortak bir bilinci garantilemek amacındadır.
Uluslararası hukuk anlaşmaları, ne kadar önemli olsalar da, balistik gerçekliğe karşı fiziksel bir kalkan sağlamazlar.

Savaş bölgesindeki müzeler kasıtlı olarak saldırıya uğradığında, bu durum dünya kamuoyunda hemen büyük tepki uyandırır, bu yıkım saldıran ülkenin üzerinde dünya kamuoyunun ahlaki baskısını daha da artırır. Bu haklı tepki UNESCO gibi uluslararası kuruluşlar, akademik kurumlar ve küresel sanat topluluğu, aracılığıyla organize olarak savaş dönemlerinde insanlık tarihi mirasının korunmasında çok önemli rol oynar.

Bu kurumlar, oluşan hasarı şeffaf bir şekilde belgelendirirler, uluslararası medyayı harekete geçirirler, diplomatik protestolar başlatırlar, saldıran taraflarla kültürel ortaklıklarını askıya alırlar ve mümkün olan yerlerde uluslararası mahkemeler aracılığıyla konunun yargıya intikalini sağlarlar.

Kamuoyu bilinçlendirme kampanyaları ve   kültür liderlerinden gelen ortak açıklamalar, miras tahribatını "ikincil bir sorun" olmaktan çıkarıp, bu konuyu saldıran ülkenin üzerinde görünür, etik, global bir baskıya dönüştürmeye yardımcı olur .

Uluslararası sözleşmeler savaş zamanlarında göz ardı edilebilse de uzun vadede, ülkelerin siyasi, kültürel ve tarihsel istikrarları, dünyanın bu ihlalleri nasıl hatırladığına bağlıdır. Bu anlamda, yasal mekanizmalar yetersiz kaldığında dahi, kamu vicdanı her türlü yıkıma karşı bir direniş biçimi haline gelir.



En Çok Okunanlar

Bizi Whatsapp'ta takip edin