Türkiye’de sanat fuarları artık yalnızca eserlerin sergilendiği geçici mekânlar değil; aynı zamanda güç ilişkilerinin, merkez–çevre geriliminin ve kültürel temsil meselelerinin görünür hâle geldiği aynalar. Her yeni fuar, yalnızca bir organizasyon değil, “kimler davetli, kimler dışarıda” sorusuyla birlikte geliyor. Bu yıl gündeme gelen Art Show – Galeriler Buluşması da tam olarak bu sorular etrafında konuşuluyor.
Art Show, ilk bakışta Türkiye sanat ortamında uzun süredir ihtiyaç duyulan bir dil değişikliğini vaat ediyor. Rekabet yerine dayanışmayı, tekil parıltılar yerine kolektif bir varoluşu öne çıkaran bir söylem kuruyor. Galerileri bir pazar mantığı içinde yarıştırmaktan ziyade, ortak bir zeminde buluşturmayı hedeflemesi, mevcut fuar alışkanlıklarına mesafeli duranlar için umut verici. Ancak tam da bu iddialı söylem, bazı eksiklikleri daha görünür hâle getiriyor. Claire Bishop’ın “katılım” kavramını tartışırken uyardığı gibi, “birliktelik iddiası, dışarıda bırakılanları görünmez kıldığında, kapsayıcı olmaktan çok sembolik bir jest hâline gelir.”
Bunların başında, İstanbul dışındaki galerilerin organizasyona davet edilmemesi geliyor. Türkiye’nin sanat üretimi uzun zamandır yalnızca İstanbul’a sıkışmış değil; Ankara, İzmir, Diyarbakır, Eskişehir, Mersin gibi şehirlerde hem genç hem de köklü galeriler, güçlü sanatçılarla üretim yapıyor, risk alıyor ve yerel izleyiciyle sahici ilişkiler kuruyor. Buna rağmen Art Show’un bu coğrafi çeşitliliği temsil etmemesi, ister istemez şu soruyu doğuruyor: Dayanışma kimler arasında?

Bu durum yalnızca bir organizasyon tercihi olarak okunamaz; aynı zamanda Türkiye’de sanatın hâlâ büyük ölçüde merkezileşmiş bir yapı içinde hareket ettiğinin de göstergesi. İstanbul, ekonomik ve kültürel ağırlığıyla elbette belirleyici bir rol oynuyor; ancak çağdaş sanatın çoğul yapısı, bu ağırlığın tek başına yeterli olmadığını uzun zamandır söylüyor. İstanbul dışındaki galerilerin görünmez kılınması, niyet ne kadar kapsayıcı olursa olsun, söylem ile pratik arasındaki mesafeyi büyütüyor.
Avrupa’daki sanat fuarlarına bakıldığında bu mesafenin başka biçimlerde kurulduğu görülüyor. Örneğin Art Basel yalnızca Basel’i değil, tüm İsviçre’yi ve hatta komşu ülkelerden galerileri kapsayan bir ekosistem fikriyle çalışıyor. Frieze London, Londra merkezli olmasına rağmen Britanya dışındaki genç galerilere alan açmayı bir prestij meselesi olarak görüyor. Listeye girip girmemek elbette her yerde tartışmalı; ancak davet politikalarının şeffaflığı ve coğrafi çeşitliliği önemseniyor. Fuar, yalnızca bir şehir vitrini değil, ülkenin kültürel haritası gibi düşünülüyor.
Türkiye’de ise fuarlar çoğu zaman İstanbul’un zaten tanıdık olan sanat çevresini yeniden üretme riski taşıyor. Bu durum yalnızca dışarıda kalan galerileri değil, izleyiciyi de etkiliyor. Avrupa’daki birçok fuarda, kamusal alan projeleri, şehir geneline yayılan sergiler, ücretsiz konuşma programlarıyla sanat, fuar alanının dışına taşarken; Türkiye’de bu açılım henüz sınırlı kalıyor. Buna rağmen son yıllarda fuarlara paralel konuşmalar, bağımsız inisiyatiflerin görünürlük kazanması ve genç sanatçıların daha cesur işlerle yer bulmaya başlaması, umut veren gelişmeler arasında.

Elbette Avrupa fuarlarının da kusursuz olduğunu söylemek mümkün değil; orada da piyasa baskısı, yıldız sanatçı döngüsü ve koleksiyoner merkezli kararlar ciddi biçimde eleştiriliyor. Ancak fark, bu eleştirilerin fuarın yapısına dâhil edilmesi. Eleştiri, sistemin dışında değil, tam merkezinde duruyor. Türkiye’de ise eleştiri hâlâ çoğu zaman “kenardan” konuşuyor.
Art Show’un asıl potansiyeli de tam burada ortaya çıkıyor. Eğer gerçekten yeni bir model önerilecekse, bu yalnızca estetik bir dil ya da dostane bir söylemle değil, kapsayıcı bir davet anlayışıyla mümkün olabilir. İstanbul dışındaki galeriler, yalnızca kontenjan doldurmak için değil, Türkiye sanatının çoğulluğunu temsil ettikleri için masada yer almalı. Çünkü güçlü olan, merkezi genişleten yapıdır.
Belki de Türkiye’de sanat fuarlarının geleceği, Avrupa’yı taklit etmekte değil; kendi coğrafyasını ciddiye almakta yatıyor. Art Show ve benzeri girişimler, bu cesareti gösterebildikleri ölçüde gerçekten dönüştürücü olabilir. Aksi hâlde fuarlar, yalnızca güzel ışıklandırılmış ama dar bir çemberin içinde dönüp duran vitrinler olarak kalmaya devam edecek.
22 gün önce
Formun Ötesinde: Sanatla Temas Halinde
bir ay önce
Algoritmanın Gözü: Değişen Sanat Algısı
2 ay önce
Türkiye’de Sanat Galerileri ve Sanatçılar: Kırılgan Bir Ortaklık
2 ay önce
Guerilla Girls’ün Maskesinden Bugüne Bakmak
3 ay önce
Artweeks Istanbul 12. Edisyonuyla Şehrin Kültürel Ritmini Belirliyor