3a7e4156-a51b-4e86-8628-bf6c58d1ed0d.jpeg

Barcelona'da Magritte’in Makinesi! | Yazan Seylan Kandak

Seylan Kandak

11 gün önce

Barcelona Caixaforum’da gerçekleşen, Belçikalı sanatçı Rene Magritte’in retrospektif sergisi 25 Şubat - 6 Haziran 2022 tarihleri arasında izleyiciyle buluştu. 

Caixaforum, Magritte sergisi. Fotoğraf @seylankandak 

2016 yılında Paris George Pompidou Müzesi'nde gerçekleşen daha geniş çaplı Magritte retrospektifini gezmiş olmama rağmen farklı küratörlerin izleyiciye sanatçıların farklı yönlerini sunabileceği fikriyle sergiye hevesle gidiyorum. Açıkçası son derece dikkat çekici sergi başlığı Makine Magritte de merakımı cezbetti. Serginin girişinde gözüme çarpan metinde, Magritte’in, işleriyle ilgili kendi cümleleriyle yaptığı açıklama, retrospektif serginin tamamındaki eserlerin neden makine olarak adlandırıldığını gösterir nitelikte. Sürrealist çalışmalarıyla bilinen sanatçı, bugüne kadar binlerce iş gerçekleştirdiğini ancak çok daha az sayıda yaratım yaptığını söylemiş. Sanatçının gerçekleştirdiği binlerce tuval, yarattığı imajların tekrarlarından, çeşitlemelerinden ve kombinasyonlarından oluşuyor. Magritte: “… böylece gizemi daha çok netleştiriyorum ve daha iyi işliyorum,” diyor. Magritte’in makinesinde resim bir düşünme şekli. Yaratılan imajlarda hiçbir şey ilk an göründüğü gibi değil. Her tuvalde çözülmesi gereken bir bilmece izleyiciyi bekliyor. Sanatçı, eserlerinde resmin ve düşüncenin ilişkisini araştırıyor ve izleyiciyi “ne gördüğünü” düşünmeye teşvik ediyor.

Caixaforum, Magritte sergisi. Fotoğraf @seylankandak 

Sergi Magritte’in yoğun olarak işlediği temalar çerçevesinde şekillenmiş, dolayısıyla kolay bir okunurluk oluşturulmuş. Ayrıca tüm geçişlerde işlenecek temada kullanılan ana figürlerin konturları alınarak geçiş kapılarına bu figürlerin formu verilmiş. Sergiye içerik açısından bir katkı sağlamasa da yeni nesil sergilerdeki estetik çabalara güzel bir örnek oluşturduğunu söylemek mümkün. 

Caixaforum, Magritte sergisinden görüntüler. Fotoğraflar @seylankandak

İlk bölüm Sihrin Gücü, Rene Magritte’in resim ve fotoğrafla gerçekleştirilen otoportrelerini bir araya getiriyor. Bu bölümde sanatçı kendini gerçekleştirmekten öte kendiyle ilgili bir efsane yaratma derdinde. İmajlar hep ironi filtresi ardından doğa üstü güçleri olan bir Magritte gösteriyor. Resimlerinden birinde, sofrada oturan sanatçının iki eli çatal bıçakla eti keserken, üçüncü eli ağzına ekmek parçası götürüyor, dördüncü eliyse şarap servisi yapıyor. İmkânsız Girişim adlı bir başka eserde Magritte’i nü resmederken görüyoruz ama sanatçı tuvale değil boşluğa resim yapıyor ve karşısındaki nü, sanatçı resminde ilerledikçe oluşuyor. Burada yüzey ve çerçeve, model ve ressam, resim ve heykel, otoportre ve model kavramları tartışmaya açılıyor. Bu resim, Afrodit heykelini gerçekleştirdikten sonra ona âşık olan ve hayat veren Pygmalion efsanesine gönderme yapıyor.  

 

René Magritte, İmkânsız Girişim, 1928

İkinci bölüm Görüntüler ve Kelimeler, Magritte’in değindiği en önemli meselenin kapısını aralıyor. Bu alandaki çalışmalar Belçikalı sanatçının 1927 ile 1930 arasındaki Paris günlerinde gerçekleştirdiği resimler. Kendini Fransız sürrealistler grubuna kabul ettiren Magritte tuvalleri gerçekleştirirken okul fişlerinden ilham almış. Okullarda çocuklara bir resim altında o resimdeki imajın karşılığı olan kelimenin el yazısıyla gösterildiği fişleri değiştirerek, bir görsel ve görseli anlatmayan bir kelime kullanmış. Ardından daha da karmaşık bir yol izleyerek sadece lekeler, formlar, konturlar ve kelimeler kullanmış. Bu uygulama Sürrealizm ve Dadaizm’de kullanılmış olan yan yana anlamsız kelimeleri fonetik veya görsel bir uyumla bir araya getirerek şiir yazma akımını da çağrıştırıyor.

 

René Magritte, Masa, Okyanus ve Meyve, 1927 Fotoğraf @seylankandak

Kelimeleri hem anlam hem tipografi olarak resme dahil eden sürrealistin sanat tarihinde iz bırakmış eseri İmgelerin İhaneti (Bu bir pipo değildir yazılı pipo betimlemesi) tablosu Barcelona sergisinde bulunmasa da, yukarıda bahsi geçen resimlerden hareketle onu da anmak yerinde olur. Resimde yazılı olan : “Bu bir pipo değildir.” cümlesi ne anlatıyor olabilir ? Bu bir pipo değil ama onun resmidir veya senin baktığın yerde bir pipo değil üzerinde pipo resmi bulunan bir tuval vardır demek istiyor olabilir sanatçı. Belki de Magritte insanın her gördüğüne inanması ya da üzerine düşünmemeyi seçmesine dikkat çekiyor. Magritte’in resmini toplumsal bir eleştiri olarak kabul edersek günümüze de uyarlamak mümkün. Modern çağ dediğimiz dönem de insanlara süslü imgelerle en büyük yalanların söylendiği ve insanların da gördüklerine inandıkları bir dönem deği mi?

Magritte’in 1929’da İmgelerin İhaneti eseriyle attığı adımı daha da ileriye taşıyan en önemli isimlerden biri, çağdaş sanatçı Joseph Kosuth. 1965 yılında gerçekleştirdiği Bir ve Üç Sandalye (One and Three Chairs) eseri, bir sandalyenin kendini, sandalyenin bire bir boyutlardaki fotoğrafını ve sandalyenin sözlükteki karşılığını yan yana izleyiciye sunuyor. Kosuth bir sandalye betimlemesi değil bir sandalye olgusu üzerinde düşünmeye itiyor bizi. Aslında her iki sanatçı da imaj, gerçeklik, algı ve anlam arasındaki ilişkileri sorguluyorlar. İşlenen kavramlarsa dilbilime selam veriyor: gösterge, gösteren ve gösterilen (signe, signifiant, signifié). 

 

René Magritte, İmgelerin İhaneti, 1927 

 

Joseph Kosuth, Bir ve Üç iskemle, 1965

Bir sonraki bölüme verilen isim Figür ve Fon. Sürrealist sanatçı ve teorisyen Max Ernst’in elle yapılmış kolajlar olarak nitelendirdiği Magritte tablolarında sıklıkla rastladığımız prosedür, figür ve fonun yer değiştirmesi. Sanatçı figürlerin konturlarını saklayıp içeriğini fon ile değiştiriyor. Fon Magritte için çoğu zaman bulutlu bir gökyüzü, sık yapraklı bir orman veya kullandığı kâğıdın kareleri. Bu tablolarda figür siluete dönüşerek kimliğini kaybederken fon esas unsur olarak sahneye çıkıyor. 

Çerçeve ve Pencere bölümündeyse sanatçının aynı manzarayı farklı tuvallerde çerçeveli olarak gösterdiği, çerçeve içinde pencere bulunan, tablo içinde tablo sunan eserlerini görüyoruz. Görsel olarak kafa karıştırıcı bu tablolar izleyicide şüphe yaratıyor. Aslında Magritte sanat alanında antik resimlerden beri işlenen ve Rönesans döneminde perspektifin bulunuşundan beri tekrar tekrar gündeme gelen temel bir kavrama gönderme yapıyor. Kadraj içinde kadraj olarak adlandırabileceğimiz bu kavram hem algıda karışıklık yaratıyor hem de sanatta mimesis olgusunu (doğadakini bire bir taklit etme) tartışmaya açıyor. “Model doğa olduğunda resim ne kadar gerçek ne kadar kurgudur?” sorusunu ortaya koyuyor. Ressam resmi yaptığında gerçek dünyaya bir pencere mi açar? Pencerenin iskeleti görünmeli midir? Peki resim içinde manzaraya bakılan pencere ve ardından manzara ve manzara içinde yine bir manzara tablosu varsa gerçeklik bu karmaşanın neresindedir?  

 

René Magritte, Yüksek Sosyete, 1965-66 Fotoğraf @seylankandak

René Magritte, Büyük Aile, 1973 Fotoğraf @seylankandak

Portre ve Maske bölümde Magritte’in insan figürlerine yoğunlaşıyoruz. Magritte figürlerinin yüzünü saklamak için hep bir muziplik düşünmüş. Suretler kimi zaman bir ışık kaynağı, kimi zaman bir geometrik şekille veya bir örtüyle gizlenmiş. Portre olarak adlandırılacak bir tabloda belki de tek önemli unsur olan yüzlerin saklanması, izleyicileri yine Magritte’in gizemli yanını keşfetmeye çağırıyor. Mimetizm (Mimesis teorisi) başlığı altında toplanan tablolarda aslında diğer bölümlerde yer alabilecek tablolar küratör yorumuyla bu bölümde buluşmuş. Sergi kurucular bu alanda figür ve fonun iyice iç içe geçtiği, gizem ve bilmece dozu yüksek, metamorfoz ve yabancılaşma temalarını işleyen eserleri bir araya toplamış. Magritte’in açıklama metninde yer alan alıntısı bu alandaki eserler için açıklayıcı olacaktır. “Benzeme bir eylemdir ve yalnızca düşünceye ait bir eylemdir. Benzemek içinde taşıdığın şeye dönüşmektir. Bu nedenle sadece düşünce içinde barındırdığı şeye dönüşebilir.” Magritte aynı tablo içinde benzeme kavramını alıp dönüşmeye ve hatta kamuflaja taşıyor. Objeler farklı objelerle hibrid organizmalara, figürler fonlara, gölgeler figürlere eviriliyor.

René Magritte, Zihin Jimnastiği, 1936 Fotoğraf @seylankandak

René Magritte, Gönül Çelen, 1950 Fotoğraf @seylankandak

Sergide bir alan Magritte’in fotografik görüntülerine ayrılmış. Sergileme biçimi siyah beyaz ve küçük ebatlı fotoğraflara bakmayı kolaylaştıracak şekilde panoların üzerinde sunulmuş. Bu alanda sanatçının ailesiyle ve sanatçı dostlarıyla fotoğrafları, ayrıca çalışırken görüntüleri ve otoportreleri yer alıyor.  

 

Caixaforum, Magritte sergisi. Fotoğraf @seylankandak

Son alana ise Megalomanya ismi verilmiş. Burada Magritte’in sanatsal gücüne gönderme yapılıyor zira eserlerde Duchamp’ın hazır nesnelerle üç boyutlu olarak yaptığı çalışmalara benzer şekilde Magritte de tuvallerinde bir nesneyi kendi işlevinden ve kullanım alanından çıkarıp başka bir ortama taşıyor, ona yeni bir kimlik kazandırıyor, bu yolla objenin görünürlüğünü artırıyor. Sanatçı, nesnelerin boyutlarını da değiştirerek onları devleştiriyor ve farklılaştırıyor. Gerçeküstücüler bu durum için haricileştirme terimini kullanıyor. Magritte’in bu yaklaşımının karşılığını güncel sanatta daha çok heykel alanında bulabiliyoruz. İlk aklıma gelen Ron Mueck’in aşırı büyük veya küçük ölçekte gerçekleştirdiği hiperrealist insan figürleri. 

René Magritte, Büyüklük Deliliği, 1962 Fotoğraf @seylankandak

René Magritte, Gerçeklerin Hissiyatı, 1963 Fotoğraf @seylankandak  

Megalomanya alanındaki Magritte sergisindeki dev tabloların yanında mütevazı duran Dinleme Odası eserinde bir odanın ortasında duran dev yeşil elma resmedilmiş. Gerçekçi şekilde betimlenmiş dev elmanın dış konturları odanın tavanına ve duvarlarına teğet geçiyor. Elmanın doğallığı sahnenin kurgusuyla yapaylaşıyor. Magritte’in dar alana sıkışmış dev elması için sergide Lewis Carroll’un Alice Harikalar Diyarında öyküsüne gönderme yapılmış. 

  

René Magritte, Dinleme Odası, 1958 Fotoğraf @seylankandak

Bana göre Magritte’in kuramcılığı, zanaatkarlığının kat be kat önünde. Bu nedenle kanımca izleyiciler, görsel bir şölenden çok zihinsel bir festival yaşıyor. Eminim ki sergiyi gezenler Magritte’in gizemini anlamlandırmaya başlasa da buradan kafalarında henüz yanıt bulamamış yeni sorularla ayrılıyor.

Yazı ve Fotoğraflar: Seylan Kandak



En Çok Okunanlar