Dikkat: 50 Sanatsal İnek Galataport'ta Karşınıza Çıkabilir!

Fulden Karayel Okumuş

20 gün önce

Bir sanat eserine baktığımızda ne görürüz? Renkleri mi, formu mu, tekniği mi? Peki ya size o eserin aslında bir ayna olduğunu söylesem? İçinde kendinizi, hatıralarınızı, belki de hiç tanımadığınız bir yanınızı görebileceğiniz bir ayna. Yıllar önce fransız bir yazar tam da bunu söylemiş.

Anais Nin, Minotaur'un Baştan Çıkarılışı’nda şöyle diyor: "Biz şeyleri oldukları gibi değil, olduğumuz gibi görürüz." Bu cümleyi her okuduğumda biraz daha hak veriyorum. Ülkemizde sanatı kamusal alanla buluşturan, genç yeteneklere alan açan projeler her geçen gün çoğalıyor ve itiraf etmeliyim, bu tablo içimi ısıtıyor. Bu sözün en güzel yansımalarından biri de şu an Galataport'ta. Dikkat İnek Çıkabilir sergisi sanatseverlerle buluşuyor. Sütaş, yarım asırlık yolculuğunu kutlarken sanatı ve genç yetenekleri hikayesine dahil etmiş, Genç Sanatçı Platformu BASE iş birliğiyle hayata geçen bu proje, bir markanın 50 yıllık mirasını geleceğe taşımanın en yaratıcı yollarından biri.

Galataport - Simay Ultan - Blossom ( İstanbul)

23 Aralık 2025'te Galataport İstanbul'da başlayan sergi, sanatı galeri alanlarından çıkarıp şehrin nabzıyla buluşturuyor. Belki bir kahve alırken, belki denize bakarken, belki de öylece yürürken karşınıza çıkacaklar. Tıpkı hayatın kendisi gibi: Beklenmedik, şaşırtıcı ve tam da olması gerektiği yerde. Ardından bu renkli yolculuk Türkiye'nin farklı şehirlerine taşınacak.

Bu seçkiye baktığımda Anais Nin’e hak vermemek elde değil. Peki bir ineğin sanat eseri olması için ne gerekir? Tuval mi, fırça mı, yoksa onu bambaşka gözlerle görmeyi başaran bir sanatçı mı? Aslında cevap çok basit, Cesaret. Türkiye'nin 20 farklı ilinden 50 genç sanatçı, aynı inek figürleriyle 50 farklı hikayeye dönüşüyor.

Galataport - Burak Yavuzyılmaz - Işığın Anatomisi

Bir inek düşünün. Ama herhangi bir inek değil. Yıllardır ekranlardan evlerimize konuk olan, kimi zaman kanatlanıp uçan, kimi zaman sahaya inip gol atan, bazen de öylece durup bize gülümseyen o bildik Sütaş ineği.

Sabah kahvaltılarında sofranın başköşesinde, televizyon reklamlarında, çocukluk anılarımızın en tatlı köşesinde hep oradaydı. Ta ki 50 genç sanatçı onu alıp bambaşka bir gözle bakmaya karar verene kadar. Her sanatçı, doğup büyüdüğü coğrafyanın renklerini, kokularını ve sessiz mirasını ineğin bedenine taşıdı; Van'dan bir zihin labirenti geldi, Şırnak'tan mavinin içinde süzülen bir rüya. Mardin'den toprak kokan, köklere uzanan kadim bir miras, Kayseri'den neşe fışkıran karikatürler, Diyarbakır'dan varoluşu sorgulayan binlerce nokta... Her heykel bir coğrafyanın, bir neslin, bir yüreğin sesi oluyor.

Galataport - İlksen Biçer - Bağ

Dikkat İnek Çıkabilir! aslında bir sergiden çok, sokakta başlayan bir sohbet. Sürdürülebilirlik, kadın emeği, gelenek ve çağdaşlık... Her heykelin bir hikayesi, bir sorusu var. Cevaplar mı? Onlar size kalmış. 4 Ocak 2026'ya kadar Galataport İstanbul'daysınız, mutlaka uğrayın. Ama önce gelin, bu hikayelerin arkasındaki isimlere yakından bakalım.

Van'dan Şırnak'a, Mardin'den Kayseri'ye: 20 Şehrin Sesi Galataport'ta!

Ayşe Başol - Stylish Milk - İstanbul

Ayşe Başol - Stylish Milk - (İstanbul)

İstanbul'dan Ayşe Başol, ineği alışıldık bağlamından koparıyor. Artık ne çayırda ne ahırda; dantellerle süslü bir sahne figürü olmuş.

Başol'un işinde ince bir ironi var. Doğallık ile yapaylık, masumiyet ile gösteriş yan yana duruyor. Çağdaş seramikle kurulan bu anlatı, insanın doğayı estetikleştirme arzusunu mizahi bir dille sorguluyor. Şıklık kime göre, neye göre?

Şirin Sağlam - Influencer Meşin - Diyarbakır

Şirin Sağlam - Influencer Meşin - (Diyarbakır)

Diyarbakır'dan Şirin Sağlam, bu işinde ciddi bir espri var. Karşımızda bir inek ama bildiğimiz inek değil: dijital nomad, freelancer, gezgin. Sırtında minyatür bez evi, dünyayı dolaşıyor ve sütünü online satıyor.

Çiftlik hayatıyla startup kültürünün bu beklenmedik buluşması, tarım ve hayvancılığı bambaşka bir yerden anlatıyor. Sağlam'ın derdi belli: gençlere bu dünyayı sevdirmek, ama vaaz vererek değil, güldürerek.

Simay Ultan - Blossom - İstanbul

Simay Ultan - Blossom ( İstanbul)

Simay Ultan, Sütaş'ın 50. yılı için tasarladığı bu heykelde ineği porselen çiçeklerle sarmalıyor. Ortaya çıkan form, baharın o bildik vaadini taşıyor: yeniden doğuş, taze bir başlangıç.

Elli yıllık bir yolculuk, çiçek açan bir heykelde somutlaşıyor. Ultan'ın işi sadece bir kutlama değil aslında. Daha renkli, daha barışçıl bir dünya hayalini de içine alıyor. Ve izleyiciyi tam da oraya, o umut dolu yere davet ediyor.

Veysel Daşçı - Bereket - Kahramanmaraş

Veysel Daşçı - Bereket - (Kahramanmaraş)

Kahramanmaraş'tan Veysel Daşçı, inek figürünü geleneksel süsleme sanatlarıyla buluşturuyor. Heykelin üzerinde dolaşan altın motifler, Osmanlı ve Anadolu nakış geleneğinden izler taşıyor.

Aslında Daşçı'nın yaptığı bir çeviri işi: Yüzyıllık bir estetik dili alıp bugüne taşımak. Bereket kavramı burada sadece tarımsal üretimi değil, kültürel mirası da kapsıyor. Gelenek ve çağdaşlık aynı formda, yan yana, iç içe.

Oğulcan Alkan - Birikim - Konya

Oğulcan Alkan - Birikim - (Konya)

Konya'dan Oğulcan Alkan, ineği bir arşive dönüştürüyor. Bu organik bedenin üzerinde Türkiye'nin farklı şehirlerinden mimari izler var. Coğrafya, kültür, üretim hepsi burada toplanıyor.

Alkan'ın meselesi açık: Doğa ve kent, gelenek ve modernlik birbirinin karşısında olmak zorunda değil. Aynı bedende, aynı hikayede yan yana durabilirler. Bu heykel o birlikteliğin mümkün olduğunu gösteriyor.

Nalin Yeşilbaş - Gym İneği - İstanbul

Nalin Yeşilbaş – GYM İneği (İstanbul)

İstanbul'dan Nalin Yeşilbaş, spor salonlarının estetik evrenini inek figürüne giydiriyor. AirPods takmış, akıllı saatini bağlamış, kırmızı ojeli, crop top ve taytlı. Günümüz fitness dünyasının tüm abartılı kodları burada.

Kahverengi yoga matı toprağa gönderme yaparken, termos ve dumbbell ironik bir protein şakası taşıyor. Yeşilbaş'ın işi güldürürken düşündürüyor: Süt zaten doğanın proteini değil miydi?

Sefer Tan - Zihin Labirenti - Van

Sefer Tan – Zihin Labirenti (Van)

Van'dan Sefer Tan, bu eserinde bize zihninin haritasını çıkarıyor. Bir inek ve buzağı heykeli, ama sıradan bir figür değil bu. Yüzeyi kaplayan çizgiler sanki düşüncenin, hatıraların, duyguların akışını gözler önüne seriyor.

Tek renk kullanması tesadüf değil; böylece bakışlarımız doğrudan çizgiye ve forma yöneliyor. Ve orada, o beyaz yüzeyde dolaşan karmaşık hatların içinde hem kaos hem düzen bir arada yaşıyor. Tıpkı zihnimizin kendisi gibi.

Sefer Tan'ın bu çalışması aslında bir davet: Kendi zihinlerimizin labirentlerinde gezinmeye, o koridorlarda kaybolmaya ve belki de orada bir şeyler bulmaya.

Murat Yumak - Mavi Rüya - Şırnak

Murat Yumak – Mavi Rüya (Şırnak)

Şırnak'tan Murat Yumak, geleneksel süt üretiminin sembolünü çağdaş bir gözle yeniden ele alıyor. Renkli desenlerle bezeli inek figürü, doğallığı ve teknolojiyi aynı yüzeyde buluşturuyor.

Yumak'ın işi bir köprü aslında. Bir uçta kökler, diğer uçta gelecek. Ve ortada, bu ikisini birbirine bağlayan canlı renkler, cesur desenler. Mavi Rüya, geçmişe saygı duyarken yarına bakmaktan çekinmiyor.

Batuhan Daşdemir - Renkli Dost - İstanbul

Batuhan Daşdemir - Renkli Dost - (İstanbul)

İstanbul'dan Batuhan Daşdemir, inek figürünü soyut bir dille yeniden kuruyor. Çizgiler ve boya katmanları figürü çevresiyle konuşturuyur, birbirinden ayırmak zor.

Daşdemir'in işinde hafıza var, emek var, endüstriyel üretimin izleri var. Ama asıl ilginç olan boşluklar. O boşluklar ve çizgiler izleyiciyi pasif bir seyirci olmaktan çıkarıp aktif bir algı sürecine çekiyor. Bakmak yetmiyor, görmek gerekiyor.

Ömer Kılıç - Miras - Mardin

Ömer Kılıç – Miras (Mardin)

Mardin'den Ömer Kılıç, doğayla insan arasındaki o kadim bağı heykele dönüştürüyor. Motiflerin her biri bir şey anlatıyor: yaşamın başlangıcı, üretim, nesilden nesile aktarım.

Renklere bakınca toprak var, su var, emek var. Kılıç'ın bu işi aslında bir hatırlatma: Yaşam bir döngü ve biz o döngünün hem içindeyiz hem de taşıyıcısıyız. Miras, sadece geçmişten gelen değil, geleceğe bırakacağımız şey de.

Begüm Malkoçlar - Benim İneğim 10 Yaşında - İstanbul

Begüm Malkoçlar – Benim İneğim 10 Yaşında (İstanbul)

İstanbul'dan Begüm Malkoçlar, bu heykeli bir teşekkür olarak tasarlıyor. Hayatta kendi şeklini keşfetme cesareti gösterenlere, içindeki çocuğu kucaklayanlara ve bu eğlenceli projeyi hayata geçiren Sütaş'a.

Malkoçlar tasarlarken çok eğlenmiş, bu belli. Ve güzel bir şey söylüyor: 10 yaşındaki ben şimdiki benimle gurur duyardı. Belki de en güzel başarı ölçütü bu. Çocukluğumuzun onayını almak.

Pelin Bulu Yılmaz - Hadi Gülümse - Kayseri

Pelin Bulu Yılmaz – Hadi Gülümse (Kayseri)

Kayseri'den Pelin Bulu Yılmaz, elli yıllık kurumsal hafızayı neşeyle buluşturuyor. Karikatürlerle kaplı inek figürü, ciddi bir şeyi anlatıyor aslında ama bunu gülümseterek yapıyor.

Kuşaklar boyu kurulan o samimi bağ burada somutlaşıyor. Yılmaz'ın daveti basit: Hadi gülümse. Çünkü elli yıl boyunca sofralarda, kahvaltılarda, hatıralarda birlikte olmak gülümsemeyi hak ediyor.

Ece Güler - Birlik - Kütahya

Ece Güler – Birlik (Kütahya)

Kütahya'dan Ece Güler, hem seramik sanatçısı hem de endüstriyel üretimde deneyimi olan biri olarak bu işte kendi geçmişiyle yüzleşiyor. Duvar karoları burada alışıldık işlevlerinden sıyrılıp mozaik bir anlatı yüzeyine dönüşüyor.

Her parça emeği ve zamanı görünür kılıyor. Güler'in Birlik'i, doğayla uyumlu üretimin mümkün olduğunu söylüyor. Parçalar ayrı ayrı durabilir ama asıl anlam bir araya geldiklerinde ortaya çıkıyor.

Betül Günder - Kozmik Döngü - Sakarya

Betül Günder – Kozmik Döngü (Sakarya)

Sakarya'dan Betül Günder, heykelin yüzeyinde gökyüzüyle yeryüzünü buluşturuyor. Yukarıda takımyıldızlar zamanı ve sürekliliği anlatıyor, aşağıda yeşil formlar toprağın bereketini taşıyor. Süt damlaları ise tam ortada, yaşamın kaynağı olarak.

Günder'in kurduğu bu sembolik evren, doğayla ve çevreyle kurulan bağı kozmik bir ölçeğe taşıyor. Küçük bir süt damlasından sonsuz bir döngüye uzanan hikaye burada, bu heykelde.

Bade Yardımcı - Milky Way - Antalya

Bade Yardımcı - Milky Way - (Antalya)

Antalya'dan Bade Yardımcı, güzel bir kelime oyunuyla başlıyor. Milky Way hem sütün yolu hem de galaksimizin adı. Bu çift anlamlılık eserin tam kalbinde duruyor.

Yıldızlar ve nebulalarla bezeli inek figürü, gökyüzünün büyüleyici ihtişamını yeryüzünün tanıdık simgesiyle buluşturuyor. Yardımcı'nın işi bir hatırlatma aslında: Bir bardak süt de evrenin mucizeleri kadar olağanüstü.

Bahar Güleç Calda - Var Olmak - İstanbul

Bahar Güleç Calda – Var Olmak (İstanbul)

İstanbul'dan Bahar Güleç Calda, inek figürünü kadın emeğiyle buluşturuyor. İkisi de besleyen bedenler, ikisi de üretimin ve bereketin sessiz taşıyıcıları.

Anadolu'da kadınlar bastırılan seslerini oya ve dantellerle dile dönüştürdü. Calda'nın heykeli o geleneği sahipleniyor. Sessizliği aşan, besleyen, taşıyan kadın varlığı burada görünür oluyor. Var Olmak, bir bellek alanı aslında. Görülmeyenin nihayet görüldüğü yer.

Ebru Albayrak - Sessiz Göç - Eskişehir

Ebru Albayrak - Sessiz göç - ( Eskişehir)

Eskişehir'den Ebru Albayrak, şiirsel bir soru soruyor: Göç yalnızca kanatların hareketi midir, yoksa bedenin hafızasında taşınan sessizlik de göç sayılır mı?

Heykelin üzerinde gözleri kapalı kuşlar var. Bitmiş bir yolculuğu değil, henüz başlamamış bir düşü temsil ediyorlar. İnek ise bu düşlerin çobanı. Yön vermiyor, yalnızca taşıyor. Albayrak'ın işi, göçün görünmeyen halini görünür kılıyor.

Elif Çoban - Yeşeren - Kocaeli

Elif Çoban - Yeşeren - (Kocaeli)

Kocaeli'den Elif Çoban, doğayla bütünleşme fikrini heykelin merkezine koyuyor. İnek figürü çevresiyle ilişki içinde dönüşüyor, üzerinde canlılık ve umut taşıyor.

Çoban'ın mesajı net: Dengeler korunduğu sürece yaşam gelişir. Yeşeren, bu basit ama unutulmaya yüz tutmuş gerçeğe dikkat çekiyor. Doğayla kurduğumuz ilişki ne kadar sağlıklıysa, biz de o kadar yeşeririz.

Tolga Akbaş - DiskoMö - İstanbul

Tolga Akbaş - DiskoMö - (İstanbul)

İstanbul'dan Tolga Akbaş, ayna yüzeyli bir inek figürüyle karşımıza çıkıyor. Heykel çevresindeki her şeyi olduğu gibi yansıtıyor: gökyüzünü, binaları, ağaçları, gelip geçen insanları.

Akbaş'ın işi filtresizliği ve saflığı görselleştiriyor. DiskoMö şehrin ortasında duruyor ama aslında doğanın bir uzantısı gibi. Ne eklemiş ne çıkarmış, sadece yansıtıyor. Belki de saflık tam olarak bu.

Zuhal Erbaş Çağlar - Harmoni - Ankara

Zuhal Erbaş Çağlar - Harmoni - (Ankara)

Ankara'dan Zuhal Erbaş Çağlar, inek figürünü çok renkli kumaş öbekleriyle kaplıyor. Her parça farklı ama bir araya geldiklerinde bir bütün oluşturuyorlar.

Çağlar'ın işi kolektif yapının gücünü gösteriyor. Çeşitlilik, denge, süreklilik. Harmoni, bu kavramları soyut bırakmıyor, bedensel bir form üzerinden görünür kılıyor. Farklılıklarımız bizi ayırmıyor, tam tersine bir arada tutanın ta kendisi.

Ömer Durgın - Doğanın Noktasında - Diyarbakır

Ömer Durgın - Doğanın Noktasında - (Diyarbakır)

Diyarbakır'dan Ömer Durgın, puantalist bir yaklaşımla inek ile yavrusunu ele alıyor. Noktalardan oluşan yüzey, uzaktan baktığınızda bütünleşiyor. Tıpkı zamanın, emeğin ve belleğin birikerek anlam oluşturması gibi.

Durgın'ın işi doğumdan ölüme uzanan varoluş sürecini konu alıyor. Anne ve yavru yan yana, doğanın sürekliliğini ve var olma içgüdüsünü taşıyorlar. Parçalar tek başına nokta, bir araya gelince hayat.

Ergül Karagözoğlu - Doğanın Frekansı - Muğla

Ergül Karagözoğlu - Doğanın Frekansı - (Muğla)

Muğla'dan Ergül Karagözoğlu, kuşakların belleğine kazınmış bir görüntüyü canlandırıyor: televizyon test kartı. O renkli çizgiler bir zamanlar yayının başlamasını beklediğimiz anların simgesiydi.

Karagözoğlu bu tanıdık görseli inek figürüne taşıyarak doğa ile endüstriyel üretim arasında ironik bir köprü kuruyor. Pop-art etkisiyle güncel bir dil yakalayan eser, hem gülümsetiyor hem düşündürüyor. Belki de doğanın frekansına yeniden bağlanma vakti gelmiştir.

Kapak: Şevval Konyalı - Çiçeği Burnunda - İstanbul

 

 



En Çok Okunanlar

Bizi Whatsapp'ta takip edin