Tavşan Deliğine Yeniden Düşmek: Alice Harikalar Diyarında’yı Yapay Zekâ Çağında Okumak

Duygu Aydemir

18 saat önce

1865’te Lewis Carroll mahlaslı bir matematikçi  tarafından yazılan Alice Harikalar Diyarında, yalnızca bir çocuk masalı değil; kimlik, mantık ve gerçeklik üzerine çok katmanlı bir düşünce evreni. Yapay zekâ çağında tavşan deliği yeniden anlam kazanıyor.


Bir kız çocuğu, beyaz bir tavşanın peşinden giderek bir deliğe düşüyor.

Ama bu düşüş yalnızca fiziksel bir hareket değil; zamanın, mantığın ve gerçekliğin çözülmeye başladığı bir dünyanın içine geçişi temsil ediyor. Tavşan deliğinden aşağı süzülen Alice’in karşısına sürekli geç kalan Beyaz Tavşan, anlamsız bilmeceler soran Çılgın Şapkacı, bir görünüp bir kaybolan Cheshire Kedisi ve otoritesini tehditle kuran Kalpler Kraliçesi çıkıyor. İlk bakışta bir çocuk hayalinin ürünü gibi görünen bu dünya, aslında 160 yılı aşkın süredir farklı yaşlarda, farklı dönemlerde yeniden anlamlandırılıyor.

John Tenniel (1820-1914), Alice and the Rabbit

Bugün eser yeniden tartışılıyor. Üstelik bu kez çocuk edebiyatı bağlamında değil; kimlik, gerçeklik, algoritmalar ve teknoloji çağında insan zihninin dönüşümü üzerinden.

Belki de biz de, farkında olmadan, yeniden bir tavşan deliğine düşüyoruz.


Lewis Carroll

Lewis Carroll mahlasıyla tanınan yazarın gerçek adı Charles Lutwidge Dodgson. Oxford Üniversitesi’nde, Christ Church College’da matematik dersleri veriyor; ama asıl ilgi alanı yalnızca sayılar değil, sembolik mantık. 1896’da yayımladığı "Symbolic Logic" adlı eseriyle, öncülüğünün uzun süre fark edilmediği mekanik çıkarım yöntemleri geliştirdi; bugün bu yöntemlerin otomatik akıl yürütme sistemlerinin, yani yapay zekânın temel mantığıyla doğrudan akraba olduğu biliniyor. Alice’in yaratıcısı, aynı zamanda modern hesaplamalı düşüncenin erken mimarlarından biri.

Bu, kitabın bugün neden yeniden yorumlandığını anlamak açısından önemli.


Hikâyenin çıkış noktası şaşırtıcı biçimde gündelik bir ana dayanıyor. 4 Temmuz 1862’de Thames Nehri’nde yapılan bir sandal gezisinde Dodgson, tanıdığı akademisyen Henry Liddell’in kızlarına — Lorina, Edith ve küçük Alice Liddell’e — doğaçlama bir hikâye anlatmaya başlıyor. Alice hikâyeyi o kadar seviyor ki, Carroll’dan bunu yazmasını istiyor. Önce el yazması bir versiyon hazırlanıyor; ardından metin genişletilerek 1865’te Alice’s Adventures in Wonderland adıyla yayımlanıyor.

Lewis Carroll, Alice Adventures In Wonderland, Published by John Lane. The Bodley Head. London, 1907

İlk bakışta bir çocuk kitabı gibi görünse de eser, Viktoryen çocuk edebiyatının örneklerinden belirgin biçimde ayrılıyor. Çünkü 19. yüzyıl İngiltere’sinde çocuk edebiyatı çoğunlukla ahlaki öğütler veren, doğru davranışı öğreten didaktik metinlerden oluşuyor. Alice Harikalar Diyarında ise okuruna neyin doğru olduğunu söylemiyor; tersine, kuralların sürekli değiştiği bir dünyaya davet ediyor.

Bu dünyada mantık her an yer değiştiriyor. Saatler işliyor ama zaman ilerlemiyor. Bir çay partisi sonsuza dek sürebiliyor. Kelimeler aynı gibi görünse de herkes başka bir şey anlatıyor. Otorite çoğu zaman keyfi davranıyor. Bu nedenle birçok eleştirmen kitabı, yalnızca bir hayal gücü anlatısı olarak değil; yetişkinlerin kurduğu dünyaya yönelik ince bir sorgulama olarak da okuyor.


Eserin merkezindeki en önemli sorulardan biri kimlik.

Alice, hikâye boyunca sürekli dönüşüyor: boyu uzuyor, kısalıyor, çevresi değişiyor ve kendisine dair algısı giderek kırılmaya başlıyor. Bu dönüşümün merkezinde, en çok tartışılan sahnelerden biri yer alıyor. Tırtıl ona dönüp yalnızca şunu soruyor:

“Sen kimsin?”

Alice’in verdiği cevap ise şaşırtıcı derecede çağdaş bir kırılganlık taşıyor:

“Şu anda pek bilmiyorum efendim…”

1865’te yazılmış bir metin için oldukça modern bir cümle bu. Çünkü mesele yalnızca bir çocuğun büyümesi değil; değişen koşullar içinde insanın kendisini nasıl tanımladığı sorusu.

Bu sahne günümüzde farklı bir ağırlıkla okunuyor. Sosyal medyada her beğeni, her tıklama, her izleme süresi bir profil oluşturuyor; algoritmalar bu profilden hareketle bir “sen” inşa ediyor, sana ne göstereceğine, neyi öne çıkaracağına bu inşa karar veriyor. İnsan, kendisini gerçekten kim olduğu üzerinden mi tanımlıyor; yoksa platformların yansıttığı versiyon üzerinden mi? Tırtıl’ın sorusu 160 yıl sonra yanıtsız kalmaya devam ediyor; sadece soran değişti.


Son yıllarda Wonderland metaforu, sadece edebiyat çevrelerinde değil, yapay zekâ tartışmalarında da yeniden dolaşıma giriyor.

Wharton profesörü ve Co-Intelligence kitabının yazarı Ethan Mollick, YZ’ye ilişkin yazılarında sürekli altını çizdiği bir gerçeği şöyle özetliyor: “Kimse hiçbir şey bilmiyor. Hepimiz bunu birlikte keşfediyoruz.” Kuralları henüz tam bilinmeyen bir dünyanın içinde hep birlikte ilerliyoruz. Tıpkı Alice gibi.


Alice Harikalar Diyarında bugün bu sebeple yeniden anlam kazanıyor.

Lewis Carroll’un bir çocuk için anlattığı hikâye, zamanla yalnızca bir masal olmaktan çıkıp insan zihninin belirsizlik karşısındaki haline dönüşüyor. Tırtıl’ın sorusu halen yanıtsız. Algoritmalar cevap üretiyor; ama o cevabın kim olduğumuzu mu, yoksa kim olmamız gerektiğini mi söylediği ayırt edilemiyor.

Artık hepimiz biraz Alice gibiyiz: yönümüzü bulmaya çalışıyor, anlamı yeniden kuruyor ve kuralları sürekli değişen bir dünyanın içinde ilerliyoruz.



En Çok Okunanlar

Bizi Whatsapp'ta takip edin