ekavbanner1.jpg

Üç Erkeğin Sessizliği: Flaubert ile Hopper'ın Yalnız Odaları

Nisa Ece Bergsan

2 saat önce

Köy her zamanki gibi sessizdi; Charles uyanıktı, hep onu düşünüyordu. Rodolphe, sıkıntısını dağıtmak için bütün gün ormanda dolaşıp avlanmış, şatosunda rahat rahat uyuyordu; Léon da uyuyordu, uzaklarda... (Flaubert, Madam Bovary, Can Yayınları, s. 392). Gustave Flaubert’in 1856’da yayımlanan başyapıtı Madam Bovary’de, Emma Bovary’nin arsenikle trajik intiharından hemen sonra gelen bu çarpıcı cümle, onun hayatındaki üç erkeğin tepkilerini ustalıkla yan yana koyar. Yazar, Charles’ın bitmeyen yasını, Rodolphe’un geçici huzursuzluğunu ve Léon’un kayıtsızlığını betimleyerek, Emma’nın romantik hayallerinin ve beklentilerinin nasıl boşa düştüğünü vurgular. Bu sahnede Flaubert, gerçekliğin acımasız ironisini sergiler; Emma hayalleri için ölürken erkekler hayatlarına devam eder.

Flaubert, Gustave. Madame Bovary. Çeviren Tahsin Yücel, Can Yayınları, 1983

Emma Bovary, manastır yıllarında okuduğu romantik romanların etkisinden çıkamamış onlarla adeta büyülenmiş bir karakterdir. Walter Scott, Chateaubriand gibi yazarların eserleri ona gerçeklikten oldukça uzak aristokrat aşklar, gizli buluşmalar ve kahramanca fedakârlıklar vaat eder. Charles Bovary ile olan evliliği ise bu hayalleri paramparça eder. Charles, iyi kalpli ama sıradan bir taşra doktorudur; evlilikleri, Emma’nın okuduğu romanlardaki ateşli tutku yerine günlük rutinlere gömülüdür. Charles’ın sağladığı güvenli aşk Emma’ya boğucu gelir. Saklı aşklar yaşamaya başlar. İlk kaçamak sevgilisi Leon Dupuis olur. Genç kâtip Léon, Emma’ya şiirsel mektuplar yazar, vals danslarında kalbine dokunur; o, Emma’nın romanlardan öğrendiği naif, idealize aşkı temsil eder. Ancak bu aşk uzun sürmez, Léon’un çekingenliği ve şehir özlemi, ilişkiyi yarıda bırakır; Emma’yı terk ederek Paris’e yerleşir.

Emma ikinci ilişkisini oldukça çapkın, deneyimli ve zengin bir adam olan Rodolphe ile yaşar. Rodolphe adeta bir avcı gibidir; gizli orman buluşmaları, yazdığı tutkulu mektuplar ve hatta at sırtında beraber daha iyi bir hayata kaçış hayali, Emma’nın en derin arzularını ortaya çıkarır. Rodolphe, Emma’yı bir kitap gibi okur, bazen ona üzülür, bazen acır, bazen de delice arzular ancak hiçbir zaman cesurca sevmez. Emma’ya kurdurduğu kaçış hayalini son dakikaya kadar sürdürür çünkü doğruyu söylemeye cesareti yoktur ve kaçış planından önceki gece yazdığı bir mektupla Emma’yı tamamen terk eder. Kendi rahatlığı onun için daha önemlidir fakat Emma ile yüzleşmeye cesareti yoktur. Bu iki erkek, Emma’nın hayalindeki tutkulu aşkın iki yüzünü somutlaştırır: Biri tatlı dili ile kandırır, diğeri şehvetiyle yakar, sonunda ikisi de gerçeklikte çöker.

Edward Hopper, Room in New York. 1932. Sheldon Sanat Müzesi, Lincoln.

Hopper’ın Tablosundaki Sessiz Çift

Edward Hopper’ın 1932 tarihli "Room in New York" tablosu, Emma’nın dramını görsel bir metaforla yakalar. Hopper, Amerikan realizminin ustası olarak, modern yalnızlığı keskin ışık-gölge kontrastları ile betimler. Tabloda, bir New York dairesinde gazete okuyan smokinli bir adam ve sırtı dönük piyano çalan kırmızı elbiseli bir kadın görülür. Fiziksel olarak aynı odada olmalarına rağmen aralarındaki uçurumun varlığı hissedilir. Adam gazetelere gömülmüştür, kadın ise piyano başında kendi iç dünyasında kaybolmuştyr. Bu çift, doğrudan Emma ve Charles’ı çağrıştırır. Aynı Charles gibi bu adam da durumdan habersiz bir şekilde meşguldür; Kadın ise Emma gibi adama sırtını dönmüştür ve içindeki boşluğu müzikle doldurmaya çalışmaktadır. Hopper’ın pencereden sızan sokak lambası ışığı, odayı yararak çiftin duygusal kopukluğunu vurgular – tıpkı Emma’nın taşra evindeki boğucu monotonluk gibi.

 Hopper’ın eserlerinde sıkça görülen bu “yan yana yalnızlık” teması, Emma’nın evliliğini mükemmel bir biçimde özetler. Charles, Emma’yı gerçekten sever ama anlamaz; onun hayallerini, hayat perspektifini ve beklentilerini göremez. Emma ise Charles’ı bir yük olarak görür, roman sevgilileriyle kıyaslar. Tablodaki kadın figürü modern insanın bastırılmış görülme ve anılma arzusunu evrensel bir simgeye dönüştürür. "Room in New York", Emma’nın Charles ile geçirdiği yılların görsel alegorisi olur; aynı çatı altında yaşayan iki yabancı.

Auguste Toulmouche, Dolce far niente (Sweet Doing Nothing). 1877. Özel koleksiyon

Sosyal Medya Çağında Flaubert ve Hopper

Emma’nın romanlardan öğrendiği bu idealize aşk günümüzde sosyal medya filtrelerinde yeniden doğar. Instagram’da mükemmel çift fotoğrafları, filtreli tatiller ve sonsuz hikâyeler, Emma’nın Chateaubriand romanları gibi bireyleri gerçek olmayan bir şeyin varlığına inandırır. Léon ve Rodolphe’un modern karşılıkları ise Tinder eşleşmeleri veya DM’lerden gelen tutkulu mesajlardır: Anlık heyecan vaat eder, ama terk eder. Hopper’ın odasındaki gibi çiftler yan yana oturup telefonlarına gömülür; fiziksel yakınlık duygusal mesafeyi gizler. Sosyal medya sadece insanların yalnızlığını çoğaltır. İdealize edilmiş “mükemmel aşk” peşinde koşanlar gerçek hayatta sıradanlıkla yüzleşir. Bu platformlar, bireyleri giderek izole eder; paylaşılan gerçek dışı ve idealize hayatlar içteki boşluğu büyütür. Emma görünürde mükemmel hayatlar yaşayan influencerların bolca bulunduğu bu sosyal medya çağında yaşasaydı, muhtemelen sonu yine trajik olurdu, çünkü gerçekler her çağda hayalleri ezer.

Flaubert ile Hopper’ın eserlerini bir yazıda birleştirebilmesi, Madam Bovary’nin evrenselliğinin ve zamansızlığının önemli bir göstergesidir. Emma’nın trajedisi 19. yüzyıldan 21. yüzyıla uzanır; “mükemmel aşk” arayışı yalnızlıkla biter. Bu analiz, sanatın zamansız gücünü kanıtlar; bir cümle, bir resim, çağları aşar.

 



En Çok Okunanlar

Bizi Whatsapp'ta takip edin