Beyaz Tütülerin Altında: Degas’nın Bale Sınıfında Gizlenen Gerçekler

Nisa Ece Bergsan

13 gün önce

Bale denilince akla, zarafet ve inceliğin insan bedeninde buluşarak yaratıcı bir koreografiyle, etkileyici bir klasik müzik eşliğinde izleyiciye sunulduğu görsel ve duyusal bir şölen gelir. Ancak bu sanat dalında başarılı olmak için verilen emek, yapılan fedakarlıklar ve dansçıların çektiği fiziksel acılar çoğu zaman balenin görkemi tarafından ezilir ve geri planda bırakılır. Edgar Degas’ın 1874-1876 yılları arasında üretmiş olduğu ürettiği La Classe de danse (Bale Sınıfı) adlı tablosu bu ikilemi görünür kılar. İlk bakışta tablo elegant bir atmosfer taşır; beyaz tütüleri, özenle yapılmış topuzları ve renkli kurdeleleriyle öğretmenlerinin düzeltmelerini dinleyen genç balerinler karşımıza çıkar. Fakat tabloya dikkatlice baktığımızda, bu masum görüntünün ardında saklanan ağır disiplin yükünü, beklentileri ve genç kızların vücutlarının maruz kaldığı sömürüyü fark etmeye başlarız.

Edgar Degas, Bale Sınıfı, 1874, Tual üzerine yağlı boya, 83.5 cm × 77.2 cm

Hafif Tütüler ve Ağır Gerçekler Arasında 

Edgar Degas 1834 Paris doğumlu empresyonist bir ressamdır. Degas’nın en çok bilinen eserleri balerinleri konu alan çalışmaları olmuştur. Bale hakkındaki ilk eserini 1866 yılında resmetmiş olup konu hakkında tahmin edilen 1.500 çalışması vardır. Degas eserlerinde baleyi ve balerinleri idealize etmekten ziyade bu sanat dalının arkasındaki yoğun emeği ve sanatçıların beden yorgunluklarını en doğal hali ile gözler önüne serer. Bu sebeple, resimlerini incelediğimizde hem balerinlerin seyirciye görünen müthiş estetiklerinin hem de sahne perdelerinin arkasına saklanmış psikolojik baskı ve fiziksel tükenmişliklerinin farkına varırız. 

Degas, Parisli sanat simsarı Ambroise Vollard'a “İnsanlar bana dansçı kızların ressamı diyorlar…Dansçılara olan ilgimin, hareketleri yansıtmak ve güzel kıyafetler çizmekten ibaret olduğunu hiç akıllarına gelmemişti.” demiştir. La Classe de danse (Bale Sınıfı) tablosunda ressamın ne demek istediğini çok iyi anlarız. Tabloda bir hareket hali hakimdir, genç balerinlerin bazıları oturmakta, bazıları tütülerini, tokalarını düzeltmekte, bazıları kendini kaşımakta, bazıları ise öğretmeni dinlemektedir. Stüdyo gösterişli bir yer değildir; aksine yorgunluğun, baskının ve insan sınırlarının her gün sessizce zorlandığı bir mücadele sahnesidir. 

Edgar Degas, La Petite Danseuse de Quatorze Ans, 1878–1881

Degas’ın yaşamı boyunca sadece yağlıboya çalışmaları yapmadığından da bahsetmek gerekir, ressamın heykel alanındada çalışmaları bulunmaktadır. Ancak bu çalışmalarından sergilenen tek heykeli Paris Opera ve Balesinde bale öğrencisi olan Marie Genevieve van Goethem’in modelliğini yaptığı La Petite Danseuse de Quatorze Ans (14 Yaşındaki Küçük Dansçı) adlı heykel olmuştur. Balmumundan yapılmış üzerinde gerçek bir tütü ve pointleri olan bu heykel modern sanat tarihinde en çok bilinen ve ilgi gören heykellerden biri olmuştur. 

Sylph’lerden Les Petits Rats’e: Marie Taglioni ve Balenin Dönüşümü

Degas ünlü bale konulu çalışmalarını resmetmeye başlamadan yıllar önce Paris Opera ve Balesinin ve orada sahne alan dansçıların toplumdaki imajı ve yerleri çok daha farklıydı. Bale İtalya'da ortaya çıkmasına rağmen Catherine de Medici’nin bu sanat dalını Fransız sarayına taşımasıyla beraber eşi benzeri bulunmayan bir Fransız sanatı haline geldi. Kraliyet ailesi tarafından yoğun ilgi gören ve beğenilen bu sanat dalı zamanla Fransız kraliyetinin simgesi olan bir sanat formuna dönüştü. 1669 yılında Kral 14. Louis tarafından bale kurumsallaştırıldı ve o zamandaki adı ile Académie Royale de Danse, Paris Opera ve Balesi, açıldı. 

Ancak 1700 lerde yaşanan Fransız devrimi ve Napolyon'un dengesiz rejimi sanattaki ve toplumdaki sosyal bariyerleri esnetmeye başladı. Bu dönemde kadın dansçılar, balerinler, bale alanında daha fazla inisiyatif alabilme ve kendi kararlarını verebilme imkanına sahip oldular. 1800 yıllarına gelindiğinde performansları ile seyircileri büyüleyen balenin ölümsüzlüğünün, hafifliğininin ve estetiğininin adeta vücut bulmuş hali olan ünlü balerin Marie Taglioni operada sahne almaya başladı. Taglioni sahip olduğu otorite sayesinde bugün her balerin tarafından kullanılan point ayakkabılarını bularak ve tütüsünü kısaltarak bale tarihini sonuna kadar değiştirdi.

Taglioni ile başlayan bir balerinin operada söz hakkında sahip olma konsepti maalesef kısa süreli oldu. 1900 lere gelindiğinde Paris’te evsizlik ve yoksulluk ciddi derecede artmıştı bu da paraya ihtiyacı olan genç balerinlerin opera tarafından sömürülmesine ve suistimal edilmesine sebebiyet vermişti. Degas’nın tablosunda ve diğer çoğu çalışmasında gördüğümüz Les Petits Rats (Küçük Fareler) ise opera hiyerarşisinde en altta bulunan ve en çok ezilen gruptur. Bu gruba mensup olan balerinler paraya muhtaç ailelerden gelen, hayatta hiçbir söz hakları bulunmayan, dolayısıyla kar yapmaya aç opera tarafından hunharca sömürülmüş küçük kızlardır. Bu sebeple tabloya baktığımızda genç balerinleri point üstünde dans eden romantik sylphler olarak değil hayalleri, gençlikleri ve vücutları sosyal baskılar tarafından çalınan “küçük fareler” olarak görürüz. 





En Çok Okunanlar

Bizi Whatsapp'ta takip edin