Lara Barut Collection’da Duyuların Katmanları: “Any Colour You Like” Sergisi

İlayda Haydarpaşa

23 saat önce

Bazen bir sergi alanına adım attığınız ilk anda her şey zihninizdeki o kusursuz, steril galeri beklentisiyle örtüşmeyebilir. Bir otel ortamında sanatla karşılaşmak, alışık olduğumuz "white cube" deneyiminin dışına taştığı için ilk bakışta izleyicide temkinli bir merak uyandırır. Ancak Lara Barut Collection’ın Akdeniz kıyısında, 12 Eylül’de kapılarını açan "BAYOU Art & Culture Masters: Any Colour You Like" sergisinde yürümeye devam ettikçe ve eserlerin arkasındaki sesler duyulur oldukça, bu deneyim bambaşka bir algısal boyuta evrildi.

Lara Barut Collection’ın yalnızca bir konaklama alanı olmanın ötesine geçerek sanatı bir yaşam kültürü haline getirme vizyonu, Sanat Koordinatörü Hakan Kürklü’nün yedi yıldır istikrarla yürüttüğü çalıştaylar ve kurulan kalıcı koleksiyonla birleştiğinde hayata geçmeyi başarmış bir hedef olarak konumlanıyor. Mekânın vadettiği "iyi yaşam" (well-being) vaadi, burada sadece bedensel bir dinlenme olarak kalmıyor, aksine çağdaş sanatın dönüştürücü gücüyle birleşerek pozitif psikoloji literatürünün sıklıkla işaret ettiği estetik restorasyon alanını yaratıyor. Sanat, yalnızca duvarları süsleyen pasif bir nesne olmaktan çıkıp; izleyicinin bilişsel yorgunluğunu hafifleten, duygusal regülasyonunu destekleyen ve ziyaretçinin mekândan zihinsel olarak onarılmış ayrılmasını sağlayan aktif bir aktöre dönüşerek pozitif psikolojinin de bedenselleştiği bir merkeze halini alıyor.

Sanatçıların Zihninden Yansıyan Renkler

Benim için serginin asıl dönüm noktası, sanatçılar kendi üretim pratiklerini ve ardındaki içsel süreçleri anlatmaya başladıklarında gerçekleşti. Apayrı kişisel tarihlerden gelen beş sanatçının işleri, ilk bakıştaki bağımsız duruşlarının ardında birbirleriyle iletişim kuran ortak bir dile sahipti: Kendi renginle var olmak.

Nurdan Likos

Nurdan Likos’un işlerinde doğa, edilgen bir peyzaj olmaktan öteye geçerek doğrudan bir varoluş ve sığınma kalkanı olarak yer alıyor. "Tohum" ve "koruyucu kılıf" metaforları üzerinden şekillenen dili, Anadolu arketipleri bağlamında kadının koruyucu ve yaşamı yeniden filizlendiren ilksel gücünü açığa çıkarıyor. Dış tehditlere, toplumsal baskılara ve travmalara karşı benliğin kabuğuna çekilişini ve oradan filizlenerek doğuşunu izlemek, kadın varoluşunun köklerine dair etkileyici bir zemin sunuyor.

Emre Acar

Kadın portrelerini odağa alan Emre Acar, yüzü ve bedeni doğrudan bir "psikolojik arşiv" olarak kurguluyor. Tuvallerdeki kadınlar izleyiciyle göz teması kurarken bir ajitasyona ya da edilgen bir kurban rolüne sığınmıyor; aksine, yaşadıkları içsel çatışmaları ve taşıdıkları toplumsal hafızayı doğrudan ve onurlu bir duruşla yansıtıyorlar. Acar’ın fırçasından çıkan bu yüzler, travmanın insan ruhunda bıraktığı izlerin yok sayılamayacağını ama aynı zamanda kadının içsel gücüyle nasıl taşındığını gösteren güçlü bir psikolojik yüzleşme alanı açıyor.

Emel Ezal

Emel Ezal’ın neon paleti ve figüratif dili, görsel algıyı doğrudan ve yüksek frekanstan yakalıyor. Sanatçının renk, duygu ve algı ilişkisini araştırdığı bu üretimlerde; modern insanın gündelik yaşam içinde bastırdığı yüksek uyarılmışlık hali, kaygıları ve ani duygu dalgalanmaları neon tonların çarpıcılığıyla dışa vuruluyor. Zorlayıcı yaşam deneyimlerinin ve bastırılmış duygulanımların resim pratiği aracılığıyla dönüştürülmesi, Ezal’ın işlerindeki renkleri salt estetik bir tercih olmaktan çıkarıp duygusal regülasyon ve baş etme mekanizması haline getiriyor.

Emir Yasin Yağmurca

Emir Yasin Yağmurca, klasik manzara anlayışını kırarak doğayı zihinsel bir süzgeçten geçiriyor. Gittiği her coğrafyaya resim pratiğini de taşıyan sanatçı, fiziksel mekânı olduğu gibi kopyalamak yerine, o yerin onda bıraktığı duyusal tortuyu soyutluyor. Kimi zaman formun tamamen silikleştiği, kimi zaman ise daha belirgin ama yine de soyut bir mesafede durduğu bu manzaralar; belleğin mekânı lineer değil, hisler ve çağrışımlar üzerinden hafızaya kazıdığının görsel bir kanıtı görevinde.

Daniela Budişteanu, Benim Güzel Dertlerim Var, 2026.

Daniela Budişteanu, soyutladığı kadın figürlerinde dramatik duygu aktarımını tüm bedene yaymak yerine, ifadenin asıl taşıyıcısı olarak gördüğü yüz ve ellere odaklanıyor. Onun pratiğinde ellerin duruşu ve mimikler, figürün iç dünyasını dışarı vuran en birincil araçlar. Çizdiği kadınların hemen hepsinde somut bir dert anlatıcılığı var; belki bastırılmış, konuşulmayan ya da zamanla unutulmuş toplumsal veya kişisel bir meseleyi sırtlanıyorlar. Sanatçı bu kadınların hikayesini aktarırken figürü bilinçli olarak soyutlaştırıyor; ancak bu soyutlama anlatılan meselenin ağırlığını hafifletmek yerine, izleyiciyi o derdin özüyle baş başa bırakan güçlü bir hikâye anlatıcılığına dönüşüyor.

Hakan Kürklü küratörlüğünde gerçekleşen sergi, beş sanatçının pratiklerini kalıpların içine sığmak zorunda bırakmadan, kendi sesleriyle var olabilme noktasında özgürleştiriyor. Birbirinden bağımsız bu beş anlatı, Akdeniz’in dinginliğiyle birleştiğinde izleyiciyi de kendi içindeki farklı tonlarla yüzleşmeye bırakıyor. "Any Colour You Like", sanatın iyileştirici gücünün tam olarak bu öznel alanda başladığını hatırlatan sade ve etkili bir iz bırakıyor.

Yazı ve Fotoğraflar: İlayda Haydarpaşa

Paylaş:


Yorum yapmak için tıklayın

Diğer Yazıları

bir ay önce

Güneş ve Ay’ın Etkisinde İnsan Ruhu: Saatchi Gallery’de “The Sun and The Moon: Art Inspired by the Celestial” Sergisi

2 ay önce

Aşkın Keskisi: İçimizdeki Meleği Özgürleştiren Michelangelo Etkisi

3 ay önce

Müze Psikolojisi: Küratöryel Hipnoz ve Beynimizin Mekânla İmtihanı

4 ay önce

Duvardaki Benlik: Sanat Koleksiyonerliğinin Psikolojisi

6 ay önce

Kötülüğün Sıradanlığı: Marina Abramović ve Zimbardo

En Çok Okunanlar